İlköğretim Dersleri

Ortaöğretim Dersleri

Karma-Karışık

Site İstatistikleri

Toplam Üye:1393
Son Üyemiz:işler
Son Ziyaretçi:gökmen
İçerik:6348
İçerik Okunma:3367144
İslamiyet Etkisindeki İlk Edebi Eserler PDF Yazdır e-Posta

Sosyalci tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 23 Mart 2011 17:08

 

İslamiyet Etkisindeki İlk Eserler

KUTADGU BİLİG

* "Mutluluk Veren Bilgi" anlamına gelen eser, XI. yüzyılda (1069-1070 yılında) Yusuf Has Hacip tarafından yazılarak Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han'a sunulmuştur.

* İslamiyet etkisinde yazılan ilk eserdir.

* Aruz ölçüsüyle ve mesnevi biçiminde yazılmıştır.

* Eserin sonuna eklenen 124 beyitlik kaside biçimindeki üç parça ile birlikte tamamı 6545 beyittir. Ayrıca beyitlerin arasına mani tipinde uyaklanan ve cinasların da görüldüğü 173 dörtlük serpiştiril­miştir.

* On birli hece veznine benzeyen ve Şehname vezni olan Fa ûlün / fa ûlün / fa ûlün / fa ûl aruz kalıbıyla yazılmıştır.

* Siyasetname türünde, ahlaki-didaktik bir eserdir.

* Karahanlı Türkçesi de denilen Hakaniye lehçe­siyle yazılmıştır.

* Eserde hükümdar Gündoğdu, vezir Ay-Toldı, ve­zirin oğlu Ögdülmiş ve Ogdurmış adlı dindar kişi olmak üzere dört kişi konuşturularak devlet yöne­timi, hükümdarların görev ve sorumlulukları, er­demli yaşamanın yolları, bilginin önemi hakkında bilgi verilmiştir.

* Alegorik bir yapısı vardır. Hükümdar adaleti, vezir mutluluğu, vezirin oğlu aklı, dindar kişi de kanaat ve akıbeti anlatan simgelerdir.

YUSUF HAS HACİP (1017-1077)

* Balasagun şehrinde dünyaya geldi ve Kaşgar'da öldü. Gü­nümüzde türbesi, sı­nırları içinde kalan Kaşgar'dadır.

* Karahanlı devlet hü­kümdarı Ulu Kara Buğra Han'a, Kutadgu Bilig adlı eseri 18 aylık bir çalışma sonunda 1070 yılında sundu ve Ulu Kara Buğra Han ken­disine "Ulu Has Hacib" unvanı ve Kaşgar'da vezir yardımcılığı görevini verdi.

DİVÂNÜ LUGÂTİT-TÜRK

* "Türk Dillerinin Sözlüğü" anlamına gelen bu eser, XI. yüzyılda (1073 yılında Bağdat'ta) Kaşgarlı Mah­mut tarafından yazılmıştır.

* Araplara Türkçeyi öğret­mek ve Türkçenin Arapça karşısında yok olup gitme­sini önlemek amacıyla ya­zılan eser, ansiklopedik ve etimolojik bir sözlük niteliğindedir.

* Kitabın metni Türkçe ve açıklamalar Arapçadır. 7500 Türkçe sözcüğün Arapça karşılıklarının ya­nı sıra Türkçenin gramer bilgisi, şive özellikleri de verilmiştir. Bu bakımdan Türk dilinin ilk sözlü­ğü, ilk gramer kitabı sayılır.

* Kitapta Türklerin tarihi ve yaşadıkları coğrafya hakkında ansiklopedik bilgiler de verilmiştir. Bu yönüyle eser bir ansiklopediye de benzer.

* İslamiyet öncesi Türk edebiyatına ait koşuk, sa­gu, sav, destan gibi ürünlerden bazı derlemeler yapılmış olması esere bir antoloji niteliği kazan­dırmıştır.

* Kaşgarlı Mahmud'un 11. Yüzyılda Balasagun'u merkez alarak çizdiği Dünya haritası o dönem Türklerinin yaşadıkları bölgeleri ve dağılımlarını göstermesi bakımından oldukça ilginçtir.

Divanû Lugat'it-Türk'ten;

"Ben Buhâra'nın sözüne güvenilir bir imamından, ayrıca Nişâburlu bir imamdan işittim, ikisi de senetlerle bildiriyorlardı ki Peygamberimiz, kıyamet alametleriyle ahir zaman fitnelerini ve Oğuz Türklerinin ortaya çıkaca­ğını bildirirken Türk dilini öğreniniz! Çünkü onların uzun sürecek saltanatları olacaktır.'buyurmuş.

 

Bu hadis doğru ise Türk dilini öğrenmek vacip de­mektir. Eğer uydurma ise (o zaman da) akıl ve mantık bu­nu gerektirir."

KAŞGARLI MAHMUT (1008 -1105)

* Kaşgar'da doğmuş, yaşa­mının önemli bir kısmını Karahanlılar bölgesinde geçirmiştir. Birçok Türk ili­ni gezdiği, Orta Asya'yı boydan boya kat ederek Anadolu'ya, oradan da Bağdat'a geldiği ve 1072-1077 yıllarında Bağdat'ta bulunduğu bilinmektedir. Ünlü eseri Divanü Luga-ti't-Türk'ü burada yazmış, Abbasi halifesine ar­mağan etmiştir.

* Kaşgarlı Mahmut, iyi silâh kullanan bir asker ol­manın yanında Türkçe sevgisini her şeyin üstün­de tutan ilk büyük dil bilginimizdir.

Divanû Lugati't-Tûrk Nasıl Bulundu?

 

Türk dili ve edebiyatı için son derece önemli bir kay­nak olan Divanü Lugati't-Türk 1910 yılına kadar ismi var, cismi yok bir eserdir. Kâtip Çelebi'nin Keşfüzzünûn adlı bibliyografyasında adı geçen eser her nasılsa kaybol­muştur. Vanizade Nazif Paşa'nın yakınlarından bir ha­nım, 1910 yılında İstanbul'daki Sahaflar Çarşısı'nda do­laşırken bu dev eseri tozlu raflarda bulur, satın almak is­ter. Elindeki ganimetin değerini ancak o zaman anlayan sahaf, kitabın fiyatını 25 altına kadar yükseltince hanım da kitabı alamaz. Ancak işi Maarif Nezareti'ne (Mili Eği­tim Bakanlığının o zamanki adı) duyurmayı da ihmal et­mez. "Ne olduğu belirsiz bir kitaba avuç dolusu altın veri­lemeyeceği" gerekçesiyle Maarif Nezareti, eseri satın al­maya yanaşmaz. Kitap kurdu Ali Emiri Efendi durumu öğ­renince kitapçıyı getirtir, eseri inceledikten sonra gerekli parayı buluncaya dek adamı kütüphaneye kilitler. İşte böyle borç harç satın alınan Divânü Lügati't-Türk, uzun zaman Ali Emiri Efendi'nin kıskanç titizliğiyle kütüphane­de saklı kalır. Ali Emiri Efendi, eserin basımına ancak Sadrazam Talat Paşa'nın ricası üzerine razı olur. Eldeki yazma, Kaşgarlı Mahmut'un el yazısı olmamakla beraber ondan 192 yıl sonra Şam'lı Mehmet adında usta bir hat­tat tarafından yazılmış yeryüzündeki tek nüshadır.

ATABETÜ'L-HAKAYIK

* "Gerçeklerin Eşiği" anlamına gelen eser, 12. yüz­yılda Yüknekli Edip Ahmet tarafından Hakaniye lehçesiyle yazılmıştır.

* Allah'ın, peygamberin ve dört halifenin övüldüğü gazel biçiminde ve toplam 40 beyit tutan üç şiir­den sonra dini, ahlaki öğütlerin verildiği 101 dört­lükten oluşan didaktik bir üründür.

* Eserdeki dörtlükler, mani şeklinde kafiyelenmiştir.

* Aruz ölçüsü kullanılan eserdeki aruz kalıbı Kutadgu Bilig'deki kalıbın aynısıdır.

* Dil bakımından Kutadgu Bilig'e göre daha ağır, sanat değeri açısından ondan daha zayıftır.

EDİP AHMET YÜKNEKÎ (12. yüzyıl)

* Yaşamı hakkında belgelere dayanan kesin bilgi­ler yoktur. Doğuştan kör olduğu; ancak çok zeki bir insan olduğu söylenir. Edip Ahmet Yüknekî di­ye anılmasını sağlayan ve doğduğu belde olan Yüknekî'nin Türkistan'da Taşkent yakınlarında bir şehir olduğu tahmin edilmektedir.

* Döneminin saygı duyulan bir din adamı ve bilgili bir edibi olmakla birlikte sanatçılık yönünün çok güçlü olduğu söylenemez. Onun gözünde sana­tın, din ve ahlak değerlerini yayan yararlı bir araç olmaktan öteye geçmediği söylenebilir.

 

DİVAN-I HİKMET

* 12. yüzyılda, ilk Türk muta­savvıfı olan Ahmet Yesevi'nin yazdığı bu eser, "hik­met" adı verilen 144 şiirden ve bir münâcattan oluşmuş­tur.

* Biçim bakımından koşuklara benzeyen hikmetler konu ba­kımından İslam dini ve tasavvufunu anlatır. Hik­met, ileride tekke edebiyatında görülecek ilahinin ilk biçimidir bir bakıma.

* Genellikle yedili ya da on ikili hece kalıpları kulla­nılan hikmetler dörtlüklerle, a a a b düzeniyle ve redifli yarım uyaklarla yazılmıştır. (Aruzla yazılan ve gazel tarzının kullanıldığı hikmetler de vardır.)

* Hakaniye lehçesiyle yazılan eserde yalın halk Türkçesi kullanılmıştır.

* Sanat endişesi güdülmeksizin tasavvuf inancını yaymak amacıyla yazıldıkları için lirizm yönün­den zayıf olmalarına rağmen, bu şiirler halk üze­rinde çok etkili olmuştur.

HOCA AHMET YESEVÎ (? - 1166)

* İranlı şairlerin Pîr-i Türkis­tan adını verdikleri Ahmet Yesevî'nin yaşamı üzerine bilinenler bazı menakıp-namelere dayanır.

* Güney Kazakistan'da bu­gün Türkistan adıyla tanı­nan Yesi şehri yakınların­daki Sayram kasabasında doğmuştur. Manevî babası olan Şeyh Arslan Ba­ha'dan tasavvufla ilgili ilk bilgileri almış, daha son­ra dönemin kültür merkezi olan Buhâra'ya gitmiş­tir. Burada Şeyh Yusuf Hemedanî'ye bağlanmış, bir süre sonra onun halifesi olarak şeyhlik postuna oturmuş, yaşamının sonraki yıllarını Yesi şehrinde geçirmiştir. Altmış üç yaşına geldiğinde geleneğe uyarak tekkesinin avlusunda hazırlattığı çilehaneye girmiş, ölünceye kadar buradan çıkmamıştır.

* Yaşadığı bölgede İslamiyet'i yeni kabul eden gö­çebe Türk boyları arasında hikmet adını verdiği şiirleriyle çok sevilmiş, ünü bütün Türkistan'a ya­yılmış, Anadolu'ya dek geniş bir coğrafyada etkili olarak Yunus Emre'yi yetiştirecek olan düşünce ortamını hazırlamıştır.

* Edebiyat tarihimizde edebî kişiliğinden çok, dü­şüncesi ve öğretici yanıyla önemlidir.

11. ve 12. Yüzyıllarda Eserlerini Arapça ve Farsça Yazan Türk Yazarlar

* Türkler, Müslüman olduktan kısa bir süre sonra Arapların ve İranlıların öncülüğünde kurulan İslam uygarlığını benimsemekle kalmamış; sanat, bilim, kültür, siyaset ve yönetim alanlarında bu uygarlığa önemli katkılar sağlamışlardır. Ancak bu uygar­lığın ortak bilim dilinin Arapça, popüler sanat dili­nin de Farsça olması, Türkçe adına büyük bir ka­yıp olmuş; bazı önemli eserler, yazarları Türk ol­duğu halde Arapça ya da Farsça yazılmıştır.

* Eserlerini Arapçayla yazan İlk büyük Türk bilgini ve filozofu olan Farabi (870-950) gibi ondan iki yüzyıl sonra Zemahşerî ve Fahrettin Mübârekşah da eserlerini Türkçe yazmamıştır.

 

ZEMAHŞERÎ (1075-1144)

* Zemahşerî, Harzem'in Zemahşer kasabasında doğmuştur. Divanü Lugati't-Türk'ten sonra Türk dili hakkında bilgi veren ikinci önemli kaynak olan Mukaddimet'ül Edep'in yazarıdır. Bu eser, Kaşgarlı Mahmut'un eserinin tersine, Arapça bilme­yen Türklere ve İranlılara Arapça öğretmek ama­cıyla yazılmış bir dil kitabı ve sözlüktür. Kitabın Arapça satırları üzerinde Türkçe ve Farsça çevi­rileri vardır.

* Zemahşerî'nin diğer önemli eseri yine Arapça yazdığı El-Keşşâf adlı Kur'an tefsiri ve Divan'ıdır.

FAHRETTİN MÜBÂREKŞAH (? - 1206)

* Fahrettin Mübârekşah, Gazneliler yerine devlet kuran Gorlular döneminde yetişmiş bir bilgin ve şairidir.

* Eserlerini Farsça ve Arapça yazdığı için kaynaklarda İran ya da Arap edebiyatı içinde de­ğerlendirilmiştir.

* En tanınmış eseri olan Şecere-i Ensâb, Türk ve İslam büyüklerinin şecerelerini (soy ağacı) ortaya koymak amacıyla yazılmıştır. Ancak 136 şecere olarak hazırlanan eserden gü­nümüze sadece 84 sayfalık Farsça önsöz kal­mıştır. Yazarın bu sayfalarda Türklerin ulus ola­rak özelliklerinin yanı sıra Türk dili, tarihi ve kültü­rü ile ilgili verdiği bilgiler oldukça ilginçtir.

 


 

Yorum ekle

Facebook Grubumuza Katılın!

Site Bilgileri



sa  mysa