İlköğretim Dersleri

Ortaöğretim Dersleri

Karma-Karışık

Site İstatistikleri

Toplam Üye:1393
Son Üyemiz:işler
Son Ziyaretçi:gökmen
İçerik:6348
İçerik Okunma:3367186
Konu Anlatım İslamiyet Etkisindeki İlk Destanlar PDF Yazdır e-Posta

Sosyalci tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 23 Mart 2011 16:36



İslamiyet Etkisindeki İlk Destanlar

11. ve 12. yüzyıllarda Türk edebiyatı, İslam uy­garlığı çerçevesinde Arap ve Fars edebiyatının etkisine girmeye başlamış, özellikle aydınlar üze­rinde bu etki belirgin çizgiler kazanmıştır. Ancak, okumamış halk kesimi, İslamiyetin kabulünden önceki edebiyat geleneğini İslam'ı motiflerle birleştirerek sürdürmüş; bu eğilimini en çok destan­larda yansıtmıştır.

 

Bu destanların başlı çaları şunlardır:

* Karahanlılar Dönemi: Satuk Buğra Han Destanı

* Kazak-Kırgız Kültür Dairesi: Manas Destanı

* Türk-Moğol Kültür Dairesi: Cengiz Han Destanı (Cengizname)

* Tatar-Kırım: Timur ve Ediğe Destanları

* Selçuklu-Beylikler ve Osmanlı Dönemleri: Seyit Battal Gazi Destanı, Danişment Gazi Destanı Köroğlu Destanı

SATUK BUĞRA HAN DESTANI

* Karahanlı hükümdarı Satuk Buğra Han'ın Müslüman oluşunu ve seçtiği yeni din uğruna yaptığı savaşları, Müs­lüman olmayanlara karşı giriştiği kahra­manca mücadeleleri anlatan destandır.

* Destanda İslamiyet'in kabulünden önceki Türk destanlarındaki motifler, İslam dinine ait öğelerle karıştırılmıştır.

MANAS DESTANI

* Kırgız Türklerine ait bu destanın 11-12. yüzyıl­larda oluştuğu sanıl­maktadır.

* Bazı varyantları 400 bin dize olan Manas destanı, Kazak-Kırgız Türk kültür dairesi için­de bugün de bütün canlılığı ile yaşamaktadır.

* Kırgız Türkleri arasında geniş bir kahramanlık destanı olan Manas Destanı, Müslüman Kırgız­larla Putperest Kalmuklar arasındaki mücadelele­ri anlatır.

* Destanın kahramanı Manas, Satuk Buğra Han gi­bi, İslamiyet'i yaymak için savaşan bir kahraman­dır. Böyle olmakla beraber Manas destanında İs­lâmiyet öncesi Türk kültür, inanç ve değerlerinin tamamını görmek mümkündür.

* Destan üç bölümden oluşmaktadır. Bunlar; Ma­nas, oğlu Semetey ve torunu Seytek ile ilgili bö­lümlerdir.

CENGİZ HAN DESTANI (Cengizname)

* Orta Asya'da yaşayan Türk boyları arasında XIII. yüzyılda doğup gelişmiştir. Cengizna­me Moğol hükümdarı Cengiz'in hayatı, kişiliği ve fetihleri ile ilgili ola­rak Cengiz'in oğulları tarafından idare edilen Türkler tarafından meydana getirilmiştir. Orta Asya'da yaşayan Türkler özellikle de Başkurt, Kazak ve Kırgız Türkleri, Cengiz destanını çok severek günümü­ze kadar yaşatmışlardır. Cengizname'de, Cengiz bir Müslüman Türk kahramanı olarak kabul edil­mekte ve hikâye Türk tarihi gibi anlatılmaktadır.

SEYİT BATTAL GAZİ DESTANI (Battalname)

* Türkler arasında Battal Gazi adıyla benimse­nerek Türkleştirilmiş bir Arap savaşçısının, Müslümanlığı yaymak için yaptığı mücadele­leri anlatan bir destan­dır. Emeviler dönemi­nin Arap komutanı Bat­tal, zamanla Malazgirt Zaferi öncesinde Ana­dolu'ya yapılan Türk akınlarının Malatyalı kahra­manı kimliğini kazanmıştır.

* Destanda kahramanlığının yanı sıra son derece bilgili, cömert, dindar bir kişi olarak anlatılan Bat­tal Gazi, büyücü, cadı, dev gibi olağanüstü varlık­larla da savaşır. "Aşkar Devzâde" isimli atı da kendisi gibi kahramanlaştırılır.

* Türk edebiyatında 12. ve 13. yüzyıllardan başla­yarak manzum ve mensur birçok Battal Gazi Menkıbesi kaleme alınmış; bunlar hikâyeci âşıkla­rın, meddahların repertuarlarında da yer almıştır.

DANİŞMENT GAZİ DESTANI (Danişmentname)

* 12. yüzyılda sözlü olarak oluşan, 13. yüzyılda ya­zıya geçirilen bu destan Battalname tarzında ya­zılmıştır.

* Danişmentname'de tarihi masallaştıran pek çok olay yanında, tarihe ışık tutan parçalar da vardır. Özellikle kahramanların gerçek kişiler olması, yer adlarının Anadolu coğrafyasına uygunluğu gibi nedenlerden ötürü Danişment-name uzun süre bir tarih kitabı olarak nitelendirilmiştir.

* Danişmentname'nin kahramanı olan Melik Danişment Gazi, Battal Gazi'nin torunudur ve ona ben­zer. Bilgili, dindar ve usta bir kumandandır. Bir kı­lıç darbesiyle, düşman askerinin başını ve vücu­dunu oturduğu atın eğer kayışına kadar ikiye bö­ler. Muharebe esnasında attığı naralarla koca bir orduyu dağıtır.

KÖROGLU DESTANI

* Türk destanları içinde en geç oluşan destandır.

* Batı Türkistan'dan Rume­li'ne kadar uzanan geniş coğrafya üzerinde, başta Azeri, Özbek, İstanbul ve değişik Anadolu rivayetle­ri olmak üzere birçok riva­yeti bulunur.

* Köroğlu Destanı'nın 16.yüzyılda Anadolu'da olu­şan kolu, halk ozanı Köroğlu'nun veya hem ozan hem eşkıya Köroğlu'nun yaşamı, kişiliği ve macerasıyla birleşerek tazelenmiş ve gelişmiştir.

* Köroğlu Destanı, zamanla hikâyeleşmiş; taşıdığı özellikler bakımından daha çok, halk hikâyesi tü­rü içinde değerlendirilmiştir.

* Köroğlu Destanı'nda ana olay şöyledir:

* Köroğlu küçük bir çocukken, babası hizmet ettiği beye seçtiği iki tayı beğendiremez. Bu yüzden gözleri şişlenerek cezalandırılır. Köroğlu, haksızlığa uğramış, zulüm görmüş bir babanın oğlu olarak büyür, yiğit bir delikanlı olur. Babasının cezalandırılmasına sebep olan taylardan biri de eşi bulunmaz bir küheylan olur. Köroğ­lu, babasının intikamını almak için Kırat adı verilen atıy­la dağa çıkar, Çamlıbel'e yerleşir. Kısa sürede, kahra­manlığı dillere destan olur. Etrafına topladığı yiğitlerle, halka zulmeden beylerin, paşaların korkulu rüyası olur. Fakat tüfeğin icat edilmesinden sonra adamlarının uzaktan öldürülüşüne dayanamaz. Yiğitliğin artık tarihe karıştığını anlar ve ortalıktan sırrolur.

DESTANDAN HALK HİKÂYESİNE GEÇİŞ:

DEDE KORKUT HİKÂYELERİ

* Kitabın asıl adı "Kitab-ı Dede Korkut Ala Lisan-ı Taife-i Oğuzan"dır. Anlamı Oğuzla­rın Diliyle Dede Korkut Kitabı'dır.

* Kitap bir mukaddimeden (ön­söz) ve boy adı verilen on iki destansı hikâyeden oluşmuştur. Salur Kazan ve Bayındır Han gibi kahra­manların, mekân ve zamanın ortak oluşuyla ve her hikâyede Dede Korkut'un ortaya çıkışıyla on iki hikâye birbirine bağlanır.

* 9-11. yüzyıllardaki Müslümanlığı yeni kabul et­miş Oğuz Türklerinin inanışlarının, yaşama bi­çimlerinin, geleneklerinin dile getirildiği hikâyeler­de İslamiyet öncesi dönemden de izler vardır.

* Dede Korkut Hikâyeleri uzun süre sözlü gelenek­te yaşatılmış, 15. yüzyılda Doğu Anadolu ve Azerbaycan coğrafyasına egemen olan Akkoyunlular zamanında son şeklini almış ve 16. yüzyılda yazıya geçirilmiştir.

* Oğuz Türkçesiyle yazılan hikâyelerde Arapça, Farsça sözcükler çok değildir. Anlatım hareketli ve canlıdır. Konuya uygun sözcükler ustalıkla kul­lanılmıştır. Deyim, atasözleri, ikilemeler yönün­den zengin örnekler bulunur.

* Hikâyelerde Tanrı sevgisi, peygambere bağlılık, yiğitlik, konukseverlik, evlat sevgisi, kadına veri­len değer, kıskançlık gibi konular işlenmiştir.

* Dede Korkut hikâyelerinde nazım - nesir bir ara­dadır.

* Düzyazı bölümlerinde sık sık seci (düzyazıda uyak) kullanılır. Şiir bölümlerinde ise belli bir uyak ve ölçü yoktur. Gerek şiir, gerek düzyazı bölümle­rinde sözcük tekrarları ve aliterasyonlarla güçlü bir ahenk sağlanmıştır.

* Eser, olağanüstülükler yönünden destana, teknik yönden hikâyeye benzemektedir. Bu yüzden "destansı halk hikâyeleri" adı altında nitelendirile­bilir. Destan geleneğinden halk öykücülüğüne ge­çiş döneminin ürünü de denilebilir.

* Bugün elimizdeki iki nüshadan biri tamdır ve Al­manya Dresten Kitaplığı'nda bulunmaktadır. Altı hikâyenin bulunduğu eksik nüsha ise Vatikan'da­dır.

Dede Korkut Hikâyeleri'nden

Dirse Han Oğlu Boğaç Han Destanını beyan eder hanım hey

 

Bir gün Kam Gan oğlu Han Bayındır yerinden kalk­mıştı. Sami otağını yeryüzüne diktirmişti Alaca gölgeliği gökyüzüne yükselmişti. Bin yerde ipek halıcığı döşen­mişti. Hanlar hanı Bayındır yılda bir kerre ziyafet verip Oğuz beylerini misafir ederdi. Gene ziyafet tertip edip attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestir­mişti. Bir yere ak otağ, bir yere kızıl otağ, bir yere kara otağ kurdurmuştu. Kimin ki oğlu kızı yok, kara otağa kondurun, kara keçe altına döşeyin, kara koyun yahni­sinden önüne getirin, yerse yesin, yemezse kalksın git­sin demiştir. Oğlu olanı ak otağa, kızı olanı kızıl otağa kondurun, oğlu kızı olmayana Allah Taala beddua et­miştir, biz de beddua ederiz, belli bilsin demiş idi.

 

Oğuz beyleri bir bir gelip toplanmağa başladı. Me­ğer Dirse Han derlerdi bir beyin oğlu kızı yok idi. Söyle­miş, görelim hanım ne söylemiş:

 

Serin serin tan yelleri estiğinde

Sakallı boza çalan çayır kuşu öttüğünde

Sakalı uzun müezzin ezan okuduğunda

Büyük cins atlar sahibini görüp homurdandığında

Aklı karalı seçilen çağda

Göğsü güzel koca dağlara gün vuranca

(...)

 


 

Yorum ekle

Facebook Grubumuza Katılın!

Site Bilgileri



sa  mysa