İlköğretim Dersleri

Ortaöğretim Dersleri

Karma-Karışık

Site İstatistikleri

Toplam Üye:1393
Son Üyemiz:işler
Son Ziyaretçi:gökmen
İçerik:6348
İçerik Okunma:3366395
Yeraltından Notlar-Dostoievski PDF Yazdır e-Posta

Sosyalci tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 28 Mayıs 2011 15:13

YERALTİNDAN NOTLAR

FYODOR MİHAİOLOVİÇ DOSTOYEVSKİ

11 Kasım 1821 tarihinde Moskova'da doğdu. Babası Yoksullar Hastanesi'nde çalışan eski bir ordu cerrahı, annesi de bir tüccarın kızıydı. Dostoyevski'nin çocukluğu, zorba ve sarhoş bir babayla hasta bir anne arasında geçti. Dostoyevski, annesinin yardımıyla evde başladığı öğrenimini özel bir okulda sürdürdü. On altı yaşındayken annesini kaybetti. 1837 yılında Petersburg Askeri Mühendislik Okulu'na girdi. O sıralarda özellikle şiddet ve cinayet konularını işleyen kitaplar okumaya başladı. Okulu bitirdikten bir süre sonra, edebiyatla uğraşabilmek için askerlikten ayrıldı. Daha sonra babası, köylüler tarafından öldürüldü. Bu sırada parasızlık, sefalet ve sara nöbetleri içinde buhranlı bir hayat sürdü. 1846'da ilk romanı İnsancıklar yayımlandı.

Dostoyevski, Rusya'daki Çarlık idaresine karşı faaliyetlerde bulunan bir grubun sürdürdüğü gizli toplantılarda yer almıştı. 1849'da Çarlık yönetimi, bu grup üyelerinin tutuklanmasını emretti. İçinde Dostoyevski'nin de bulunduğu 21 kişinin kurşuna dizilmesine karar verildi. Hükmün uygulanacağı sırada Çarlık fermanı açıklandı ve Dostoyevski'ye verilen ceza, Sibirya'nın Omsk bölgesinde dört yıl ağır hapse ve er rütbesiyle dört yıl askerlik hizmetine çevrildi. Sibirya'daki dört yıllık mahkûmiyet hayatı, büyük işkence ve eziyetle yaptırılan ağır işlerde çalışmakla geçti. Mahkûmiyetinin son yıllarını bir askeri inzibat taburunda geçirdikten sonra 1857'de çocuklu dul bir kadınla evlendi; ancak bu evlilik mutluluk getirmedi. Dostoyevski'nin sürgün hayatı, ruhu üzerinde derin izler bıraktı. 1862 yılında yayımlanan Ölü Evinden Hatıralar, gerçekte onun hapishane yaşantısının canlı bir anlatımıdır. Bu arada kardeşi ile birlikte önce Vremya, sonra da Epoha adlı dergileri çıkardı. Tüm yapıtlarının anahtarı olan Yeraltından Notlar (Zapiski iz Podpolya), 1864 yılında yayımlandı. Suç ve Ceza (Prestupleni i Nakazani/1866), Kumarbaz (İgrok/1867), Budala (İdioM868), Ebedi Koca (Veşnı muzh/1870), Ecinniler (Besi/1872) gibi başyapıtlar birbirini izledi. İlk karısının ölümünden üç yıl sonra 1867'de evlendi. Kumar tutkusu nedeniyle karısıyla ülkesinden ayrılarak Avrupa'nın kumarhanelerini dolaştı. Bir kızı oldu, ama öldü. Bu ölüm, onu deliliğin eşiğine kadar getirdi. 1875'te Delikanlı (Podrostok), 1876'da Bir Yazarın Günlüğü (Dnevnik pisatelja) ve 18798C'de Karamazov Kardeşler (Brat'ja Karamazovı) adlı yapıtları yayımlandı 9 Şubat 1881'de Petersburg'da öldü.

Dostoyevski, psikolojik roman akımının en büyük temsilcisidir. O, romanlarında çevresini ve bu çevrede geçen olayları tasvir etmekten çok, çeşitli insanların düşüncelerini, ruh derinliklerini işlemiş; bunların psikolojik, fizyolojik sorunlarını konu olarak ele almıştır. Bu yüzden romanlarında hasta, suçlu, isyankâr, sadist tiplemelere sık rastlanır.

 

SUNUŞ

Fransız edebiyatçı Andre' Gide, Yeraltından Notlar'ı, Dostoyevski'nin yazarlık hayatının zirvesine ulaştığı, onun bütün eserlerinin kilit taşı olarak görür. Dostoyevski, aslında uzun bir monolog olan bu yapıtında, bize bir yanda düşkün, alçakgönüllü (bu alçakgönüllülüğü, iğrençlik bataklığına gömülüp bundan zevk almaya vardıracak kadar), öbür yanda da kibirli (kibri, hayatı mahvetmeye vardıracak kadar) hasta ruhlu, karşıt duygular içinde gidip gelen bir insanın öyküsünü anlatır.

Roman kahramanının patolojik halleriyle Dostoyevski'nin hayatı arasında bazı paralellikler vardır. Sürgün hayatı sürerken, kardeşine yazdığı mektupta şöyle diyecektir Dostoyevski: "... Mişa, bunun için kızma bana sakın, düşün ki yapayalnızım, fırlatılıp atılmış bir taş parçasıyım sanki. Otedenberi karamsar, hasta, alıngan huyluyumdur. Bütün bunları düşün ve sızlanışlarım haksız, aklıma gelenler de saçma ise bağışla beni." Karşıt duygular içinde mekik dokuyan roman kahramanından sözederken, böylesi bir özelliğe imkân veren şeyin, Dostoyevski'nin özverisi ve boyun eğişi olduğunu belirtmeliyiz; onu eşine az rastlanır kılan da, içinde taşıdığı o olağanüstü aykırılıkların bolluğudur zaten. Bunu, Ecinniler'deki günlük'ün yazarı diliyle Dostoyevski, şöyle ifade edecektir: "Bu karşıt duyguların böyle birarada varoluşlarını

açıklamaya kalkışacak değilim." Delikanlı'da ise bu durum, "Karşıt duygulardan meydana gelen kasırga, zihnimi altüst ediyordu. Bunun tam anlamıyla bir delilik hali olduğunu sanmıyorum," şeklinde dile getirilecektir. Kitabın kahramanı, aşırı hınç duyduğu zaman sevgiye, aşırı sevgi duyduğu zaman da hınca çok yaklaşır. Dostoyevski'nin romanlarında bize sunduğu çift karakterlilik ise farklı bir şeydir. Bunların, oldukça sık görülen o patolojik hallerle genelde hiçbir ilgisi yoktur ya da çok az ilgisi vardır. Bu gibi hallerde, öz benliğin üzerine yerleşen ikinci kişilik, zaman zaman onun yerini alır. İki ayrı kişilik, aynı bedende iki ayrı konuk vardır karşımızda. Bunlar, yerlerini peşpeşe birbirlerine bırakırlar; birbirlerinden habersiz sırayla ortaya çıkarlar. Asıl şaşırtıcı olan, tüm bunların aynı zamanda oluşu; herkesin kendine ait birbirini tutmaz davranışlarının ve ikili benliğinin farkında bulunuşudur. Dostoyevski'nin, bu romanında olduğu gibi diğer romanlarında da bir düşüncesini açıkladıktan sonra, bunun tersini savunduğu, sık sık görülür.

Düşünceleri mutlak değildir Dostoyevski'nin; hemen hemen bunları açıklayan kişilerle ilintili kalırlar. Olaylar, birbirlerine karışıp düğümlenirler; ahlaksal, psikolojik ve dış unsurların birbiri içinde kaybolup yeniden buluştukları girdaplardır bunlar. Hiçbir yalınlaştırma, çizgide hiçbir arıtma görmeyiz onda. Karmaşıklıktan hoşlanır, onu korur. Duygular, düşünceler, tutkular an halde ortaya çıkmazlar...

Yeraltından Notlar, bu bağlamda bir benlik çözümlemesidir. Dostoyevski, bu eserinde de kendini ve kendi gibi hafakanlar içinde boğuşan ruhların öyküsünü kaleme alıyor.

Bu notlar ve yazarı tümüyle bir hayal ürünüdür. Bununla birlikte, etrafımıza şöyle bir baktığımızda, bu notların yazarı gibi olanların aramızda yaşamasının yalnızca mümkün değil, aynı zamanda gerekli olduğunu kabul ederiz. Ben, yalnızca yakın bir geçmişin sıkça rastlanılan tiplerinden birini okuyucularıma tanıtmak istedim. Bu tip, hâlâ yaşamakta olan bir kuşağın temsilcisidir. "Yeraltı" adını taşıyan bu bölümde, bu kişi kendisini ve düşüncelerini anlatırken, toplumumuzda neden bulunduğunu, bulunmasının niçin kaçınılmaz olduğunu sanki açıklamak ister gibidir, ikinci bölüm ise bu kişinin yaşamındaki bazı olayları anlatan gerçek anılardır.

F. Dostoyevski

ŞuleYERALTINDAN NOTLARBİRİNCİ BÖLÜM YERALTI

Ben, hasta bir adamım... İçi öfkeyle dolu, çekilmez bir adamım ben. Sanırım, karaciğerimden de rahatsızım. Doğrusu, hastalığımın ne olduğunu, hatta neremin ağrıdığını bile bilmiyorum. Tıbba, doktorlara saygı duyduğum halde tedavi olmak için hiçbir şey yapmadım. Dahası, boş inançlara bağlı olan biriyim; hem de tıbba saygı duyacak kadar. (Çok iyi bir öğrenim gördüm; bunlara inanmamam gerekir ama inanıyorum işte.) Sırf inadımdan tedavi olmak istemiyorum. Siz, buna bir anlam veremiyorsunuzdur herhalde. Ama ben çok iyi anlıyorum. Huysuzluğumla kimin canını yakacağımdan bahsetmeyeceğim elbette; çünkü bunu ben de bilmiyorum. Bildiğim tek şey, böyle hareket etmekle sadece kendime zarar vereceğimdir. Bunu bilmeme rağmen, sırf inadımdan tedavi olmuyorum.

11

Karaciğerim ağnyormuş, varsın daha beter ağrısın!

Uzun bir süredir böyle yaşıyorum, belki yirmi yıldır. Şu an kırk yaşındayım. Eskiden çalışırdım, şimdi işi bıraktım. Aksi bir memurdum, kabaydım; böyle davranmak, bana haz verirdi. Rüşvet almadığım için kaba davranma hakkını kendimde buluyor, böylece avunuyordum. (Kötü bir espri ama karalamayacağım üzerini. Yazarken güzel olacağını sanmıştım; şu anda bunun böyle olmadığını ve sözlerimin çirkin bir böbürlenmeden öteye geçmediğim gayet iyi biliyorum. Böyle olduğunu bildiğim halde, yine de üzerini karalamayacağım!)

İşlerini yaptırmak üzere masama gelenlerle dişlerimi gıcırdatarak konuşur, birinin canını sıktım mı, büyük bir haz duyardım. Bunda da çoğu zaman başanlı olurdum. Böyleleri, genellikle pısırık olur. Sadece kendini beğenmiş bir subaydan nefret ederdim. Bir türlü yola gelmek bilmez, kılıcını şakırdatarak karşımda dikilirdi. Onunla kılıcı yüzünden tam bir buçuk yıl mücadele ettim. Sonunda kazanan taraf ben oldum ve o da kılıcını şakırdatmaktan vazgeçti. Gerçi bu, gençliğimde olmuş bir olay...

Ama sevgili okuyucularım, benim asıl kötülüğümün nereden geldiğini biliyor musunuz? Ben, bu kepazeliğimi her anımda, hatta en hırçın olduğum anlarda bile hissetmekten kendimi alamıyordum. Aslına bakılırsa, ne kötü, ne de hırçın biriydim. Bütün hareketlerim, eğlence olsun diye yaptığım saçmalıklardan ibaretti. Öfkemden ağzım köpürmüşken biraz olsun güleryüz gösterip, önüme şekerli bir bardak çay sürüldü mü yumuşayıverirdim. Üstelik duygulanırdım da... Ama sonradan kendime kızar, utancımdan aylarca uyuyamazdım. Huyum böyleydi işte.

Biraz önce aksi bir memur olduğumu söylemiştim ya, yalan! Hıncımdan öyle söyledim. İşlerini yaptırmak

12

«f

için gelenlere de, subaya da iş olsun diye diklenirdim; gerçekte hiçbir zaman aksi biri olamadım. İçimde her an bunların tam tersi olan duyguların varlığını hissediyordum. Bu duyguların yaşamım boyunca beni bırakmadıklarını, dışan taşmak için firsat kolladıklarını biliyordum. Fakat buna izin vermezdim; bile bile engel olurdum. Bu yüzden utançtan yerin dibine giriyor, öfkemden patlayacak hale geliyordum. Sonunda öylesine bir bezginlik verdiler ki, anlatamam! Bunları yazarken sanki pişmanmışım, özür diliyormuşum gibi bir halim mi var baylar?.. Eminim, öyle düşünüyorsunuzdur. Ama inanın bana, sizin ne düşündüğünüz umurumda bile değil.

Ben, kötü bir adam değildim; daha doğrusu, hiçbir şey olamadım ben: Ne aksi ne iyi, ne alçak ne namuslu, ne kahraman ne de korkak. Şimdi, kendi köşeme çekilmiş, akıllı olanların hayatta bir iş tutturamayacakları, tutturanların ise aptal oldukları gibi kin dolu ve saçma sapan avuntularla ömrümü geçiriyorum. Evet, ondokuzuncu yüzyıl insanı en başta iradesiz olmalıdır, böyle olmak onun için bir zorunluluktur. Çalışkan, iradeli bir adam, dar kafalıdır. Kırk yıllık bir yaşamdan sonra bu sonuca ulaştım. Şu an kırk yaşındayım ve kırk yıllık uzun bir yaşam, ihtiyarlığın ta kendisidir. Kırk yıldan fazla yaşamak ayıptır, aşağılık bir şey ve ahlâksızlıktır. Bana açık yüreklilikle, şerefiniz üzerine, kimin kırkından fazla yaşadığını söyler misiniz? İsterseniz, bunların kimler olduğunu size ben söyleyeyim: Aptallar ve namussuzlar... Bunu, bütün o ak saçlı ve güzel kokular sürünmüş saygıdeğer ihtiyarların yüzüne bile söylerim! Dahası, dışan çıkıp tüm dünyaya haykırırım bunu! Buna hakkım var, çünkü ben de altmış yaşına kadar yaşayacağım. Hatta yetmişi, sekseni bulacağım!.. Durun, izin verin de biraz soluk alayım...

Baylar, belki de sizi güldürmek istediğimi zannedi

13yorsunuz. Bunda da yanıldınız. Ben, sizin tahmin ettiğiniz veya edebileceğiniz gibi şakacı biri değilim. Yaptığım bu gevezeliklere kızarak (ki kızdığınızı hissediyorum) benim nasıl bir adam olduğumu sorarsanız size vereceğim cevap, "sıradan bir memurum"dan ibaret olacaktır. Sadece karnımı doyurmak için (sırf bunun için) çalıştım; geçen yıl akrabalarımdan biri bana altı bin ruble miras bırakınca istifa ettim .ve hemen ardından oturduğum şu köşeye yerleştim. Eskiden de burada otururdum ama şimdi iyiden iyiye yerleştim. Burası, şehrin kıyısında ve berbat bir oda. Hizmetçim, ahmaklığı yüzünden alabildiğine hırçın, yaşlı bir köylü kadınıydı; üstelik ondan yayılan iğrenç koku, midemi bulandırıyordu. Bazıları, Petersburg'un havasının sağlığımı bozduğunu, ufacık gelirimle başkentte yaşamanın çok zor olduğunu söylüyorlar. Bütün bunları çok iyi biliyor ve bunları söyleyen tüm tecrübeli, akıllı öğütçülerle yol gösterenleri iyi tanıyorum. Ama yine de Petersburg'da kalacağım: buradan bir adım bile atacak değilim! Neden mi?.. Hiç... Zaten gitmek ya da gitmemek arasında bir fark yok benim için.

Aklı başında bir adamın bahsini etmekten haz duyacağı konunun ne olduğunu bilir misiniz?

Cevap, kişinin ta kendisidir.


 

Yorum ekle

Facebook Grubumuza Katılın!

Site Bilgileri



sa  mysa