İlköğretim Dersleri

Ortaöğretim Dersleri

Karma-Karışık

Site İstatistikleri

Toplam Üye:2726
Son Üyemiz:iqxrcvtfpn
Son Ziyaretçi:gökmen
İçerik:6489
İçerik Okunma:6714524
Kelimede Anlam, Gerçek Anlam, Mecaz Anlam, Yan Anlam, Yakıştırma Anlam, Terim Anlam, Eş Anlam, Karşıt Anlam, Deyim, Atasözü, Sesteş Sözcükler, Özdeyiş, Yansıma Sözcükler, ikileme, Ad Aktarması, Kök, Ek, Kelime Yapısı PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı.   
Salı, 04 Mayıs 2010 23:00

KELİME ANLAMI



GENEL BİLGİLER

Sözcük, çoğu zaman, dilin kendi başına anlamı olan en küçük
parçası, diye tanımlanır. Ağaç, hayal, dost gibi sözcükler buna
örnektir. Bazı sözcükler ise tek başına anlam taşımayıp diğer
sözcüklerle bir araya geldiğinde belli bir anlam ifade eder: için,
gibi, göre vs.

ÖSS'de sözcük anlamına dayalı sorular değişik soru
biçimleriyle karşımıza çıkar. Kimileri: "Aşağıdakilerden hangisinde
altı çizili sözcük mecaz anlamıyla kullanılmıştır?" Gibi bilgiye
dayalı olduğu halde, kimileri: "Aşağıdakilerden hangisinde "gün" sözü
ötekilerden farklı anlamda kullanılmıştır?" Gibi sözcüğün cümle
içindeki yorumuyla ilgilidir. Hatta yoruma dayalı sorular sözcük
anlamıyla ilgili soruların çoğunu oluşturur.



GERÇEK, MECAZ VE YAN (YAKIŞTIRMA) ANLAM

Gerçek anlam, bir sözcüğün temel anlamıdır; buna sözcüğün
ilk akla gelen anlamı ya da sözlükteki ilk anlamı da denir. Bir
sözcüğün diğer anlamları gerçek anlamından yola çıkılarak
oluşturulmuştur. Örneğin "Burun" dendiğinde aklımıza ilk gelen,
insanın bir organıdır. Öyleyse: "Burnundaki benler onu öyle tatlı
gösteriyordu ki..." Cümlesindeki "burun" sözü insanın bir organı
anlamında olduğundan gerçek anlamında kullanılmıştır. Ancak aynı söz:
"Bugünlerde burnu büyüdü kimseleri gözü görmüyor." Cümlesinde insanın
bir organı anlamını vermekten çok uzaktır. Temelde bu, gerçek anlamdan
doğmuş ancak tamamen farklı bir özellik kazanmıştır.

İşte sözcüğün gerçek anlamından tamamen uzaklaşarak
kazandığı bu anlama mecaz anlam diyoruz.

Bir de sözün, çoğu kaynağın mecaz anlama dahil ettiği ancak
mecaz anlamdan biraz farklı olması yönüyle yan anlam ya da yakıştırma
diye de anılan bir anlamı vardır. Yukarıda verdiğimiz "burun" sözünü
"Ayakkabımı biraz küçük almışım; burnu ayağımı sıkıyor." Cümlesinde
ele alalım. Buradaki "burun" sözü gerçek anlamda değildir; çünkü
"insanın bir organı" ifadesini taşımıyor. Tam olarak mecaz anlama da
girmez; çünkü temelde gerçek anlamla yakın bir ilgisi vardır.
Ayakkabının o kısmına burun denmesinin nedeni insanın burnuna konum
itibariyle benzemesindendir. İşte sözcüğün, gerçek anlamında
karşıladığı varlığa şekil benzerliğinden dolayı başka bir varlığa
verilmesine yan anlam ya da yakıştırma denir.



SOMUT VE SOYUT ANLAM

Sözcükler varlıkları ve kavramları karşılar. Varlık, madde
olarak bulunan yani duyu organlarıyla algılanabilen bir nitelik taşır.
Örneğin; ağaç, yeşil, kalem gözle; soğuk, ıslak dokunmayla; ses,
gürültü işitmeyle; koku koklamayla; acı, ekşi tatmayla algılanabilir.
İşte duyu organlarımız yardımıyla algılayabildiğimiz bu sözcüklere
somut anlamlı sözcükler denir.

Oysa üzüntü, sevgi, özlem, hasret, rüya gibi sözcükleri
herhangi bir duyumuzla algılayamayız; bunların sadece kavram olarak
var olduğunu kabul ederiz. İşte bu tür sözcüklere de soyut anlamlı
sözcükler denir.

Bir sözcük her zaman somut olamayacağı gibi her zaman soyut
da değildir. Bir cümlede somut olan sözcük başka bir cümlede soyut
anlam taşıyabilir. Örneğin; "Bu iki çizgi arasındaki açı kırk beş
derece vardır." Cümlesindeki "açı" sözcüğü ölçülebilen bir değer
taşıdığından somut anlamlıdır. Aynı sözcük " Sen bu sorunu hangi
açıdan ele aldın?" Cümlesinde, ölçülebilen bir değer olmaktan çıkmış,
mecaz anlam kazanarak soyut bir kavramı karşılar duruma gelmiştir.



TERİM ANLAM

Herhangi bir bilim, sanat ya da meslekle ilgili özel bir
kavramı karşılayan sözcüklere terim denir. Yeni bulunan bir kavram,
yeni bir terimle karşılanabileceği gibi, günlük hayatta kullanılan bir
sözcüğe özel bir anlam verilerek de karşılanabilir. Örneğin "ağız"
sözü "Adamın ağzında diş kalmamış, hala genç gibi davranıyor."
Cümlesinde gerçek anlamında ve günlük kullanımıyladır. Aynı söz
"İstanbul'da büyümüş; ama Karadeniz ağzıyla konuşuyor." Cümlesinde
dilbilgisinde bir tanım olan "yöresel konuşmalara dilde verilen
karşılık" anlamına gelerek bir terim oluşturmuş. Ya da "Irmağın ağzı
toprakla dolmuştu." Cümlesinde olduğu gibi "ırmağın denize karıştığı
yer" anlamında kullanılarak coğrafi bir terim olmuştur.



EŞ ANLAM

Aynı kavramı karşılayan farklı sözcükler eş anlamlıdır.
Örneğin "ayakkabı" sözü ile "kundura" sözü aynı nesneyi karşıladıkları
için eş anlamlı sayılır. Ancak bir sözcük daima başka bir sözcükle eş
anlamlı olmaz. Bazen aynı sözcük farklı cümlelerde eş ya da farklı
anlamlar da taşıyabilir. Cümlenin gelişine göre eş anlamlılık durumu
değişir. Örneğin; "Çocuğun kara gözleri, büyüleyiciydi." Cümlesindeki
"kara" yerine "siyah" diyebiliriz. Ancak "Ah alnımın kara yazısı!"
Sözündeki "kara" yerine "siyah" getirilemez. Çünkü "kara" sözü
cümlelerin ikisinde de farklı anlamlar veriyor. Dolayısıyla ikinci
cümlede mecaz anlama geldiği için yerine "siyah" sözcüğünü
getiremiyoruz.



KARŞIT (ZIT) ANLAM

Birbirine karşıt kavramları karşılayan sözcüklerdir. Karşıt
anlamlı sözcükler iki zıt noktayı belirtirler. Örneğin; "güzel"
sözcüğünün karşıtı "itici" olamaz çünkü iticilikte sevimsizlik anlamı
da vardır. Oysa "güzel" sözü sevgiyi beraberinde ifade etmez. Bunun
karşıtı ancak "çirkin"dir. Aynı durum eylemlerde de görülür. Örneğin;
"sevmek" eyleminin karşıtı "sevmemek" değildir. Çünkü "sevmek" iyi bir
duygunun varlığını bildirir. Sevmemekte ise bu duygunun bulunmadığı
anlamı vardır. Oysa karşıtlıkta, olan duygunun tam karşıtı olmalıdır;
bu da "nefret etmek"tir. Bu nedenle karşıtlıkla olumsuzluğun farkını
görmek önemlidir.



DEYİM

En az iki sözcükten meydana gelen, sözcüklerden en az birisi
mecaz anlamıyla kullanılan, cümlede eylem bildiren söz öbekleridir.
Deyimi oluşturan sözcükler çoğu zaman kendi anlamlarından uzaklaşmış
görülürler. Örneğin: "Haberi duyunca etekleri zil çaldı." Cümlesinde
"etekleri zil çalmak" çok sevinmek anlamına gelen bir deyimdir. Ancak
burada etek, zil, çalmak sözlerinin sevinmekle bir ilgisinin olmadığı
açık.

Bazı deyimlerde ise sözcükler gerçek anlamlarını tamamen
yitirmemiş olabilir. Örneğin: "Yükte hafif pahada ağır ne varsa
getirin." Cümlesindeki altı çizili deyimde "yük" ve "paha"
sözcüklerinin gerçek anlamlı olduğu açıktır.

Deyimler genellikle bir eylem bildirir. Bu nedenle bir eylem
gibi çekimlenebilir. Bu yönüyle atasözlerinden farklılık gösterir.
Atasözleri daima cümle halinde bulunup yargı bildirirlerken, deyimler
mastar olarak da kullanılabilir. Örneğin "küplere binmek" deyimdir ve
"sinirlenmek" anlamındadır. Mastar halinde de anlamlıdır. Ancak bu
açıklamaya uymayan deyimler de vardır. Örneğin, "Dün az kalsın kaza
yapıyordum." Cümlesinde altı çizili söz deyim olarak verilmiş. Biz bu
deyimi "az kalmak" şeklinde mastar olarak kullanamayız. Aslında bir
eylem de bildirmeyen bu tür sözler, deyimlerin genel niteliklerine pek
uymaz.



ATASÖZÜ

Yıllar önce söylenmiş, dilden dile aktarılarak günümüze
kadar gelmiş, öğüt bildiren, genel kural niteliği taşıyan söz
öbekleridir. Genellikle kesin bir yargı bildiren cümleler biçiminde
görülür.

Atasözlerinin söyleyeni belli değildir. Sadece mecaz anlam
veren atasözü olabileceği gibi, sadece gerçek ya da hem gerçek hem
mecaz anlam taşıyanlar da vardır. Örneğin; "Tatlı dil yılanı
deliğinden çıkarır." Atasözü sadece mecaz; "Dost ile ye iç, alışveriş
etme." Sadece gerçek"; "Taşıma su ile değirmen dönmez." Hem gerçek hem
mecaz anlam verir.



SESTEŞ (EŞSESLİ) SÖZCÜKLER

Yazılışları aynı, anlamları arasında hiçbir ilgi bulunmayan
sözcüklerdir.            Örneğin:

Bir gül de içimiz aydınlansın.

Bu gül bahçesini çok severim.

Cümlelerinde altı çizili sözlerin yazılışları aynıdır. Ancak birincisi
eylem, diğeri çiçek ismi olan bu sözler arasında hiçbir anlam ilgisi
yoktur. Öyleyse bunlar sesteş sözcüklerdir.



ÖZDEYİŞ (VECİZE)

Kim tarafından söylendiği bilinen özlü sözlerdir. Genellikle
evrensel nitelikler gösterir.

Düşünüyorum, öyleyse varım.

Descartes



YANSIMA SÖZCÜKLER

Doğada duyulan seslerin taklit edilmesiyle oluşan
sözcüklerdir. Bu sözcüklerde ses-anlam ilişkisi güçlüdür. Bu tür
sözcükler sese dayalı olduğundan çoğu dilde benzerlik gösterir.

Çalılıktan çıtır çıtır sesler geliyordu.

Köpek acı acı havlıyordu.

Su şırıl şırıl akıyordu.

Cümlelerinde altı çizili sözler yansımadır.

Yansıma sözcüklere benzeyen ancak ses ilgisi bulunmadığından
yansıma denmeyen sözcükler de vardır.

Güneş pırıl pırıl parlıyordu.

Işıl ışıl bir güne merhaba dedik.

Cümlelerinde altı çizili sözler sese dayalı olmadığından yansıma değildir.



İKİLEME

Sözün anlamını pekiştirmek, onu zenginleştirmek ya da
değişik anlam ilgileri oluşturmak için iki sözün bir araya
getirilmesiyle oluşan söz öbeğidir. İkilemeler yapıca ve anlamca
farklılıklar gösterir.


A. Aynı sözcüğün tekrarıyla yapılabilir.

Usul usul sınıfı terk etti.

Koşa koşa geldi.


B. Yakın anlamlı sözcüklerin tekrarıyla yapılabilir.

Yalan yanlış sözlerle ortalığı karıştırdı.

Artık kimsede ar namus kalmadı.


C. Karşıt anlamlı sözcüklerin tekrarıyla yapılabilir.

Aşağı yukarı iki aydır kimse uğramadı buraya.

İşin aslını er geç öğreneceğim.


D. Biri anlamlı biri anlamsız sözcüklerle yapılabilir.

Eğri büğrü yollardan denize ulaştık.

İçeriye ufak tefek bir adam girdi.


E. Her ikisi de anlamsız sözcüklerle yapılabilir.

Ivır zıvır eşyaları tavan arasına kaldırdık.

Böyle eften püften sebeplerle oyalama beni.


F. Sözcüklerden biri ya da her ikisine ekler getirilerek yapılabilir.

Beni baştan aşağı şöyle bir süzdü.

Onunla başa baş mücadele etti.

Her ikileme cümleye değişik bir anlam katar.

Yüzüme acı acı gülümsedi. (kuvvetlendirme)

Gideli aşağı yukarı iki gün oldu. (ihtimal)

Ivır zıvır eşyaları atın. (değersiz)

Caddede sıra sıra ağaçlar vardı. (çokluk)



AD AKTARMASI

Benzetme ilgisi kurmadan bir sözün başka bir söz üzerine
kullanılmasıdır. Bunda, parça söylenip bütün, genel söylenip özel
çağrıştırılabilir.

"Biz hilale şan arayan gemicileriz."

Dizelerinde "hilal" sözü bayrak yerine kullanılmıştır.

"Bu derste Fikret'i okuyacağız."

Sözünde "Fikret" sözü Fikret'in şiirleri anlamında kullanılmıştır.



KÖK - EK- KELİME YAPISI


KÖK :  Bir kelimenin, daha küçük parçalara ayrılmayan,
anlamlı en küçük parçasına denir. Kelime kökü, kelimenin tamamı ile
ilgili olmalıdır.
Örnek:
"Okul" kelimesinin kökü, "oku" fiilidir. Fakat bu kelimede "ok" kısmı
da bir anlam taşır. Ama okul ile ok arasında bir ilgi yoktur.

Kökler dilin ana malzemesi olup bilemediğimiz zamanlardan
beri vardır.Sonradan yapılmazlar.İhtiyaç duyduğumuz kelimeler bu
köklerden faydalanılarak yapılır.

Kökler iki çeşittir:


1. İSİM KÖKLERİ
Bir varlığı, niteliği, ilgiyi veya duyguyu en kısa biçimde
tanıtan köklere denir. Dört çeşittir:

a) Varlık kökleri  : Çöl, yol, sıra, ev...
B) Nitelik kökleri : İyi, güzel, kötü...
C) Duygu kökleri : Ah, vah, tüh, ey...
D) İlgi kökleri      : Ben, sen, o, ile, için...

İsim kökleri cümle içinde "isim, zamir, zarf, sıfat, edat,
bağlaç ve ünlem" göreviyle kullanılabilir. Dilimizde isim kökleri en
fazla üç heceden oluşur.
Örnek: Karınca, kelebek, araba...

İsim kökü içine "yansıma kök" dediğimiz doğa ses ve
görüntülerinden esinlenerek yapılmış kökler de girer.
Fış – kır-
miyav-la-
çıt-ırtı
fıs- ılda-


2. FİİL KÖKLERİ
İş, oluş,hareket ve durum bildiren köklere fiil kökleri denir.
Örnek: Gel-, otur-, ver- ...


Dilimizde hem fiil hem isim kökü olarak kullandığımız
kelimeler de vardır. Bunlara " ortak kök" denir.Bu kelimeler tek anlam
taşımalarına rağmen diğer köklerin tersine hem isim hem fiil eklerini
alabilirler.Bu kökleri sesteş (eş sesli) kelimelerle karıştırmamak
gerekir.Sesteş kelimeler, iki ayrı kelimedir, ortak kök ise tek bir
anlamı olan, kullanıldığı yere göre fiil ya da sim olan kelimedir.

Örnek:
eski   - y – en  giysi
fiil kökü
eski
ortak kök


eski      -ci
isim kökü





ağrı  -  lar
isim kökü

ağrı
ortak kök


ağrı   -  yor
fiil  kökü



taş-                     taş – kın su
fiil kökü                 fiil kökü

sesteş
kelimeler

taş                       taş – lık arazi
isim kökü                  isim kökü


Kelime obekleri (bilesik kelime, coklu kelime, kelime grubu
da denilebilir, bu konuda tem bir isimlendirme var mi bilemiyorum.
Tankut ve Mert obek demislerdi, begendim, genellikle onu kullaniyorum)
uzerinde epeydir calismak istiyordum, ancak islerden ne yazik ki ancak
biraz zaman ayirabildim. Oncelikli amac kelime obeklerinin cumle
icerisinden tespiti. Bunu yapmak aslinda zor degil, ancak her NLP
konusunda oldugu gibi, gene kayaya bilgi eksikligi konusunda carptim.
Elimizde var olan obeklerin isaretlenmis bir derlemesinin bulunmasi
gerekiyor.
Onceden de bahsi gecmisti, kelime obeklerinin farkli yapilari var. En
cok karsilasilani genellikle kendi baslarina ayrik bir kavrami ifade
eden ( Kok+ek kalibi, Kok+ek kalibi... ) seklindeki yapilar. Ornegin
"abayi yakmak" -> ( aba AD + belirtme(yukleme) eki, yak FIIL + genel )
seklinde. Bu sekilde farkli ek gruplari ile kelime obeklerinin buyuk
kismi isaretlenebilir. Kotu olan sey ise 40-50 bin civarinda (daha da
fazla olabilir) bu sekil obegin bulunmasi. Bunlarin tamaminin elle tek
kisi tarafindan isaretlenmesi mumkun degil. Bu isin bilgisayar
tarafindan yari otomatik olarak koklerin tespiti ve ek kaliplarinin
elle secilmesi bu konudaki izlenecek yontem olabilir. Hatta isin
basinda sadece koklerin tespiti yeterli olacaktir.
Elimde dogru durust bilgi olmadigindan cok hos olmasa da TDK
sitesinden bu bilgileri cekecek minik bir orumcek mekanizmasi yazmaya
karar verdim. Cektigim bilgileri sadece deney amaciyla kullanacagimdan
umarim darilmazlar. Zemberek , Http Client ve Java 5 threadpool
yapilarini kullanarak sozlukteki tum kokler icin sirayla ilgili URL'yi
olusturup surekli olarak ayni anda 30 gorevi isletecek sekilde
mekanizmayi baslattim (daha fazlasini isletseydim dos saldirisi
yapiliyor sanabilirlerdi belki). Gelen HTTP cevabindan bilesik
kelimeleri ayiklama kolay olmadi, ama sonucta TDK sitesinden tum
koklere karsilik dusen bilesik kelime deyim ve atasozlerini 3 saat
gibi oldukca iyi oldugunu dusundugum bir surede indirdim.

Tabi is bitmiyor burada. Gelen bilesik kelimelerin bir
depoya atilmasi gerekiyor. Dosyadan bu bilesik kelimeleri okuyup kok
bulucu ile koklerini kestirdim. Birden fazla sonucun ciktigi
durumlarda hangisinin secilmesi gerektigini kestirmek tam olarak
mumkun degil. Simdilik balta bir sekilde en uzun boylu koku sectim. Bu
sekilde elimde tum kelime obeklerinin oldugu bir depo oldu. Depo
icinde istenilen bir ya da birden fazla kokun icinde gectigi tum
obekleri bulacak baska bir mekanizma daha koydum ama henuz
kullanilmiyor.. Normalde gercek uygulamada bellek tuketimi nedeniyle
kelime obeklerinin nesne ya da ogmulu iliskisel bir veri tabaninda
saklanilmasi daha mantikli . O konuda da denemem oldu ama lafi cok
uzatmayayim.

Daha sonraki konu ise asil analiz. Sorun su. Elimizde bir
dizi kelime olsun: (w1, w2, ..., wn) bunun kok cozumlenmesinden
elimizde en kotu ihtimalle ( (k11, k12.. K1m), (k21, k22...
K2m),....,(kn1,kn2,..,knm) ) seklinde bir diziler dizisi ortaya
cikacaktir. Sonrasi tum olasi ardisil kok dizilimlerinin kelime
obekleri olusturup olusturmadigi akillica yazilmis bir algotma ile
depodan bulunmasina bakiyor. Simdilik sadece en uzun kokleri secerek
(k1, k2,..., kn) diziside yer alabilecek kelime obeklerini bulan basit
bir metod yazdim. Deney dizinindeki basit kelime öbegi bulucu sinifini
isleterek ornek cumlelerdeki obeklerin bulunmasini gozleyebilirsiniz.
Tabiki cok fazla eksik var,yanlis kokler secildiginden obekleri tam
bulamiyor.

Abuk subuk bir ornek:
"Van kedisi tuhaf tuhaf bakıp postu sererek tası tarağı toplayan adama
yardım etti."
Bulunan obek adaylari: [van|kedi , post|ser , tas|tarak , yardım|et]

Eksiklikler

Oncelikle obeklerin,v ozellikle koklerin isaretlenmesi (etiketleme)
Ek sablonlairninv yapilairnin ortaya cikarilmasi. Ve analizdeki
gorevlerinin belirlenmesi.
Analizde koklerin tamaminin testi gerekiyor.v
v Sozlukte yer almayan bilesik kelime yapilarinin incelenmesi .
(tekrarlama, fiil obekleri gibi. Ornegin: "abuk subuk", "gelip
gelmedigini" gibi.)
v Obeklerin disk uzerinde saklanmasi ve sorgusu.
İcinde bir kelimesi ayriv olan ama ayni anlama gelen obekler (abayi
sermek, postu sermek.. Gibi)
Bu noktada durup asil sorunumuz olan bilgi girisi konusunda
tekrar dusunmek istiyorum. Bilgi olmadan algoritmaniz ne kadar sahane
olursa olsun bir ise yaramiyor. Biliyorum akademide bunun tersi
gecerli ama bana gore algoritma NLP'de bilgiden sonra geliyor. Cok
karmasik olmayan ve kelime obeklerinin isaretlenmesini kolaylastiracak
cok katilimli bir mekanizmayi yapmak zor degil. Ama isler ve zaman
aleyhimize. Bakalim, zaman dar ama bakarsiniz bir seyler cikar ortaya.
BU KONUYU ÖĞRENCİLERE NASIL ÖĞRETEBİLİRİZ?
Kelimede anlam, kelimenin yapısı ve kelime öbekleri gibi
konuları çocuklara şu şekilde öğretebiliriz:ilk önce bu konuları
çocuklara düz anlatım yolunu kullanarak anlatırız;fakat bu konular
içerisinde verilen her bir türden hemen sonra o türün tanımını,
özelliklerini çocuklara da sorar ve anlatılan türle ilgili örnekler
vermelerini isteriz. Bu metodla konunun tüm türleri bittikten sonra
uygulama bölümüne geçeriz. Bu bölümdeanlattığımız konuyu
tablolaştırırız. Yani anlattğımız konuyla ilgili iki tablo
oluştururuz. Bu tablolardan birinde anlatılan konularla ilgili
örnekler, diğer tablodaysa bu örneklerin hangi türe ait olduğu yer
alır ve çocuklardan bunları eşleştirmeleri istenir. Bu bölüm başarıyla
gerçekleştirildikten sonra ikinci aşamaya geçilir. Bu aşamada ise tek
bir tablo oluşurulur ve bu tablo içerisinde sadece konuyla ilgili
türlerin örnekleri yer alır. Çocuklardan ise ikinci bir tablo
oluşturmaları  ve oluşturdukları tablo içerisine verilen örneklerin
hangi türe ait olduklarını yazmaları istenir. Bu aşamada konunun
mantığının öğrenilip öğrenilmediği dolaylı yoldan ölçülmüş olur. Bu
bölümde başarıyla gerçekleştirildikten sonra son aşamaya geçilir. Bu
aşamada da anlatılan konuların türleri verilir ve çocuklardan bu
türlerin tanımlarını yazıp söylemeleri istenir. Bu aşamanın da
başarıyla gerçekleştirilmiş olması gerekir. Böylece bu aşamada da
konunun mantığının öğrenilip öğrenilmediği doğrudan ölçülmüş olur.
Sonuç olarak şu söylenmelidir ki:gerçekleştirilen tüm bu aşamalar
sayesinde konunun öğrenciler tarafından tam anlamıyla öğrenilmesi
sağlanır. Ayrıca öğrenilenlerin aha kalıcı olması sağlanmış olur.

1. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde karşıt anlamlı sözcükler bir arada
verilmemiştir?

A) O, okulu bitirince ben işe başladım.

B) Onları yerdikçe, kendisi övülüyordu.

C) Burada onun üzüldüğünü görüyor umursamıyordu.

D) Bu tembel adam, nasılsa çalışkan oldu.

E) Burumu iyi değerlendirip kötüleri cezalandırdı.



2. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "ağız" sözcüğü, temel (ilk)
anlamında kullanılmıştır?

A) Bu duruşmada da ağız değiştirdi.

B) Anadolu ağzıyla Rumeli ağzı arasında ses farkı çoktur.

C) Mağazanın ağzı ormanlık bir yere açılıyordu.

D) Ağzında dişleri kalmadı hep çektirdi.

E) Bu iş kesenin ağzını açtı.



3. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde sıfat, özelliğini belirttiği
varlığa küçültme anlamı katmamıştır?

A) Mavimsi giysi ona yakışmıştı.

B) Kısacık boyuyla ortalıkta dolaşıyor.

C) Ona güzelce bir ev aldık.

D) Biricik kızını çok özlemişti.

E) Ufacık kedi duvarı bir sıçrayışta aştı.



4. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "kadar" sözcüğü "ölçüsünde,
derecesinde" anlamına gelmektedir?

A) Konferansa yüz kadar öğrenci gelmişti.

B) Dün gece sabaha kadar uyumamış.

C) On beş yaşına kadar Ankara'da oturmuş.

D) Bu yaşta onun kadar kuvvetli çocuk görmedim.

E) Anlatılanlardan ben de filmi görmüş kadar oldum.



5. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "için" kelimesi neden – sonuç
ilişkisi kurmaktadır?

A) Üç gün için İstanbul'a gidecekmiş.

B) Sorun bugün için çözülmüştür.

C) Saha çamur olduğu için maç ertelenmiş.

D) Bu gezi için ayrılan para azdır.

E) Bu armağanı sizin için almıştım.



6. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "ce" eki, geldiği ada "görelik"
anlamı kazandırmıştır?

A) Bu bilgice bizden daha iyiydi.

B) Kanımca bu konu açıklama ister.

C) Buraya gelen yaşça büyük olanıydı.

D) Senin yanında bunca yılım geçti.

E) Adamca bir davranıştı, doğrusu.



7. Aşağıdaki cümlelerden hangisinde yansıma sözcüklerle oluşturulmuş
ikileme yoktur?

A) Türlü türlü yemekler sundular.

B) Vıcık vıcık bir çamur vardı.

C) Püfür püfür rüzgar esiyordu.

D) Kütür kütür erikler yedik

E) Çağıl çağıl sular geçtik.



8. Aşağıdaki cümlelerde altı çizili sözcüklerden hangisi gerçek
anlamıyla kullanılmıştır?

A) Yazarın eserlerinin, pürüzlü bir anlatımı var.

B) İyi yazar, okuyucusu ile sıcak bir diyalog kurar.

C) Bu hikayenin ağır, anlaşılmayan bir konusu var.

D) Yazar eserde, çevre betimlerine yer vermiş.



9. "az daha" söz grubu, aşağıdaki cümlelerin hangisinde diğerlerinden
farklı anlamda kullanılmıştır?

A) Ağaca tırmanırken ayağı kaymış, az daha düşüyormuş.

B) Peşimden koşan küçük köpek az daha ayağımı ısırıyordu.

C) Annesi yetişmeseydi küçük çocuk az daha camdan düşecekti.

D) Okula ulaşmak için az daha yürümemiz gerekiyor.



10. "susmak" sözcüğü aşağıdaki cümlelerin hangisinde mecaz anlamda
kullanılmıştır?

A) Saatlerce konuştuktan sonra bir süre sustuk.

B) Tatlı tatlı öten bülbül biraz sonra susmuştu.

C) Susarsanız ben de derse başlarım

D) Parasal nedenlerle bir sanat dergisi daha sustu.



CEVAPLAR: 1.c 2.d 3.d 4.d 5.c 6.b 7.a 8.d 9.d 10.d


1) Aşağıdaki cümlelerin hangisinde terim kullanılmamıştır?

A) Ressam doğaya bakar ve güzellikleri tuvaline aktarır.

B) Yazar, romanları ile okuyucusunun gönlünde taht kurdu.

C) Ocak ayında gerçekleşen Ay tutulmasını izlediniz mi?

D) Bizler sorumluluklarımızın bilincinde olursak yaşamı kolaylaştırmış oluruz.



2) "Düşmek" sözcüğü aşağıdakilerin hangisinde gerçek anlamıyla kullanılmıştır?

A) Bu mallar elimize çok ucuza düştü, diyebilirim

B) Eskiden büyüktü, şimdi düştü ve fakirleşti.

C) Bir anlık dalgınlığından yaralanıp onu da tongaya düşürdük.

D) Çocuk, vazoyu da düşürüp kırmasın mı?



3) Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili sözcüğün anlamı
diğerlerinden farklıdır?

A) Bazen şakaları bile kaldıramam.

B) Kimi zaman ayın hareketlerini izlerdik.

C) Ara sıra okula gitmediğini babası da biliyordu.

D) Sık sık güreşlere katılması, kendini yorgun düşürmüştü.



4) "yanık" sözcüğü, aşağıdaki cümlelerin hangisinde mecaz anlamıyla
kullanılmıştır?

A) Sofrada bir dilim yanık ekmek vardır.

B) Kulağımıza bir ozanın yanık sesi geliyordu.

C) Ocaktaki odunlar hala yanık durumdaydı.

D) Burnuma yanık koksusu geliyor, dedi.



5) Aşağıdaki cümlelerde altı çizili sözcülerden hangisi "terim" değildir?

A) Yazının önemli bir bölümünü onun portresine ayırmıştı.

B) Yeni çıkan kitabımla ilgili eleştirileri okudum.

C) Olayları hikaye etme, üstün bir yetenek işidir.

D) Edebiyat sanatı insanlardaki ruh inceliğini ortaya çıkarır.



6) "ince" kelimesi hangi cümlede gerçek anlamıyla kullanılmıştır?

A) Kızlar halı dokurken ince düşüncelere dalmışlardı.

B) İnce ipek ipliklerle halılar daha güzeldir.

C) Halı dokumak, herkesin beceremeyeceği ince bir iştir.

D) Hali satıcısının ince davranışı müşteriyi etkiledi.



7) "yarın" kelimesi aşağıdaki cümlelerin hangisinde diğerlerinden
farklı anlamada kullanılmıştır?

A) Tören yarın erken başlayacak.

B) Her insan yarını düşünmelidir.

C) Size yarından önce gelemez.

D) Seyahatini yarına erteledi.



8) Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "soğuk" sözcüğü diğerlerinden
farklı anlamda kullanılmıştır?

A) Terliyken soğuk bir şey içme.

B) Bu sokağın çeşmelerinden soğuk sular akardı.

C) Önerilerimizi soğuk karşılayacağını sanmıyordum.

D) Soğuk sütten yoğurt yapılmaz.



9) Aşağıdaki cümlelerde altı çizili sözcüklerden hangisi gerçek
anlamıyla kullanılmıştır?

A) Bana karşı davranışları oldukça soğuktu.

B) Ceyhan'ın tatlı suyu Akdeniz'in tuzlu sularına karışır.

C) Tatlı bir gülümseme gönül kazandırır.

D) Yalnız kalınca gurbet acı geldi.



10) Aşağıdaki cümlelerin hangisinde özelden genele doğru bir anlatım vardır?

A) Petrol ürünlerinden benzine zam geldi.

B) Türk tarihinde, Çanakkale Savaşı'nın yeri önemlidir.

C) Alfabenin yirmi dördüncü harfi t'dir.

D) Çocukluk günlerim ömrümün en güzel dönemidir.



CEVAPLAR: 1.d 2.d 3.d 4.b 5.d 6.b 7.b 8.c 9.b 10.d

Son Güncelleme: Cumartesi, 02 Ekim 2010 18:46
 

Yorum ekle

Yapılan Yorumlar

Facebook Grubumuza Katılın!

Site Bilgileri