|
MONTAIGNE
DENEMELER
ÖNSÖZ 1
Montaigne ülkemizde pek tanınmış olmamakla birlikte bu çevirileri
uzun bir önsözle vermeye cesaret edemedim, bunu gerekli görmedim.
Çünkü Montaigne eserini zaten kendisini tanıtmak için yazmış.
Onunla okuyucu arasına girecek olan herkes boş sözler söylemek
tehlikesine düşer. Üstelik de Montaigne'in Türk okurlarına hiç de
yabancı gelmeyeceğini sanıyorum: Çünkü yeni Avrupa'nın ana
kaynaklarından biri olan bu büyük düşünce kaynağının bize
Avrupa'dan gelen her kitapta biraz payı vardır. Yeni düşünce, insan
bilincinin insanı ve doğayı serbestçe tanımak çabası ise, Montaigne bu
çabanın ilk büyük hamlesidir. Bugün bizim de kavuştuğumuz serbest
düşünceye o, dört yüzyıl önce ve bizim uyanış devremize birçok
bakımlardan benzeyen coşkun bir dönemde kavuşmuştur. Bugünkü
Türkçe gibi değişen kıvrak ve başıboş bir dille; şimdi anlamları çok
değişmiş taze Fransızca sözcüklerle, halk deyimleriyle yazılmış olan
Denemeler, çeviriye en az elverişli kitaplardan biridir. Bu çevirileri
iddialı birer örnek olarak değil, birer deneme olarak veriyorum.
Parçaların seçilmesi de daha çok gelişigüzeldir. Montaigne'den
yapılacak her seçme, ister istemez, keyfi ve eksik olacaktır. Bunlar,
Denemeler'in ötesinden berisinden koparılmış düşüncelerdir.
Montaigne'in bahçesinden her geçişte insan çok değişik demetler
yapabilir. (1940)
ÖNSÖZ 2
Tercüme Dergisi'nde başlanmış olan bu çevirilere, 1940'ta yazmış
olduğum bu kısa önsözü uzatmak niyetinde değildim. Fakat
Montaigne üstüne okuduğum bir yazı üzerine okurlara bir iki söz daha
söylemek hevesine düştüm. «La Nouvelle Revue Critique»te Henri
Gillemin, Montaigne'in Denemeler'de kendini tanıtmak gibi olanaksız,
gereksiz bir işe giriştiğini, böyle yapmakla da işten kaçmış, kusurlarını
düzeltecek yerde itiraf etmiş olduğunu söylüyor. Denemeler onyedinci
yüzyıldan beri buna benzer hücumlara uğrar. Fransa'nın başına
gelen felaketlerin nedenini Montaigne ve benzeri yazarlarda bulanlar
bile olur. Montaigne insanda iman bırakmazmış, okuyanı sistemli bir
düşünceye gitmekten alıkoyarmış, hayattan uzaklaşıp, tembelliğe,
uyuşukluğa götürürmüş.
Gerçekten Montaigne kent hayatından kaçmış, Denemeler'i keyfi için
yazmış, onu okuyanların imanını sarsmıştır; fakat bunu öyle bir
zamanda yapmıştır ki, insanın oturup serbestçe düşünmesi işlerin en
gücü, kendi keyfi için yazı yazmak, gerçeği bulup göstermenin belki
tek yolu; insanların ruhlarındaki iman da yıkılması, değişmesi gereken
cinsten bir imandı. Montaigne hep kendini anlatıyordu; ama kendini
anlatırken insan düşüncesini yeni bir yola sokuyor, köhne inanışları,
doğaya, akla aykırı alışkanlıkları, safsataları baltalıyor, dünya
sevgisine, bilimsel düşünüşe, gerçekçi edebiyata yol açıyordu. Bir
insanda bütün insanlığın sorunları bulunduğuna inandığı için kendini
anlatırken, yalnız kendini düşünmüş olmuyordu. Kendini değil de
başkalarını anlatmış olsaydı, Denemeler'de yine aynı düşünceler
aynı duygular olacaktı. Onun zamanında kendini, insanlığı ve doğayı
keşfe çıkmak, cüret, iman ve çaba isteyen bir işti. Fransa böyle bir
girişimden zarar görmüştü demek, tutucu, dindar, bir Fransa daha
mutlu olacaktı, demeye varır. Doğrusu böyle bir Fransa ve böyle bir
dünya isteyenlere Montaigne'i beğendirmek güçtür.
Gerçi Montaigne'de türlü türlü düşünceleri, ileri geri bütün siyasi
inançları destekleyen, ya da öyle görünen düşünceler bulunabilir.
Onda bir taraflı, sistemli sürekli bir görüş olmadığı için bugün çeşitli
yollara ayrılmış olan insan düşüncesi onu istediği yana çekebilir; ama
hiçbir zaman çekilemeyeceği taraflar vardır: Bunlardan biri doğa ötesi,
biri de bağnazlıktır. Denemeler'i okuyan şu iki dersi almamazlık
edemez: Doğanın istediği gibi düşün ve yaşa; hiçbir kitabın, hiçbir
doğanın kölesi olma. Aldanmıyorsam Batı kültürünün Montaigne'den
bugüne kadar ki gelişmesi genel olarak bu iki derse sadık kalmıştır.
Ancak aşırı ideolojiler az çok bağnazlığa muhtaç oldukları için
Montaigne pek işlerine gelmez. Tek taraflılığı küçümseyen bu adamın,
halkta kendi doktrinlerine karşı kuşku uyandırmasından çekinirler.
Oysa Montaigne'den ders almamış, yani doğa ötesinden ve taassuptan
kurtulamamış bir düşünce körükörüne bir partiye ancak kul olarak
hizmet edebilir, yaratıcı, geliştirici güç olarak değil. Montaigne'in işi,
diğer hümanistler gibi yeni düşüncenin ana yolunu açmak oldu; üst
tarafını başkaları düşünecekti; düşündüler, daha da düşünecekler.
Şurası kesin ki Montaigne her zaman düşüncemizin çemberlerini
kırmaya, kendi kendimizi eleştirip aşmaya yardım edecek.
Gerçi Denemeler'de yeniliğe, yıkıcılığa, devrime karşı sözler vardır.
Montaigne toplumun düzenini birdenbire değiştirmenin ortalığı
tümüyle karıştıracağına inanır; fakat korktuğu şey yenilik değil,
kargaşalıktır. Bir de eski değerlerin büsbütün ortadan kalkmasına razı
değildir. İnsanlığın vardığı olumlu sonuçların yeni hayata mal
edilmesini ister. Krallığa ve kiliseye gösterdiği saygıya gelince, bu
saygı içten de olsa her iki kurumun temellerini yıkmakta
Denemeler'den daha iyi bir silah icat edilmemişti. Bütün sorun
kralların ve papaların herkes gibi bir insan olduklarını, herkes gibi iyi
ya da kötü olabileceklerini, insan aklının onları sorguya çekebileceğini
insanlara anlatmaktı; üst tarafı kolaydı.
Montaigne'in içtenliği üstüne çok şey söylenebilir.
Alçakgönüllülüğünün sahte, itiraflarının yapmacık olduğundan
sözedilebilir: Ama hangi yazar ondan daha içten olabilmiştir? Aslında
içtenliğin ne demek olduğu da pek belli değildir. İnsan ne yaparsa
yapsın kendini tam olduğu gibi anlatamaz. O kadarını kendi de
bilmez. Montaigne bu konuda öncü olmak, elinden geleni yapmak ve
herkesi olabileceği kadar içten olmaya çağırmakla görevini yapmıştır.
Kendilerini anlatanlar arasında ondan daha ileri gitmiş yazar da hala
pek yoktur.
Denemeler'i tam olarak çevirebileceğimi sanmıyorum.
Bunu daha sabırlı ve daha yetkili bir çevirici er geç yapacaktır. Ben
sadece derlemeler yapmak ve bundan sonra bir cilt daha vermek
niyetindeyim. Latince sözleri Fransızca çevirilerinden çevirdim ve
asıllarını merak eden olur diye metinden ayırmadım. Önsözlerden
sonra Montaigne'in hayatına ait bilgiler bulacaksınız.
Değişik tarihlerde yapılmış olan bu çevirilerdeki dil, deyim
tutmazlıklarını okurların hoş görmesini dilerim. (1950)
ÖNSÖZ 3
Montaigne Avrupa'ya serbest düşünmesini öğretmiş olan adamdır,
demek fazla büyük söylemektir, ama böyle bir söz olsa olsa
Montaigne için söylenebilir. On altıncı yüzyılda serbest düşünmek,
babadan kalma, donmuş, su götürmez düşünce kalıplarını zorlamak,
başka türlüsünü düşünmeyi kimsenin göze alamadığı inanışların
doğruluğundan kuşku duymak hastalıklardan dinlere, adetlerden
kanunlara kadar insan hayatının her yönü üzerinde kendi aklının
ışığıyla yeni baştan düşünce yürütmekti. Buysa o zaman tek başına
Amerika'yı keşfe gitmek gibi bir işti. Gerçi Rönesans Avrupası'nda bu
iş artık olanaksızlıktan çıkmış, okur yazarlar bir yandan dünyanın, bir
yandan da Yunan ve Latinlerin daha iyi tanınmasıyla insanoğlunun
türlü türlü düşünmesi olanağı bulunduğunu öğrenmiş, yer yer, zaman
zaman hocadan izinsiz düşünme denemelerine başlamışlardı. Fakat
bütün hayatını bu denemelere hasreden, kendini serbest düşüncenin
deney tahtası haline getiren ilk adam Montaigne oldu.
Gerçekten de Montaigne yalnız Denemeler'ini yazmak için yaşamış
gibidir. Bundan başka kitabı olmadığı gibi hayatının da bu kitaptan
başka serüveni yoktur. Ben kitabımı yaptığım kadar da kitabım beni
yaptı der. Denemeler'in yazıldığı yirmi yıl içinde (1572'den 1591'e
yani ölümüne kadar) Montaigne kendini kitabına, kitabını kendine
göre ayarlamakla uğraşır. 1581-1585 yılları arasındaki Bordeaux
kentinin Belediye Başkanlığı onu kütüphanesine ve Denemeler'ine
daha fazla bağlamaktan, kendi kendini işleyen ve geliştiren
düşüncesine yeni ip uçları getirmekten başka bir işe yaramamıştır.
Özellikle son yedi yıl içinde Montaigne Perigord'daki küçük
şatosunun kulesine öyle kapanmıştır ki ülkesini kasıp kavuran en kanlı din kavgaları, evine kadar sokulan eli bıçaklı insanlar bile onu telaşa
düşürmemiş, köşesinden ve kitabından ayırmamıştır. Daha önceki
hayatı da çok sevdiği ve saydığı bir babanın akıllıca yönetimi altında
Denemeler'in hamurunu yoğurmakla geçmiştir. Doğar doğmaz
özellikle köylüler arasına gönderilen, gözlerini, Rönesans gibi
Denemeler'in de anası olan doğanın şımartılmaz şefkati içinde açan
Montaigne o zaman insan düşüncesini besleyen bilgileri en sağlam, en
köklü bir şekilde veren düzenli, özenli bir öğretim gördü. Babası
kendisine Latince'yi ana dilinden önce öğretecek kadar ileri gitmişti.
Denemeler'de Montaigne'in Eskiler'le o kadar senli benli olması bu
hazırlık sayesindedir. Montaigne'in gençliğinde öğrenme hazzının
dışında bulduğu en büyük sevinç kaynağı Etienne de la Boetie ile
olmuş. Kaldı ki düşüncesinin bereketini artıran bu dostluk da, La
Boetie'nin genç yaşta ölümünden sonra Denemeler'in duygu ve
düşünce kaynaklarından biri olmaya yaramıştır.
Montaigne bütün Fransızlar gibi yerine yurduna bağlı olmakla,
dönüp dolaşıp doğduğu yere dönmekle ve orada ölmekle birlikte,
peteğine çok uzaklardan, bütün dünyadan bal taşıyan bir düşünce
arısıydı. Yeni keşfedilen Amerika'dan Türk padişahının sarayına kadar
her yerde olup bitenlerin meraklısıydı. Önsözünde yalnız ailesi için
yazdığını söylediği kitabında, karısından, doğup doğup ölen
kızlarından hemen hiç sözetmeyen Montaigne, bu içine kapanmayı
herkesten iyi bilen adam, hep dışarıyla, başkalarıyla uğraşır. Kendini
dünyadan koparıp tek başına kalmayı bilen de o, Avrupa'da dünya
vatandaşlığının ilk ve en açık sözcüsü de odur. Bakın ne diyor: «Bütün
insanları hemşerim sayıyorum. Bir Polonyalı'yı tıpkı bir Fransız gibi
kucaklıyorum. Dünya ile akrabalığımı kendi milletimle
akrabalığımdan üstün tutuyorum. Doğduğum yerin pek o kadar
heveslisi değilim. Kendi düşüncemle vardığım yeni bilgiler bana, sırf
raslantılarla edindiğim hazır ve gelişigüzel bilgilerden daha değerli
gelir. Kendi kazandığımız temiz dostluklar nerde, iklim ve kan
dolayısıyla bağlı olduğumuz dostluklar nerde!
Denemeler KENDİNİ TANI ilkesinin bütün bir ömre
uygulanmasıdır. Bu bakımdan Montaigne, Sokrates'i Platon'dan çok
daha iyi anlamış sayılabilir. Hiç kimse kendi kendini onun kadar
sabırla, inatla, dikkatle gözetlememiş, en gizli, en ele avuca sığmaz
hallerini yakalamakta onun kadar tetik davranmamıştır. Hayatın bütün
hazları gibi uykusuna da pek düşkün olan bu adam, kendi kendini uyur
ve rüya görür halde yakalayıvermek için uşaklarına gece onu
birdenbire uyandırmalarını tembih edermiş. Bizim şeyh Galib'in:
Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen sözünü mistik anlamından
soyarsanız tam Montaigne'in kendi kendine söyleyeceği şey olur. Her
insanda bütün insan halleri vardır, diyor kendisi de. Bununla birlikte
aynı Montaigne kendi dışına çıkmak demek olan okumayı ve gezmeyi
bir aşk haline getirmiş. Gezilerde en çok sevdiği şey, yabancı bir
yerde uyandığı sabahlar, yepyeni şeyler göreceğini düşünüp sevindiği
an olurmuş. Bildiği yerlere pencereden bakmak bile ona sıkıntı
verirmiş. Kitaplarını da tıpkı gezer gibi okurmuş: Okumuş olmak için
değil, yeni ufuklar, yeni lezzetler, yeni düşünceler bulmak için. Tekrar
tekrar okuduğu kitaplarda, her kez yeni yeni bir şeyler bulması, onları
dilediği zaman dilediği bir yerinden açıp okumasından ileri geliyor.
Ondan çok kitap okuyan olmasın; buna karşın düşünürken duyarken
kim onun kadar kitaplardan sıyrılmasını bilmiştir. Gerçi Denemeler
adım başında başkalarından alınmış sözlerle doludur. Fakat bu
sözlerin ne kadar benimsenmiş, ne kadar yaşanmış olduğunu
göreceksiniz. Bilgiçlik taslayanlar bile başkalarından bu kadar bol
alıntı yapmadıkları halde, Montaigne'in bilgiçlik tasladığı hiçbir
okurun aklından geçmez. Bilgiçlerin ilk ve amansız düşmanı da o
değil mi zaten? Montaigne'in Avrupalılara öğrettiği en önemli
yollardan biri de kendi düşüncemizi başkalarının düşüncesiyle
zenginleştirmesini bilme yoludur. İnsan Denemeler'i okurken derelerin
ırmakta, çiçeklerin balda erimesine benzer bir düşünce kaynaşması,
yoğrulması görür gibi olur.
Montaigne'in bir tek insanda bütün insanlığı dile getirmesi, kimseye
benzemeden herkes olması, dünya ile bağdaşıp kendine özgü kalması
kuşkusuz biraz da, hatta çokluk da, eşsiz, diri, kıvrak, tadına doyulmaz
dili, düşüncesiyle, teklifsizce sarmaş dolaş olan söyleyişidir. Aslında
Dante'nin İtalyanca'da, Cervantes'in İspanyolca'da, Shakespeare'in
İngilizcede yaptığını Fransızca'da yapmış, halkın, sokağın diliyle her
düşüncenin, ne kadar derin, ne kadar ince olursa olsun pekala
söylenebileceğini kanıtlamıştır. «Ah, keşke Paris'in sebze pazarında
kullanılan sözcüklerle konuşabilsem der Montaigne ve Platon'un
düşüncesini anlatırken o sözcükleri kullanmaktan çekinmez. Bütün
yaşanmış, gerçek düşünceler gibi Montaigne'in düşüncesi de çokluğun
kullandığı dile başvurmuş, herkesin konuşmasına uymakla kendi
rengini yitirmemiş, tersine daha fazla bulmuştur. Denemeler'in her
satırında Montaigne babacan bir eda ile hep SERBEST DÜŞÜN,
RAHAT SÖYLE der gibidir.
Avrupa'da çokları Montaigne'i bir filozof saymaz, onu daha çok
edebiyata malederler. Filozofu bir düşünce sistemi kuran diye alırsak
Montaigne gerçekten Descartes, Hegel, Kant, Comte gibi filozofların
yanına girmez, kendi de zaten bu birlikteliğe razı olmaz. Montaigne'in
sistemi olsa olsa hiçbir sisteme girmeden düşünme yoludur. Ona göre
insan düşüncesi sistemleri kırarak gelişir, çünkü hiçbir sistem hayatı
ve insanı bütün zenginliğiyle kucaklayamaz. Montaigne'in istediği her
gün, her şeyi yeni baştan düşünebilmektir. Fakat Montaigne'in her
şeyin doğruluğundan her zaman kuşku duyması kendi bulduğu gerçek
karşısında bile dudak büküp QCIE SAIS JE (Ne bileyim?) demesi
önceden verilmiş bir karara, bir sistemli davranışa benzemiyor. Böyle
bir davranıştan ancak babasının hatırı için yazdığı Raimond Sebond'a
Övgüsü (Kitap 2., bölüm 12) dolayısıyla söz edilebilir. Ama orada da
Montaigne insan aklından kuşku duyarken aynı akla yeni ipuçları
vermekte, dokunulmadık yeni gerçekler ortaya koymaktadır.
Denemeler'de hiçbir kuşkunun, kararsızlığın izini taşımayan, her biri
bir sistemin temeli olacak kadar sağlam, kendinden emin hükümler
çoktur. Ruhla bedenin ayrılmazlığı, hayatın sürekli bir değişme
olduğu, doğanın aşılmakla değil ona uyulmakla yenilebileceği gibi.
Filozofu yalnızca sistem kural değil bize düşünmesini öğreten adam
olarak görenler içinse asıl filozof Montaigne, diğerleri, sistemciler,
daha çok bilim adamlarıdır. Gerçekten de Denemeler'in asıl gördüğü
iş, bize bir tek insanı (ki Montaigne'in asıl istediği güya buydu), bir
düşünüşü, bir bilgi yolunu tanıtmaktan çok, hepimizin günlük hayatına
kadar inerek, bizi yaşarken düşünmeye, düşünürken yaşamaya, kendi
kendimizin düşüncesini aşmaya sürmesidir. Hiçbir sorunda
Montaigne: Ben sizin yerinize düşündüm, düğümü çözdüm; siz artık
düşünmeyin, yalnızca benim dediğime uyun, demez. Hep: Bakın
düşündükçe neler çıkıyor ortaya; siz de bir düşünün, kendi içinize ve
çevrenize bakın, ipucu isterseniz işte benimki, işte Sokrates'inki, işte
falan köylününki, der gibidir. Bir adım, bir adım daha derken
kendimizi Montaigne'le birlikte hayata, insan düşüncesinin çıkabildiği
tepelerin birinden bakar buluruz.
Montaigne bir ahlakçı olarak da sistemli değil, hele doğmatik hiç
değildir. (1952)
ÖNSÖZ 4
Cem Yayınevi'ne hazırladığım bu son baskı için Montaigne'in
bahçesinde bir hayli dolaştım yeniden. Neden derlemediğime şaştığım
ne yapraklar buldum ve bir kez daha anladım ki insan gibi tükenmez
bir maden bu Denemeler. Okuyup bir köşeye bıraktığınız kitaba
Montaigne gizlice gelip bir şeyler daha ekliyor sanki zaman zaman.
Bir tek insan bütün insanlık serüvenini taşıyor bu kitapta. Bir tek
insan hep kendisi kalarak, en değişik, kendinden en uzak insan
hallerine girip çıkıyor; insanların yarattığı tanrıların hiçbirini
küçümsemeden, ama hiçbirine bağlanmadan bütün inançları süzüyor
merakla. Kitaplığının penceresinden hiç alay ederek değil, ama hep
gülümseyerek seyrediyor alaca bulaca dünyamızı, solukları tükenen,
sorunları tükenmeyen insanları. Kaşlarını çatarak baktığı kişiler yalnız
kendi inançları ve çıkarları için başkalarını asıp kesenler, bir de
kendilerini bilmeden bilgin geçinenler, ders almasını bilmeden ders
verenler. Yalnız onlardan sözederken tutamıyor öfkesini,
hoşgörürlüğünü onlardan esirgiyor yalnız.
Düşünce derinliği, bilgi zenginliği, anlama gücü ne kadar büyük
olursa olsun Montaigne'e ne bilgin denebilir, ne de filozof. Kendisinin
de hiç istediği yok zaten öyle denilmesini. Eğitmek, öğretmek,
sorunları çözmek, yol göstermek değil, olsa olsa uyarmak onun
istediği: Ona göre kimse kimseyi değil, herkes kendi kendisini adam
eder, etmelidir. Adam olmaksa kendini bilmekle başlar zaten onun
için ve kendi gözüyle dünyadan görebildiği kadarını insanlara
duyurmakla biter.
Montaigne çevirileri yıllar yılı, zor olduğu kadar da tatlı bir uğraş
oldu benim için. Çevirdikçe sevdim, sevdikçe çevirdim onu. Güzelim
dilini hala rahatça anlar duruma gelmiş değilim. Ona söylemediğini
söyletmek korkusuyla çevirmediğim, çevirip bastırmadığım parçalar,
çevirdiklerimden daha fazladır. Biz daha dün yaşayan yazarlarımızı,
Ahmet Haşim'i bile, yeni Türkçe'ye çevirirken, Fransızlar
Montaigne'in dörtyüz yıl önceki dilini yeni Fransız'caya çevirmeye
kıyamıyor, ya da cesaret edemiyorlar. Montaigne'in uydurduğu
sözcükler bir yana, anlamları çok değişmiş ya da hiç kullanılmaz
olmuş deyimler bir hayli şaşırtıp oyalıyor insanı. Ama öyle sıcak bir
içtenliği var ki bu dilin seve seve uğraşıyorsunuz özüne varmaya. Çok
yerde Montaigne'i kendi çağında İngilizce'ye çeviren Floriot'ya
başvurduğum oldu. Ama o da çok kez Montaigne'in sözcüklerine
kıyamayıp olduğu gibi almış kendi diline. (1970)
MONTAIGNE'İN YAŞAMI
1533-Michel de Montaigne doğuyor ve Papessus köyünde bir
sütnineye gönderiliyor.
1535-Michel, Fransızca bilmeyen Horstanus adlı bir Alman
eğitmenine veriliyor. Bu eğitmen Michet'in babasının İtalyada
gördüğü yeni bir yöntemle çocuğu hep Latince konuşarak yetiştiriyor.
1539-Michel, altı yaşında; Fransa'nın en iyi kolejlerinden birine,
Guyenne Kolejine giriyor. Burada yedi yıl okuyor. Latin şiirinin
tadına varıyor ve biraz da Yunanca öğreniyor.
1546-Bordeaux da; Edebiyat Fakültesinde felsefe okuyor.
1548-Bordeaux da isyan: Michel, Toulouse da hukuk okuluna
gidiyor.
1554-Montaigne in babası Bordeaux Belediye Başkanı oluyor.
1555-Montaigne babasıyla Paris'e gidip geliyor.
1557-Bordeaux Belediye Meclisine giriyor.
1558-Montaigne'le La Boetie arasındaki büyük dostluk başlıyor.
1559-Bordeaux da mezhep kavgaları. Bir tüccar diri diri yakılıyor:
Amyot, Plutarkhos'un Hayatlar'ını Fransızcaya çeviriyor.
Montaigne'in en çok seveceği, okuyacağı kitap bu olacak.
1561-Bordeaux Belediye Medisi Montaigne'i önemli bir görevle
saraya gönderiyor. La Boetie siyasal hayata giriyor:
1562-Protestanlara karşı şiddet hareketleri başlıyor. Montaigne,
Rouen şehrini Protestanlardan almaya giden kral ordusuna katılıyor:
1563-Montaigne, Bordeaux'ya dönüyor: La Boetie ölüyor.
1565-9. Charles, Bordeaux'ya gelip bir süre kalıyor. Montaigne,
Françoise de la Chassagne'la evleniyor.
1568-Babası ölüyor. Miras beş erkek, üç kız kardeş arasında
bölünüyor. Michel, Montaigne çiftliğinin sahibi oluyor.
1569-Montaigne; babasının isteğiyle yaptığı Raimond Sebond'un
thelogia üzerine bir eserinin çevirisini bastırıyor.
1570-Montaigne, Bordeaux Belediye Meclisindeki görevinden istifa
ederek Paris'e gidiyor. La Boetie nin Latince şiirleriyle çevirilerini
bastırıyor. Montaigne'in ilk kızı doğup iki ay sonra ölüyor.
1571-Montaigne, çiftliğine çekiliyor ve kütüphanesine şu Latince
kitabeyi yazıyor:
«1571 yılı: Michel de Montaigne, otuz sekiz yaşında. Doğum
yıldönümünden bir gün önce; meclisteki kulluğundan ve
memuriyetinden bıkmış; fakat sapasağlam olarak kitapları arasına
dönüyor ve geri kalan günlerini orada, sessizlik içinde geçirmeye
karar veriyor.>
1572-Saint-Barthelemy kırımı. Montaigne Denemeleri'ni yazmaya
başlıyor. Plutarkhos'un Ahlaki Eserleri'nin çevirisi çıkıyor ve
Montaigne in elinden düşmüyor:
1573-İç savaş. Montaigne kralın ordusuna katılıyor; görevle
Bordeaux'ya gönderiliyor.
1574-Montaigne'in dördüncü kızı doğup üç ay sonra ölüyor.
1575-Montaigne Paris'e gidiyor.
1576-Montaigne, Pyrrhon felsefesiyle yakından ilgileniyor: Raimond
Sebond üstüne babasına söz verdiği eseri yazmaya başlıyor.
1577-Montaigne'in beşinci kızı doğup bir ay sonra ölüyor. Henri de
Navarre, Montaigne'e yüksek bir rütbe veriyor. Montaigne ilk kez
kum sancılarına tutuluyor. Denemeler'ine devam ediyor.
1578-Montaigne küçük bir orman satın alıyor.
1579-Montaigne kendini en çok anlattığı Denemelerini yazıyor.
1580-Denemeler ilk kez, iki cilt halinde basılıyor. Montaigne
İsviçre'ye, İtalya'ya gidiyor. Paris'e dönüp kitabını krala sunuyor.
Kral beğeniyor.
1581-Montaigne evine dönüyor.
1582-Montaigne, Bordeaux Belediye Başkanı oluyor, Denemeler'i
birçok eklemelerle yeniden bastırıyor...
1583-Montaigne in altıncı kızı doğuyor ve birkaç gün yaşıyor.
1584-Navarre Kralı (Sonraki V. Henri) Montaigne'in çiftliğine gelip
iki gün kalıyor.
1585-Montaigne Mareşal Matignon'la mektuplaşıyor. İç savaşta
önemli roller oynuyor. Bordeaux'da veba çıkıyor. Montaigne görevi
başına gelemiyor. Başkanlığı bitinceye kadar yakın bir kasabada
kaldıktan sonra, ailesini alıp veba bölgesi dışına çıkıyor.
1586-Montaigne tarihçileri okuyor.
1587 Henri de Navarre tekrar Montaigne'in çiftliğine geliyor.
|