İlköğretim Dersleri

Ortaöğretim Dersleri

Karma-Karışık

Site İstatistikleri

Toplam Üye:1393
Son Üyemiz:işler
Son Ziyaretçi:gökmen
İçerik:6348
İçerik Okunma:3366311
Luigi Pirandello Üç Kısa Oyun PDF Yazdır e-Posta

Sosyalci tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 28 Mayıs 2011 15:29

ÜÇ KİSA OYUN

Sicilya Turunçları

Aptal

Ağzı Çiçekli Adam

Luigi Pirandello

1867'de Agrigento'da doğdu, 1936'da Roma'da öldü; büyük bir sanatçı, iyi ve onurlu bir adam ünü bıraktı arkasında. Ölümünden iki yıl önce Nobel Yazın Ödülü'nü almıştı. Bütün dünyada başarı ve ün kazanmıştı ama, oldukça geç ve sıkıntılarla dolu güç bir yaşamdan sonra.

Babası varlıklıydı. Palermo'da okuduktan sonra Bonn Üniversitesi'ni de bitirip Roma'ya yerleşmişti. Yazınla uğraşıyordu yalnızca. Ama babasının işinin bozulması üzerine öğretmenlik yapmaya başladı. Evlenmişti de, iyi bir koca, iyi bir baba olmuştu.

Avrupa ve Amerika'nın bütün tiyatrolarının ona kapılarını açtığı son yıllarındaysa gezdi. Son gününe kadar çalıştı. "Yaşam denen hastalığın en iyi ilacı"ydı onun için çalışmak.

Verimli bir yazardı. Sanata şiirle girdikten sonra kısa öyküye geçmiş, yaratıcı gücünü göstererek gerek İtalyan, gerekse dünya yazınındaki  ilk yerini, yepyeni bir teknik ve öz getiren öyküleriyle almıştı. Yüzlerce öyküsünün yanısıra, anlatı alanındaki yerini sağlamlaştıran romanlarını da unutmamak gerekir.

Pirandello'nun yapıtının en önemli bölümündeyse oyunları yer alır. Oyunları bütün dünya sahnelerinde oynanmış, ün kazanmış ve dünya tiyatrosu üzerinde yadsınamaz bir etki yapmıştır. Bu etkinin en önemli nedeni geleneksel tiyatro kurallarını temelinden yıkması, biçimde yaptığı köklü yeniliğin yanısıra değişik bir özgünlüğü olan, sağlam bir öz getirmesidir. Oyunlarının her biri sanatçının ruhunu ve aklını kurcalayan sorunlardan birini alıp eksiksiz bir sahne düzeniyle örülmüş, işlenmiş olarak gün ışığına çıkarır. En önemli özelliklerinden biri buysa; ikincisi de insancıllığı, insana yönelmişliğidir.

Hemen tüm dünya dillerine çevrilen yapıtlarından; öykülerini kendisinin "Novelle Per Un Anno" (Bir Yıl İçin Öyküler) adı altında 15 kitapta (her kitapta 24 öykü) topladığını belirttikten sonra; roman ve oyunlarının yalnızca en önemlilerini saymakla yetinelim.  Romanları: "Il fu Mattia Pascal" (Gölge Adam), "I vecchi e I giovani" (Yaşlılar ve Gençler), "Uno, nessuno e centomila" (Bir, Hiçkimse ve Yüz Bin). Oyunları: "Enrico IV" (IV. Henri), "Sei personaggi in cerca d'autore" (Altı Kişi Yazarını Arıyor), "La vita che ti diedi" (Sana Verdiğim Yaşam), "Pensaci, Giacomino!" (İyi Düşün Giacomino), "Vestire gli ignudi" (Çıplakları Giydirmek), "Non si sa come" (Nasıl Bilinmez), "La signora Morli, una e due" (Bayan Morli, Bir ve İki), "Così è (se vi pare)" (Size Öyle Geliyorsa Öyledir), vb...

Bu kitapta, yirminci yüzyıl tiyatrosunda ufuk açmış birkaç yazar arasında sayılan Pirandello'nun üç tek perdelik oyununu bir araya getirdik. Yazarın tiyatro alanındaki ustalığını ve insancıl yanını bu kısa oyunlarda, büyük oyunlarında olduğu kadar, belki de daha açık bir biçimde göreceksiniz.

SİCİLYA TURUNÇLARI

(1910)

 

KİŞİLER

 

Micuccio Bonavino, bandoda çalgıcı

Marta Marnis, anne

Sina Marnis, şarkıcı

Ferdinando, uşak

Dorina, hizmetçi

Çağrılılar

Öteki uşaklar.

 

Bir Kuzey İtalya kentinde.

Bugün.

 

 

 

 

 

Sahnede bir geçiş odası görülür. Eşya azdır: Küçük bir masa, birkaç iskemle. Sahnenin (oyuncuya göre) sol köşesi bir perdeyle kapatılmıştır. Sağda ve solda yan çıkışlar. Dipte, büyük camlı kapının açıldığı karanlık bir oda ve bu odayı parlak ışıklı bir salona bağlayan bir kapı. Kapının camlarından bu salonda çok zengin bir sofranın kurulu olduğu görülmektedir.

Gece, oda karanlık. Perdenin arkasında biri horlar.

 

Perde açıldıktan az sonra, sağdaki kapıdan, elinde fenerle Ferdinando girer. Gömlekledir, ama bir frak giydi mi sofrada hizmet edebilecek durumdadır. Arkasında da, köylü olduğu ilk bakışta anlaşılan Micuccio Bonavino. Sırtında, yakasını kulaklarına kadar kaldırdığı abası, ayağında dizlerine kadar gelen çizmeleri. Bir elinde eski püskü bir torba, ötekinde eski bir valiz ve yorgunluktan güçlükle taşıdığı bir çalgı kutusu vardır. Oda aydınlanınca, perdenin arkasından gelen horultu kesilir ve Dorina'nın sesi sorar.

 

DORINA

Kim o?

FERDINANDO

(Feneri masanın üstüne koyarak.)

Hey Dorina, kalk! Bak, Bay Bonvicino geldi.

MICUCCIO

(Burnunun ucundaki bir damlayı düşürmek için başını sallayarak düzeltir.)

Bonvicino değil, Bonavino.

FERDINANDO

Doğru, Bonavino.

DORINA

(Perdenin arkasından, esneyerek.)

Kimmiş peki?

FERDINANDO

Bayanın akrabası.

(Micuccio'ya.)

Bayan neyiniz oluyordu, kuzum? Yeğeniniz mi acaba?

MICUCCIO

(Şaşkınca, duraksayarak.)

Yok, pek akraba değil de... şey... Micuccio Bonavino'yum ben; o bilir.

DORINA

(Meraklanmıştır, uykusunu pek alamamış da olsa, perdenin arkasından çıkar.)

Bayanın akrabası mı?

FERDINANDO

(Telaşlı.)

Dur bakalım! Bırak da anlayalım.

(Micuccio'ya.)

Memleketlisi misiniz yoksa? Marta "teyze"nin olup olmadığını niçin sordunuz, öyleyse? (Dorina'ya.)

Anlıyor musun? Akrabası, yeğeni sanmıştım ben de. Sizi içeri alamam, dostum.

MICUCCIO

Beni içeri alamaz mısınız? Ya özellikle onun için geldimse? Özellikle...

FERDINANDO

Özellikle ne için?

MICUCCIO

Onu görmek için...

FERDINANDO

E, bu saatte görmeye gelinir mi, canım. Evde yok!

MICUCCIO

Tren bu saatte geliyorsa, benim suçum ne? Daha hızlı git diyemezdim ya trene?

(Ellerini kavuşturur, hoş görülmesini diler gibi gülümseyerek.)

Tren bu! Ne zaman gelmesi gerekiyorsa o zaman geliyor. İki gündür yoldayım...

DORINA

(Tepeden tırnağa süzerek.)

Belli zaten!

MICUCCIO

Belli ha? Çok mu? Nasılım?

DORINA

Berbat, dostum. Gücenmeyin.

FERDINANDO

Sizi içeri alamam. Yarın sabah gelin, evde bulursunuz. Bayan tiyatroda şimdi.

MICUCCIO

Ne yarın sabah gelmesi! Nereye giderim ben şimdi, geceyarısı, kimseyi de tanımam etmem. Evde yoksa, beklerim. Amma iş ha! Ne olurmuş burda beklesem?

FERDINANDO

Size diyorum ki, izinsiz...

MICUCCIO

Ne izni yahu? Siz beni tanımıyorsunuz...

FERDINANDO

Tanımadığım için zaten. Sizin yüzünüzden azar işitmek istemiyorum!

MICUCCIO

(Onu inandırmak ister gibi gülümseyerek, parmağıyla hayır diye işaret eder.)

Sakin olun.

DORINA

(Ferdinando'ya.)

Bayan da bu akşam tam onunla uğraşacak halde ya!

(Micuccio'ya.)

Görüyor musunuz, dostum?

(Dipteki ışıklı salonu gösterir.)

Büyük şenlik var bu akşam!

MICUCCIO

Sahi mi? Ne şenliği?

DORINA

Bayanın...

(Esner.)

...onuruna.

FERDINANDO

Tanrı bilir ya, sabahlarız bu gece!

MICUCCIO

İyi, daha iyi! Eminim ki Teresina beni görür görmez...

FERDINANDO

(Dorina'ya.)

Anlıyor musun? Teresina diyor ona, o kadar. "Şarkıcı Teresina" burda mı oturuyor diye sorduydu bana da.

MICUCCIO

Ne peki? Şarkıcı değil mi? Böyle deniyorsa... Bana siz mi öğreteceksiniz?

DORINA

Onu yakından tanıyorsunuz, ha?

MICUCCIO

Yakından mı? Birlikte büyüdük, ikimiz!

FERDINANDO

Ne yapalım?

DORINA

Bırak beklesin.

MICUCCIO

(Gücenik.)

Elbette bekleyeceğim... Ne demek? Buraya geldikten sonra...

FERDINANDO

Burada oturun bari. Ben ellerimi yıkıyorum. Sofrayı hazırlamak zorundayım.

(Dipteki salona gider.)

MICUCCIO

Oh, ne âlâ! Sanki ben... Belki de beni böyle, yolculuğun kiri pası içinde gördü de... Bunu, tiyatrodan dönüşünde Teresina'ya söyleseydim...

(Bir şeyden işkillenmiş gibi çevresine bakınır.)

Özür dilerim ama, bu ev kimin acaba?

DORINA

(Micuccio'yu tepeden tırnağa süzüp dalga geçerek.)

Burda oturduğumuza göre, bizim herhalde.

MICUCCIO

Öyleyse!

(Yeniden salona doğru bakar.)

Ev büyük mü?

DORINA

Şöyle böyle.

MICUCCIO

Orası salon olmalı.

DORINA

Şölenler için. Bu gece yemek var.

MICUCCIO

Ya! Ne sofra ama! Ne ışık! Pırıl pırıl!

DORINA

Güzel, değil mi?

MICUCCIO

(Hoşnut bir tavırla ellerini ovuşturur.)

Demek doğruymuş!

DORINA

Neymiş doğru olan?

MICUCCIO

Ee... görülüyor... durumları iyi...

DORINA

Sina Marnis kim, biliyor musunuz siz?

MICUCCIO

Sina mı? Ha, sahi! Şimdi böyle diyorlar. Marta teyze yazmıştı. Teresina... elbet... Teresina: Sina...

DORINA

Durun bakalım... anladım galiba... siz...

(Ferdinando'yu salondan çağırır.)

Pıss! Gel, Ferdinando... Kim olduğunu biliyor musun? Annesinin her zaman mektup yazdığı...

MICUCCIO

Doğru dürüst de yazamaz, zavallıcık...

DORINA

Evet, evet, Bonavino. Ama... Domenico! Adınız Domenico mu?

MICUCCIO

Domenico ya da Micuccio, aynı şey. Biz Micuccio deriz.

DORINA

Bu yakınlarda hastalanmıştınız, değil mi?

MICUCCIO

Evet, korkunç. Ölecektim. Ölecek! Başucumda mumlar.

DORINA

Bayan Marta size bir havale göndermişti. Evet, anımsıyorum... Postaneye birlikte gitmiştik.

MICUCCIO

Evet, bir havale. Gelişimin bir nedeni de bu. Yanımda, para.

DORINA

Geri mi getirdiniz?

MICUCCIO

(Heyecanlanır.)

Önemli değil canım! Para... lafını etmeye değmez! Gelmelerine çok var mı daha, acaba?

DORINA

(Saate bakar.)

Eh, epey var... Sonra, bu gece... düşünün bir!

FERDINANDO

(Sofra takımlarıyla, salondan soldaki çıkışa doğru giderken, bağırır.)

Güzel! Bravo! Bis! bis! bis!

MICUCCIO

(Gülümseyerek.)

Ne ses ama, değil mi?

FERDINANDO

(Giderken.)

Evet, öyle... sesi de...

MICUCCIO

(Yine ellerini ovuşturur.)

Övünebilirim! Benim eserim!

DORINA

Sesi mi?

MICUCCIO

Ben keşfettim!

DORINA

Ya, sahi mi?

(Ferdinando'ya.)

Duydun mu, Ferdinando? O keşfetmiş - sesini.

MICUCCIO

Çalgıcıyım, ben.

FERDINANDO

Ya! Çalgıcı mı? Bravo! Ne çalıyorsunuz? Trompet mi?

MICUCCIO

(Önce parmağıyla yadsır, sonra ciddi bir tavırla.)

Yok. Ne trompeti! Flüt. Bandoda çalıyorum. Bizim kasabanın belediye bandosunda.

DORINA

Adı neydi... Durun, dilimin ucunda...

MICUCCIO

Palma Montechiaro elbette, ne olsun istiyorsunuz?

DORINA

Ya, öyle, Palma, öyle ya...

FERDINANDO

Demek sesini siz keşfettiniz?

DORINA

Hadi, hadi, anlatın, nasıl yaptınız bu işi! Dinle, Ferdinando.

MICUCCIO

(Omuz silker.)

Nasıl mı yaptım? Şarkı söylüyordu...

DORINA

Ve siz hemen, bir çalgıcı olarak... ha?

MICUCCIO

Yo, hemen değil; tersine...

FERDINANDO

Zaman mı gerekti bunun için?

MICUCCIO

Durmadan şarkı söylerdi... kimileyin de inadına...

DORINA

Ya?

FERDINANDO

Niçin, inadına?

MICUCCIO

Birçok şeyi düşünmemek için...

FERDINANDO

Ne gibi?

MICUCCIO

Dertler, güçlükler, zavallıcık; ee, o zamanlar! Babası ölmüştü. Ben, evet, yardım ediyordum ama... Marta teyzeyle, annesiyle ikisine. Annem istemiyordu gerçi... ve... sonuçta...

DORINA

Onu seviyordunuz, demek?

MICUCCIO

Ben? Teresina'yı? Güldürmeyin adamı! Annem onu bırakmamı istiyordu, çünkü hiçbir şeysi yoktu zavallıcığın, babasızdı... Oysa benim, iyi kötü bandoda bir yerim vardı...

FERDINANDO

Ama... Öyle ya da böyle, nişanlanmış mıydınız?

MICUCCIO

Ailem istemiyordu, o zamanlar! İnadına şarkı söyler dururdu Teresina da...

DORINA

Ya! Bak sen... Ya siz?

MICUCCIO

Tanrı! Tanrı'nın ilhamı, başka şey değil canım! Hiç kimse dikkat etmemişti, ben de. Birden, bir sabah...

FERDINANDO

Talih işte!

MICUCCIO

Hiç unutmam! Bir nisan sabahıydı. Pencerede, damlara şarkı söyleyip duruyordu... Tavanarası penceresinde!

FERDINANDO

Görüyor musun?

DORINA

Sus!

MICUCCIO

Ne kötülük var bunda? Sabrın sonu esenlik demişler...

DORINA

Öyle! Sonra? Şarkı söylüyordu?

MICUCCIO

Daha önce, belki bin kez dinlemişimdir, ondan, o bizim memleket havasını...

DORINA

Hava mı?

MICUCCIO

Evet, bir müzik parçası! Hiç üzerinde durmamıştım. Ama o sabah... Bir melek, evet, sanki bir melek şarkı söylüyordu! Ne annesine, ne kendisine bir şey söylemeden, akşama doğru bando şefini getirdim tavanarasına, kendisi dostumdur... Çok iyi bir dosttur, onun için: Saro Maloviti... Çok iyidir, zavallıcık... Onu dinledi... İşini bilir, iyi bir şeftir... Herkes tanır Palma'da... "Bu ses" dedi, "bir melek sesi!" Düşünün bir, ne kadar sevindim! Hemen bir piyano kiraladım, çatı katına çıkarması... hiç anlatmayım! Notalar aldım, ve hemen, şef ders vermeye başladı... Parayla değil ama, ara sıra küçük bir armağan filan yapıyordum işte... Ben neydim ki? Şimdi neysem o: Yoksulun biri... Piyano pahalıydı, notalar da elbet... sonra Teresina'nın iyi beslenmesi gerekiyordu...

FERDINANDO

E, öyle!

DORINA

Şarkı söyleyecek gücü olması için...

MICUCCIO

Et alıyordum, her gün! Bununla övünebilirim!

FERDINANDO

Vay canına!

DORINA

Ve böylece?

MICUCCIO

Öğrenmeye başladı. Hemen görüldü bu. Orada oturuyordu, gökyüzünde gibi... Bütün kasabadan işitiliyordu, ne sesti... Halk... Böyle, aşağıda, sokakta, dinliyordu...Yanıyordu, yanıyor, lamı cimi yok... Şarkı söylemesi bitince, kollarımdan yakalıyordu beni... Böyle... (Ferdinando'yu yakalar.)

Ve sarsıyordu... Delirmiş sanırdın... Artık biliyordu çünkü; ne olacağını görüyordu... Şef de söylüyordu sonra. Bana olan şükranını nasıl göstereceğini bilemiyordu. Marta teyze ise, tersine, zavallıcık...

DORINA


 

Yorum ekle

Facebook Grubumuza Katılın!

Site Bilgileri



sa  mysa