İlköğretim Dersleri

Ortaöğretim Dersleri

Karma-Karışık

Site İstatistikleri

Toplam Üye:1393
Son Üyemiz:işler
Son Ziyaretçi:gökmen
İçerik:6348
İçerik Okunma:3366330
Montaigne Denemeler PDF Yazdır e-Posta

Sosyalci tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 28 Mayıs 2011 18:12

MONTAIGNE

DENEMELER

ÖNSÖZ 1

Montaigne ülkemizde pek tanınmış olmamakla birlikte bu çevirileri

uzun bir önsözle vermeye cesaret edemedim, bunu gerekli görmedim.

Çünkü Montaigne eserini zaten kendisini tanıtmak için yazmış.

Onunla okuyucu arasına girecek olan herkes boş sözler söylemek

tehlikesine düşer. Üstelik de Montaigne'in Türk okurlarına hiç de

yabancı gelmeyeceğini sanıyorum: Çünkü yeni Avrupa'nın ana

kaynaklarından biri olan bu büyük düşünce kaynağının bize

Avrupa'dan gelen her kitapta biraz payı vardır. Yeni düşünce, insan

bilincinin insanı ve doğayı serbestçe tanımak çabası ise, Montaigne bu

çabanın ilk büyük hamlesidir. Bugün bizim de kavuştuğumuz serbest

düşünceye o, dört yüzyıl önce ve bizim uyanış devremize birçok

bakımlardan benzeyen coşkun bir dönemde kavuşmuştur. Bugünkü

Türkçe gibi değişen kıvrak ve başıboş bir dille; şimdi anlamları çok

değişmiş taze Fransızca sözcüklerle, halk deyimleriyle yazılmış olan

Denemeler, çeviriye en az elverişli kitaplardan biridir. Bu çevirileri

iddialı birer örnek olarak değil, birer deneme olarak veriyorum.

Parçaların seçilmesi de daha çok gelişigüzeldir. Montaigne'den

yapılacak her seçme, ister istemez, keyfi ve eksik olacaktır. Bunlar,

Denemeler'in ötesinden berisinden koparılmış düşüncelerdir.

Montaigne'in bahçesinden her geçişte insan çok değişik demetler

yapabilir. (1940)

 

ÖNSÖZ 2

Tercüme Dergisi'nde başlanmış olan bu çevirilere, 1940'ta yazmış

olduğum bu kısa önsözü uzatmak niyetinde değildim. Fakat

Montaigne üstüne okuduğum bir yazı üzerine okurlara bir iki söz daha

söylemek hevesine düştüm. «La Nouvelle Revue Critique»te Henri

Gillemin, Montaigne'in Denemeler'de kendini tanıtmak gibi olanaksız,

gereksiz bir işe giriştiğini, böyle yapmakla da işten kaçmış, kusurlarını

düzeltecek yerde itiraf etmiş olduğunu söylüyor. Denemeler onyedinci

yüzyıldan beri buna benzer hücumlara uğrar. Fransa'nın başına

gelen felaketlerin nedenini Montaigne ve benzeri yazarlarda bulanlar

bile olur. Montaigne insanda iman bırakmazmış, okuyanı sistemli bir

düşünceye gitmekten alıkoyarmış, hayattan uzaklaşıp, tembelliğe,

uyuşukluğa götürürmüş.

Gerçekten Montaigne kent hayatından kaçmış, Denemeler'i keyfi için

yazmış, onu okuyanların imanını sarsmıştır; fakat bunu öyle bir

zamanda yapmıştır ki, insanın oturup serbestçe düşünmesi işlerin en

gücü, kendi keyfi için yazı yazmak, gerçeği bulup göstermenin belki

tek yolu; insanların ruhlarındaki iman da yıkılması, değişmesi gereken

cinsten bir imandı. Montaigne hep kendini anlatıyordu; ama kendini

anlatırken insan düşüncesini yeni bir yola sokuyor, köhne inanışları,

doğaya, akla aykırı alışkanlıkları, safsataları baltalıyor, dünya

sevgisine, bilimsel düşünüşe, gerçekçi edebiyata yol açıyordu. Bir

insanda bütün insanlığın sorunları bulunduğuna inandığı için kendini

anlatırken, yalnız kendini düşünmüş olmuyordu. Kendini değil de

başkalarını anlatmış olsaydı, Denemeler'de yine aynı düşünceler

aynı duygular olacaktı. Onun zamanında kendini, insanlığı ve doğayı

keşfe çıkmak, cüret, iman ve çaba isteyen bir işti. Fransa böyle bir

girişimden zarar görmüştü demek, tutucu, dindar, bir Fransa daha

mutlu olacaktı, demeye varır. Doğrusu böyle bir Fransa ve böyle bir

dünya isteyenlere Montaigne'i beğendirmek güçtür.

Gerçi Montaigne'de türlü türlü düşünceleri, ileri geri bütün siyasi

inançları destekleyen, ya da öyle görünen düşünceler bulunabilir.

Onda bir taraflı, sistemli sürekli bir görüş olmadığı için bugün çeşitli

yollara ayrılmış olan insan düşüncesi onu istediği yana çekebilir; ama

hiçbir zaman çekilemeyeceği taraflar vardır: Bunlardan biri doğa ötesi,

biri de bağnazlıktır. Denemeler'i okuyan şu iki dersi almamazlık

edemez: Doğanın istediği gibi düşün ve yaşa; hiçbir kitabın, hiçbir

doğanın kölesi olma. Aldanmıyorsam Batı kültürünün Montaigne'den

bugüne kadar ki gelişmesi genel olarak bu iki derse sadık kalmıştır.

Ancak aşırı ideolojiler az çok bağnazlığa muhtaç oldukları için

Montaigne pek işlerine gelmez. Tek taraflılığı küçümseyen bu adamın,

halkta kendi doktrinlerine karşı kuşku uyandırmasından çekinirler.

Oysa Montaigne'den ders almamış, yani doğa ötesinden ve taassuptan

kurtulamamış bir düşünce körükörüne bir partiye ancak kul olarak

hizmet edebilir, yaratıcı, geliştirici güç olarak değil. Montaigne'in işi,

diğer hümanistler gibi yeni düşüncenin ana yolunu açmak oldu; üst

tarafını başkaları düşünecekti; düşündüler, daha da düşünecekler.

Şurası kesin ki Montaigne her zaman düşüncemizin çemberlerini

kırmaya, kendi kendimizi eleştirip aşmaya yardım edecek.

Gerçi Denemeler'de yeniliğe, yıkıcılığa, devrime karşı sözler vardır.

Montaigne toplumun düzenini birdenbire değiştirmenin ortalığı

tümüyle karıştıracağına inanır; fakat korktuğu şey yenilik değil,

kargaşalıktır. Bir de eski değerlerin büsbütün ortadan kalkmasına razı

değildir. İnsanlığın vardığı olumlu sonuçların yeni hayata mal

edilmesini ister. Krallığa ve kiliseye gösterdiği saygıya gelince, bu

saygı içten de olsa her iki kurumun temellerini yıkmakta

Denemeler'den daha iyi bir silah icat edilmemişti. Bütün sorun

kralların ve papaların herkes gibi bir insan olduklarını, herkes gibi iyi

ya da kötü olabileceklerini, insan aklının onları sorguya çekebileceğini

insanlara anlatmaktı; üst tarafı kolaydı.

Montaigne'in içtenliği üstüne çok şey söylenebilir.

Alçakgönüllülüğünün sahte, itiraflarının yapmacık olduğundan

sözedilebilir: Ama hangi yazar ondan daha içten olabilmiştir? Aslında

içtenliğin ne demek olduğu da pek belli değildir. İnsan ne yaparsa

yapsın kendini tam olduğu gibi anlatamaz. O kadarını kendi de

bilmez. Montaigne bu konuda öncü olmak, elinden geleni yapmak ve

herkesi olabileceği kadar içten olmaya çağırmakla görevini yapmıştır.

Kendilerini anlatanlar arasında ondan daha ileri gitmiş yazar da hala

pek yoktur.

 

Denemeler'i tam olarak çevirebileceğimi sanmıyorum.

Bunu daha sabırlı ve daha yetkili bir çevirici er geç yapacaktır. Ben

sadece derlemeler yapmak ve bundan sonra bir cilt daha vermek

niyetindeyim. Latince sözleri Fransızca çevirilerinden çevirdim ve

asıllarını merak eden olur diye metinden ayırmadım. Önsözlerden

sonra Montaigne'in hayatına ait bilgiler bulacaksınız.

Değişik tarihlerde yapılmış olan bu çevirilerdeki dil, deyim

tutmazlıklarını okurların hoş görmesini dilerim. (1950)

 

ÖNSÖZ 3

Montaigne Avrupa'ya serbest düşünmesini öğretmiş olan adamdır,

demek fazla büyük söylemektir, ama böyle bir söz olsa olsa

Montaigne için söylenebilir. On altıncı yüzyılda serbest düşünmek,

babadan kalma, donmuş, su götürmez düşünce kalıplarını zorlamak,

başka türlüsünü düşünmeyi kimsenin göze alamadığı inanışların

doğruluğundan kuşku duymak hastalıklardan dinlere, adetlerden

kanunlara kadar insan hayatının her yönü üzerinde kendi aklının

ışığıyla yeni baştan düşünce yürütmekti. Buysa o zaman tek başına

Amerika'yı keşfe gitmek gibi bir işti. Gerçi Rönesans Avrupası'nda bu

iş artık olanaksızlıktan çıkmış, okur yazarlar bir yandan dünyanın, bir

yandan da Yunan ve Latinlerin daha iyi tanınmasıyla insanoğlunun

türlü türlü düşünmesi olanağı bulunduğunu öğrenmiş, yer yer, zaman

zaman hocadan izinsiz düşünme denemelerine başlamışlardı. Fakat

bütün hayatını bu denemelere hasreden, kendini serbest düşüncenin

deney tahtası haline getiren ilk adam Montaigne oldu.

Gerçekten de Montaigne yalnız Denemeler'ini yazmak için yaşamış

gibidir. Bundan başka kitabı olmadığı gibi hayatının da bu kitaptan

başka serüveni yoktur. Ben kitabımı yaptığım kadar da kitabım beni

yaptı der. Denemeler'in yazıldığı yirmi yıl içinde (1572'den 1591'e

yani ölümüne kadar) Montaigne kendini kitabına, kitabını kendine

göre ayarlamakla uğraşır. 1581-1585 yılları arasındaki Bordeaux

kentinin Belediye Başkanlığı onu kütüphanesine ve Denemeler'ine

daha fazla bağlamaktan, kendi kendini işleyen ve geliştiren

düşüncesine yeni ip uçları getirmekten başka bir işe yaramamıştır.

Özellikle son yedi yıl içinde Montaigne Perigord'daki küçük

şatosunun kulesine öyle kapanmıştır ki ülkesini kasıp kavuran en kanlı din kavgaları, evine kadar sokulan eli bıçaklı insanlar bile onu telaşa

düşürmemiş, köşesinden ve kitabından ayırmamıştır. Daha önceki

hayatı da çok sevdiği ve saydığı bir babanın akıllıca yönetimi altında

Denemeler'in hamurunu yoğurmakla geçmiştir. Doğar doğmaz

özellikle köylüler arasına gönderilen, gözlerini, Rönesans gibi

Denemeler'in de anası olan doğanın şımartılmaz şefkati içinde açan

Montaigne o zaman insan düşüncesini besleyen bilgileri en sağlam, en

köklü bir şekilde veren düzenli, özenli bir öğretim gördü. Babası

kendisine Latince'yi ana dilinden önce öğretecek kadar ileri gitmişti.

Denemeler'de Montaigne'in Eskiler'le o kadar senli benli olması bu

hazırlık sayesindedir. Montaigne'in gençliğinde öğrenme hazzının

dışında bulduğu en büyük sevinç kaynağı Etienne de la Boetie ile

olmuş. Kaldı ki düşüncesinin bereketini artıran bu dostluk da, La

Boetie'nin genç yaşta ölümünden sonra Denemeler'in duygu ve

düşünce kaynaklarından biri olmaya yaramıştır.

 

Montaigne bütün Fransızlar gibi yerine yurduna bağlı olmakla,

dönüp dolaşıp doğduğu yere dönmekle ve orada ölmekle birlikte,

peteğine çok uzaklardan, bütün dünyadan bal taşıyan bir düşünce

arısıydı. Yeni keşfedilen Amerika'dan Türk padişahının sarayına kadar

her yerde olup bitenlerin meraklısıydı. Önsözünde yalnız ailesi için

yazdığını söylediği kitabında, karısından, doğup doğup ölen

kızlarından hemen hiç sözetmeyen Montaigne, bu içine kapanmayı

herkesten iyi bilen adam, hep dışarıyla, başkalarıyla uğraşır. Kendini

dünyadan koparıp tek başına kalmayı bilen de o, Avrupa'da dünya

vatandaşlığının ilk ve en açık sözcüsü de odur. Bakın ne diyor: «Bütün

insanları hemşerim sayıyorum. Bir Polonyalı'yı tıpkı bir Fransız gibi

kucaklıyorum. Dünya ile akrabalığımı kendi milletimle

akrabalığımdan üstün tutuyorum. Doğduğum yerin pek o kadar

heveslisi değilim. Kendi düşüncemle vardığım yeni bilgiler bana, sırf

raslantılarla edindiğim hazır ve gelişigüzel bilgilerden daha değerli

gelir. Kendi kazandığımız temiz dostluklar nerde, iklim ve kan

dolayısıyla bağlı olduğumuz dostluklar nerde!

 

Denemeler KENDİNİ TANI ilkesinin bütün bir ömre

uygulanmasıdır. Bu bakımdan Montaigne, Sokrates'i Platon'dan çok

daha iyi anlamış sayılabilir. Hiç kimse kendi kendini onun kadar

sabırla, inatla, dikkatle gözetlememiş, en gizli, en ele avuca sığmaz

hallerini yakalamakta onun kadar tetik davranmamıştır. Hayatın bütün

hazları gibi uykusuna da pek düşkün olan bu adam, kendi kendini uyur

ve rüya görür halde yakalayıvermek için uşaklarına gece onu

birdenbire uyandırmalarını tembih edermiş. Bizim şeyh Galib'in:

Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen sözünü mistik anlamından

soyarsanız tam Montaigne'in kendi kendine söyleyeceği şey olur. Her

insanda bütün insan halleri vardır, diyor kendisi de. Bununla birlikte

aynı Montaigne kendi dışına çıkmak demek olan okumayı ve gezmeyi

bir aşk haline getirmiş. Gezilerde en çok sevdiği şey, yabancı bir

yerde uyandığı sabahlar, yepyeni şeyler göreceğini düşünüp sevindiği

an olurmuş. Bildiği yerlere pencereden bakmak bile ona sıkıntı

verirmiş. Kitaplarını da tıpkı gezer gibi okurmuş: Okumuş olmak için

değil, yeni ufuklar, yeni lezzetler, yeni düşünceler bulmak için. Tekrar

tekrar okuduğu kitaplarda, her kez yeni yeni bir şeyler bulması, onları

dilediği zaman dilediği bir yerinden açıp okumasından ileri geliyor.

Ondan çok kitap okuyan olmasın; buna karşın düşünürken duyarken

kim onun kadar kitaplardan sıyrılmasını bilmiştir. Gerçi Denemeler

adım başında başkalarından alınmış sözlerle doludur. Fakat bu

sözlerin ne kadar benimsenmiş, ne kadar yaşanmış olduğunu

göreceksiniz. Bilgiçlik taslayanlar bile başkalarından bu kadar bol

alıntı yapmadıkları halde, Montaigne'in bilgiçlik tasladığı hiçbir

okurun aklından geçmez. Bilgiçlerin ilk ve amansız düşmanı da o

değil mi zaten? Montaigne'in Avrupalılara öğrettiği en önemli

yollardan biri de kendi düşüncemizi başkalarının düşüncesiyle

zenginleştirmesini bilme yoludur. İnsan Denemeler'i okurken derelerin

ırmakta, çiçeklerin balda erimesine benzer bir düşünce kaynaşması,

yoğrulması görür gibi olur.

 

Montaigne'in bir tek insanda bütün insanlığı dile getirmesi, kimseye

benzemeden herkes olması, dünya ile bağdaşıp kendine özgü kalması

kuşkusuz biraz da, hatta çokluk da, eşsiz, diri, kıvrak, tadına doyulmaz

dili, düşüncesiyle, teklifsizce sarmaş dolaş olan söyleyişidir. Aslında

Dante'nin İtalyanca'da, Cervantes'in İspanyolca'da, Shakespeare'in

İngilizcede yaptığını Fransızca'da yapmış, halkın, sokağın diliyle her

düşüncenin, ne kadar derin, ne kadar ince olursa olsun pekala

söylenebileceğini kanıtlamıştır. «Ah, keşke Paris'in sebze pazarında

kullanılan sözcüklerle konuşabilsem der Montaigne ve Platon'un

düşüncesini anlatırken o sözcükleri kullanmaktan çekinmez. Bütün

yaşanmış, gerçek düşünceler gibi Montaigne'in düşüncesi de çokluğun

kullandığı dile başvurmuş, herkesin konuşmasına uymakla kendi

rengini yitirmemiş, tersine daha fazla bulmuştur. Denemeler'in her

satırında Montaigne babacan bir eda ile hep SERBEST DÜŞÜN,

RAHAT SÖYLE der gibidir.

 

Avrupa'da çokları Montaigne'i bir filozof saymaz, onu daha çok

edebiyata malederler. Filozofu bir düşünce sistemi kuran diye alırsak

Montaigne gerçekten Descartes, Hegel, Kant, Comte gibi filozofların

yanına girmez, kendi de zaten bu birlikteliğe razı olmaz. Montaigne'in

sistemi olsa olsa hiçbir sisteme girmeden düşünme yoludur. Ona göre

insan düşüncesi sistemleri kırarak gelişir, çünkü hiçbir sistem hayatı

ve insanı bütün zenginliğiyle kucaklayamaz. Montaigne'in istediği her

gün, her şeyi yeni baştan düşünebilmektir. Fakat Montaigne'in her

şeyin doğruluğundan her zaman kuşku duyması kendi bulduğu gerçek

karşısında bile dudak büküp QCIE SAIS JE (Ne bileyim?) demesi

önceden verilmiş bir karara, bir sistemli davranışa benzemiyor. Böyle

bir davranıştan ancak babasının hatırı için yazdığı Raimond Sebond'a

Övgüsü (Kitap 2., bölüm 12) dolayısıyla söz edilebilir. Ama orada da

Montaigne insan aklından kuşku duyarken aynı akla yeni ipuçları

vermekte, dokunulmadık yeni gerçekler ortaya koymaktadır.

 

Denemeler'de hiçbir kuşkunun, kararsızlığın izini taşımayan, her biri

bir sistemin temeli olacak kadar sağlam, kendinden emin hükümler

çoktur. Ruhla bedenin ayrılmazlığı, hayatın sürekli bir değişme

olduğu, doğanın aşılmakla değil ona uyulmakla yenilebileceği gibi.

Filozofu yalnızca sistem kural değil bize düşünmesini öğreten adam

olarak görenler içinse asıl filozof Montaigne, diğerleri, sistemciler,

daha çok bilim adamlarıdır. Gerçekten de Denemeler'in asıl gördüğü

iş, bize bir tek insanı (ki Montaigne'in asıl istediği güya buydu), bir

düşünüşü, bir bilgi yolunu tanıtmaktan çok, hepimizin günlük hayatına

kadar inerek, bizi yaşarken düşünmeye, düşünürken yaşamaya, kendi

kendimizin düşüncesini aşmaya sürmesidir. Hiçbir sorunda

Montaigne: Ben sizin yerinize düşündüm, düğümü çözdüm; siz artık

düşünmeyin, yalnızca benim dediğime uyun, demez. Hep: Bakın

düşündükçe neler çıkıyor ortaya; siz de bir düşünün, kendi içinize ve

çevrenize bakın, ipucu isterseniz işte benimki, işte Sokrates'inki, işte

falan köylününki, der gibidir. Bir adım, bir adım daha derken

kendimizi Montaigne'le birlikte hayata, insan düşüncesinin çıkabildiği

tepelerin birinden bakar buluruz.

 

Montaigne bir ahlakçı olarak da sistemli değil, hele doğmatik hiç

değildir. (1952)

 

ÖNSÖZ 4

 

Cem Yayınevi'ne hazırladığım bu son baskı için Montaigne'in

bahçesinde bir hayli dolaştım yeniden. Neden derlemediğime şaştığım

ne yapraklar buldum ve bir kez daha anladım ki insan gibi tükenmez

bir maden bu Denemeler. Okuyup bir köşeye bıraktığınız kitaba

Montaigne gizlice gelip bir şeyler daha ekliyor sanki zaman zaman.

 

Bir tek insan bütün insanlık serüvenini taşıyor bu kitapta. Bir tek

insan hep kendisi kalarak, en değişik, kendinden en uzak insan

hallerine girip çıkıyor; insanların yarattığı tanrıların hiçbirini

küçümsemeden, ama hiçbirine bağlanmadan bütün inançları süzüyor

merakla. Kitaplığının penceresinden hiç alay ederek değil, ama hep

gülümseyerek seyrediyor alaca bulaca dünyamızı, solukları tükenen,

sorunları tükenmeyen insanları. Kaşlarını çatarak baktığı kişiler yalnız

kendi inançları ve çıkarları için başkalarını asıp kesenler, bir de

kendilerini bilmeden bilgin geçinenler, ders almasını bilmeden ders

verenler. Yalnız onlardan sözederken tutamıyor öfkesini,

hoşgörürlüğünü onlardan esirgiyor yalnız.

 

Düşünce derinliği, bilgi zenginliği, anlama gücü ne kadar büyük

olursa olsun Montaigne'e ne bilgin denebilir, ne de filozof. Kendisinin

de hiç istediği yok zaten öyle denilmesini. Eğitmek, öğretmek,

sorunları çözmek, yol göstermek değil, olsa olsa uyarmak onun

istediği: Ona göre kimse kimseyi değil, herkes kendi kendisini adam

eder, etmelidir. Adam olmaksa kendini bilmekle başlar zaten onun

için ve kendi gözüyle dünyadan görebildiği kadarını insanlara

duyurmakla biter.

 

Montaigne çevirileri yıllar yılı, zor olduğu kadar da tatlı bir uğraş

oldu benim için. Çevirdikçe sevdim, sevdikçe çevirdim onu. Güzelim

dilini hala rahatça anlar duruma gelmiş değilim. Ona söylemediğini

söyletmek korkusuyla çevirmediğim, çevirip bastırmadığım parçalar,

çevirdiklerimden daha fazladır. Biz daha dün yaşayan yazarlarımızı,

Ahmet Haşim'i bile, yeni Türkçe'ye çevirirken, Fransızlar

Montaigne'in dörtyüz yıl önceki dilini yeni Fransız'caya çevirmeye

kıyamıyor, ya da cesaret edemiyorlar. Montaigne'in uydurduğu

sözcükler bir yana, anlamları çok değişmiş ya da hiç kullanılmaz

olmuş deyimler bir hayli şaşırtıp oyalıyor insanı. Ama öyle sıcak bir

içtenliği var ki bu dilin seve seve uğraşıyorsunuz özüne varmaya. Çok

yerde Montaigne'i kendi çağında İngilizce'ye çeviren Floriot'ya

başvurduğum oldu. Ama o da çok kez Montaigne'in sözcüklerine

kıyamayıp olduğu gibi almış kendi diline. (1970)

 

MONTAIGNE'İN YAŞAMI

 

1533-Michel de Montaigne doğuyor ve Papessus köyünde bir

sütnineye gönderiliyor.

 

1535-Michel, Fransızca bilmeyen Horstanus adlı bir Alman

eğitmenine veriliyor. Bu eğitmen Michet'in babasının İtalyada

gördüğü yeni bir yöntemle çocuğu hep Latince konuşarak yetiştiriyor.

 

1539-Michel, altı yaşında; Fransa'nın en iyi kolejlerinden birine,

Guyenne Kolejine giriyor. Burada yedi yıl okuyor. Latin şiirinin

tadına varıyor ve biraz da Yunanca öğreniyor.

 

1546-Bordeaux da; Edebiyat Fakültesinde felsefe okuyor.

 

1548-Bordeaux da isyan: Michel, Toulouse da hukuk okuluna

gidiyor.

 

1554-Montaigne in babası Bordeaux Belediye Başkanı oluyor.

 

1555-Montaigne babasıyla Paris'e gidip geliyor.

 

1557-Bordeaux Belediye Meclisine giriyor.

 

1558-Montaigne'le La Boetie arasındaki büyük dostluk başlıyor.

 

1559-Bordeaux da mezhep kavgaları. Bir tüccar diri diri yakılıyor:

Amyot, Plutarkhos'un Hayatlar'ını Fransızcaya çeviriyor.

Montaigne'in en çok seveceği, okuyacağı kitap bu olacak.

 

1561-Bordeaux Belediye Medisi Montaigne'i önemli  bir görevle

saraya gönderiyor. La Boetie siyasal hayata giriyor:

 

1562-Protestanlara karşı şiddet hareketleri başlıyor. Montaigne,

Rouen şehrini Protestanlardan almaya giden kral ordusuna katılıyor:

 

1563-Montaigne, Bordeaux'ya dönüyor: La Boetie ölüyor.

 

1565-9. Charles, Bordeaux'ya gelip bir süre kalıyor. Montaigne,

Françoise de la Chassagne'la evleniyor.

 

1568-Babası ölüyor. Miras beş erkek, üç kız kardeş arasında

bölünüyor. Michel, Montaigne çiftliğinin sahibi oluyor.

 

1569-Montaigne; babasının isteğiyle yaptığı Raimond Sebond'un

thelogia üzerine bir eserinin çevirisini bastırıyor.

 

1570-Montaigne, Bordeaux Belediye Meclisindeki görevinden istifa

ederek Paris'e gidiyor. La Boetie nin Latince şiirleriyle çevirilerini

bastırıyor. Montaigne'in ilk kızı doğup iki ay sonra ölüyor.

 

1571-Montaigne, çiftliğine çekiliyor ve kütüphanesine şu Latince

kitabeyi yazıyor:

 

«1571 yılı: Michel de Montaigne, otuz sekiz yaşında. Doğum

yıldönümünden bir gün önce; meclisteki kulluğundan ve

memuriyetinden bıkmış; fakat sapasağlam olarak kitapları arasına

dönüyor ve geri kalan günlerini orada, sessizlik içinde geçirmeye

karar veriyor.>

 

1572-Saint-Barthelemy kırımı. Montaigne Denemeleri'ni yazmaya

başlıyor. Plutarkhos'un Ahlaki Eserleri'nin çevirisi çıkıyor ve

Montaigne in elinden düşmüyor:

 

1573-İç savaş. Montaigne kralın ordusuna katılıyor; görevle

Bordeaux'ya gönderiliyor.

 

1574-Montaigne'in dördüncü kızı doğup üç ay sonra ölüyor.

 

1575-Montaigne Paris'e gidiyor.

 

1576-Montaigne, Pyrrhon felsefesiyle yakından ilgileniyor: Raimond

Sebond üstüne babasına söz verdiği eseri yazmaya başlıyor.

 

1577-Montaigne'in beşinci kızı doğup bir ay sonra ölüyor. Henri de

Navarre, Montaigne'e yüksek bir rütbe veriyor. Montaigne ilk kez

kum sancılarına tutuluyor. Denemeler'ine devam ediyor.

 

1578-Montaigne küçük bir orman satın alıyor.

 

1579-Montaigne kendini en çok anlattığı Denemelerini yazıyor.

 

1580-Denemeler ilk kez, iki cilt halinde basılıyor. Montaigne

İsviçre'ye, İtalya'ya gidiyor. Paris'e dönüp kitabını krala sunuyor.

Kral beğeniyor.

 

1581-Montaigne evine dönüyor.

 

1582-Montaigne, Bordeaux Belediye Başkanı oluyor, Denemeler'i

birçok eklemelerle yeniden bastırıyor...

 

1583-Montaigne in altıncı kızı doğuyor ve birkaç gün yaşıyor.

 

1584-Navarre Kralı (Sonraki V. Henri) Montaigne'in çiftliğine gelip

iki gün kalıyor.

 

1585-Montaigne Mareşal Matignon'la mektuplaşıyor. İç savaşta

önemli roller oynuyor. Bordeaux'da veba çıkıyor. Montaigne görevi

başına gelemiyor. Başkanlığı bitinceye kadar yakın bir kasabada

kaldıktan sonra, ailesini alıp veba bölgesi dışına çıkıyor.

 

1586-Montaigne tarihçileri okuyor.

 

1587 Henri de Navarre tekrar Montaigne'in çiftliğine geliyor.


 

Yorum ekle

Facebook Grubumuza Katılın!

Site Bilgileri



sa  mysa