|
EDEBİYAT OYUN
Küçük Tragedyalar
Aleksandr Puşkin
Içindekiler
Acı Bir Öngörü / Tomris Uyar 9
Pinti Şövalye 13
Mozart ve Salieri 37
Taştan Konuk 53
Veba Sırasında Şölen 95
Notlar 107
ACI BİR ÖNGÖRÜ
1799'da Moskova'da, soylu bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelmiş Aleksandr Sergeyeviç Puşkin. On iki yaşına kadar özel öğrenim gördükten sonra yalnızca soylu ailelerin yetenekli çocuklarına açık bir okula gitmiş. Kısacası, o dönemin en elverişli koşullarında yetişmiş. Yaşamının sonuna kadar bu inişsiz-çıkışsız çizginin, bu rahatın sürüp gitmemesi için bir neden yok. Gelgeldim Puşkin'de de bütün has sanatçılarda gördüğümüz, açıklamasını yapmada güçlük çektiğimiz o garip "huzursuzluk" varmış ki, genç yaşından başlayarak yaşadığı toplumdaki aksaklıklar, nelerin değiştirilmesi gerektiği üstüne kafa yormuş. Kendisi belli bir örgüte girmese de, devrimci, özgürlükçü şiirleriyle çağının ilerici kesimini derinden etkilemiş ve (elbette) Çar yönetiminin sakıncalı bulduğu bir aydın olarak Rusya'nın güneyinde almış soluğu.
Puşkin'in "Küçük Tragedyalar"ını Ingilizceye çeviren Antony Wood,* önsözünde şöyle diyor:
"Rusların gözünde Puşkin bir tansıktır. (...) O günden bu yana sağlam çatısı hiç sallanmayan, çağdaş bir öğrencinin, bir şoförün, bir yazarın ya da bir mühendisin aynı kolaylıkla benimsediği bir dile son biçimini vermiştir. Romantik sanatla çağımız duyarlığı arasında kurulmuş kusursuz bir denge; yazınsal'ı destekleyecek sonsuz bir biçem çeşitliliği; en sıradan gündelik konuşmayı sürekli
'Mozart ve, Salieri'yi çevirirken. Rimsky - Korsakov'un hu yapıla dayalı librettosunun (1898) Fransızca çevirisiyle. Kay Borcnvsky'nin Almanca çevirisinden de (Rodam, 1985) yararlanmaya çalıştım. T. U.
l lolarak şiirle besleyen ve böylelikle nerdeyse günlük yaşamı şiir katına yükselten yücelten bir dil."
Puşkin, Rus dilinin çatısını hemen her dalda verdiği ürünlerle kurmuş: Trajik ve komik, öykülü uzun şiirler, kısa şiirler, şiir kalıbında masallar ve bir roman: uzun ve kısa öyküler; metinler, mektuplar, eleştiriler, tarih yazıları...
Küçük Tragedyalar, yazarın tiyatro sanatına özgün bir katkısı sayılıyor. Bu oyunları, yaşamının en verimli üç ayı sırasında yazmış Puşkin; üstelik okurlarının ve kendisinin şiirden çok düzyazıya önem verdiği bir dönemde. Bu oyunların Puşkin'in temel özelliklerinin hemen hepsini yansıttığı, yaygın bir kanı. Mozart ve Salieri, şairin yaşarken sahneye konan tek oyunu. (Pinti Şövalye, ölümü üstüne gösterimden kaldırılmış.) Taştan Konuk'sa, bu dört oyun arasında, yazarın yaşadığı sürede yayımlanmamış tek yapıtı olma özelliğini taşıyor.
Puşkin'in, ingiliz tiyatro geleneğinin büyük ölçüde etkisi altında kaldığı görülüyor. Boris Godunov tarihsel tragedyasıyla ülkesinin tiyatrosuna Shakespeare geleneğini yerleştirmeyi uman Puşkin, 1829 yılında Barry Conwall'un Dramatik Sahneler adlı yapıtını okuyunca çarpılıyor ve yıllardır biriktirdiği malzemeyi işlemenin yöntemini bulduğuna inanıyor. Yapıtın adı önce "Dramatik Araştırmalar" olarak düşünülmüş; Puşkin'e göre bu oyunlar, "dramatik taslaklar, dramatik çalışmalar"... Edebiyat tarihçisi Mirsky, "dramatik anlar bunlar," diyor, "hem de öyle ölümcül anlar ki 'sonra'ları önemsiz kalıyor," (...) "şiirsel yoğunlaştırma yönteminin tiyatroya uygulanması". Puşkin şiirinden en yetkin örnekleri, Salieri'nin iki monologuyla, Pinti Şövalye'deki Baron'un monologunda bulabiliyoruz.
Tragedyalar, 1830 güzünde, yazarın kolera salgını çıkınca kapandığı yeni malikânesinde —Boldino, Nizhny, Novgorod— gözaltında geçirdiği bir küskünlük döneminde yazılmış. Onları Türkçeye çevirirken, önce seçilen kahramanları ve Puşkin'in yaşamını düşündüm, aralarındaki ortak özellikleri saptamaya çalıştım. Yazarı da katarsak, bütün bu kahramanlar, kişisel özelliklerinden ötürü, yaşadıkları toplumun genel-geçer değer ölçülerine, ahlak anlayışına ters düşen kişiler; belki ele o yüzden kişisel tragedyalarını "gerçekleştirmek" zorunda kalıyorlar. Örnekse: Mozart, dâhilerin kötülük yapamayacağı inancını taşıdığından, Don Juan, çevresindeki herkesi kandıracak o kıvrak zekâya sahip olmasına karşın son anda açık sözlü davranmayı seçtiğinden; Albert, pinti bir babaya ruh cömertliğiyle karşı çıkan bir oğul olduğundan; Şenliğin Efendisi, dinsel baskıya boyun eğmeyecek bir ahlak anlayışını savunduğundan. Bu saptama, onları konuştururken nasıl bir Türkçe kullanacağım konusunda yol gösterdi. Puşkin'in "baskı öğesi" olarak gördüğü kahramanlar, oldukça ağdalı bir dille konuştular —ama umarım Puşkin gibi bir dil ustasının yapıtındaki dil-bütünlüğünü zedelemeyecek ölçüde— Mozart, Don Juan, Albert, Şenliğin Efendisi ise Türkçe konuşurken resmi olmayan gündelik bir dil seçtiler. Böylelikle en azından yazarın amacına, yani şiirsel dille günlük konuşmayı bağdaştırma ilkesine bağlı kalmış oldum, oyun dilinin "hafif bir yapaylık"tan bir şiirsellik kazanacağı ilkesine de. Bu ilkelere bağlı kaldığım için, özellikle ölçülü-uyaklı bölümlerde çok zorlandım. Çünkü Türkçede zengin uyaklar, kullanıla kullanıla, bir çağrışım yaratmayacak kadar beylikleşmiş, bir şiir tadı yaratamayacak kadar yoksullaşmalardı, ister istemez yarım-uyaklara ağırlık verdim; yapaylıkla doğallığı
dengelemeye çalıştım.
Bu yapıttaki bütün oyunlar bir tür düello'ya dayalı, Sovyet şair Anna Akhmatova, 1958'de yayımlanan bir yazısında Taştan Konuk'taki özyaşam öğelere dikkati çekmiş. Veba ile kolera koşutluğunu düşünürsek, Puşkin'in bu oyunlarda özyaşamını bolca kullandığını varsayabiliriz. F.F. Seeley, şöyle bir yorum getiriyor. "O dönemde Puşkin —evliliğin eşiğindeyken— bir öcden korkmaktadır: Kendisi o ana kadar Don Juan rolünü üstlenmiştir, ama bundan böyle Don Alvaro rolüne girmek, yani genç ve güzel karısının onurunu, onun deneyimsizliğine ve karşısına çıkabilecek Don Juanlara12
karşı savunmak zorundadır. Karısı Natalya, tıpkı Dona Anna gibi, annesinin isteğiyle sevmediği bir erkekle evlenmiştir. "Bu tragedyada kendini cezalandırmaktadır Puşkin." Gerçek yaşamda yaptığı gibi.
Bir öngörü bu, acı bir öngörü, I937'de Çar'ın bir komplosu sonucu, karısının onurunu korumak adına öldürülen Puşkin, bir gün öldürüleceğini mi seziyordu, yoksa düelloda öldürülebilir kişiliklerin —yaşamlarını dürüstlük, cesaret ve ataklığa dayandıranların— yazgılarını paylaşmak mıydı isteği?
Shakespeare'in kahramanları gibi farklı "bir tek zaaflarından ötürü tragedyalarına sürüklenen kişiler bulmayacaksınız bu yapıtta. Yazarları gibi onların da tek zaafları ortak: Erdemleri.
Mozart'ın "Don Juan" operasını da düşünürsek... Bu acı öngörü çağımıza kadar uzanmıyor mu?
. TOMRISUYA'R
Pinti ŞövalyeSAHNE i
Bir kulenin içi. Alberl ile Ivan.
ALBERT
Bugünkü Turnuvaya katılmalıyım, Ne pahasına olursa olsun. Miğferim, Ivan.
Delinmiş
Ivan, miğferi ona uzatır.
iyice. Nasıl takarım bunu şimdi? Yeni bir tane gerek. Lanet Delorges!
1VAN
Ama siz
Bunu ödettiniz ona! Atından bir savurdunuz, Bütün gün yarı-ölü yattı-sonra da Kendini toparlayamadı bir daha.
ALBERT
Yine de miğferi sapasağlam; Venedik işi göğüslüğü de hasar görmedi; Göğsüne gelince, orada bir sıyrık yok-Bir yenisini almak zorunda değil. Neden miğferin yükünden kurtarmadım ki onu? istesem çekiverirdim başından, utandım
Dük'ün, soylu hanımların huzurunda. Lanet Delorges!Keşke beynimi delseydi mızrağıyla. Üstelik Giysi de bulmam gerek. Geçen çağrıda, şövalyeler ipeğe kadifeye bürünmüşken, yalnız ben Zırhımla boy gösterdim Dük'ün şölen sofrasında. Bilmiyordum, öylesine geldim demiştim. Peki şimdi ne diyeceğim? Ah şu yoksulluk! Nasıl eziyor insanın içini! - O anda, Delorges'in kunt mızrağı miğferimi deldiğinde Ve ben başım çıplak, dönüp mahmuzladığımda Emir'im kasırga gibi düşüp peşine Onu atından savurduğunda yirmi adım öteye Yeri öptürdüğünde ona; bütün soylu hanımlar Aynı anda yerlerinden fırladılar ya, düşün Clothilda bile tutamadı çığlığına, yüzünü örttü; ,:
Bütün borazanlar atağıma alkış tutarken-Neydi bu cesur davranışın altında yatan acaba, Böyle müthiş güç görülmüş şey değildi canım! Oysa Delinen bir miğfere duyulan öfkeydi - o kadarcıktı
O iri övgülere yol açan; pintilikti... Benimki gibi bir babayla aynı çatı altındaysan, Pislik bulaşıyor ister istemez. Nasıl zavallı Emir?
[VAN Aksıyor hâlâ. Binilecek durumda değil.
ALBERT
Ne yapalım., peki. O doru atı almak zorundayım. Fazla etmez.
IVAN Fazla mı etmez? Meteliğimiz yok ki! ALBERT
Bizim hayırsız Salamon ne diyor bu işe?
IVAN
Güvence göstermezsek beş kuruş vermezmiş artık.
ALBERT Güvence ha! Hay aksi, güvence nerde?
IVAN Ben de öyle dedim kendisine.
ALBERT IVAN
Ve-?
Kemküm etti işte.
- ALBERT
Babam onun kadar zengin, söyledin mi Bir gün o mirasın bana kalacağını?
- IVAN
Söyledim tabii.
ALBERT Ne dedi peki?
IVAN Kemküm etti yine.
ALBERT
Hey tanrılar!
IVAN Gelip görüşecekmiş sizinle18
ALBERT
Bak bu fena haber değil. Alıkoyanın onu - fidye ödemek zorunda kalır.
Kapı tıklatılır. -Kim o? Bezirgan girer .
BEZİRGAN
Hizmetkârınız efendim.
ALBERT
Sevgili dostum benim!
Kahrolası Bezirgan - Saygıdeğer büyük Salamon-Gir lütfen; nedir şu kulağıma çalınan-Verilen söze güvenmiyormuşsun güya?
BEZİRGAN
Soylu Şövalye,
inanın, nasıl isterdim... Ama çareler kesik. Nereden bulurum o parayı? Şövalyelere hizmet Zaten büktü belimi. Hiçbiri ödemiyor. Diyecektim ki ilk taksiti alabilseydim, belki...
ALBERT
Soyguncu!
param olsa, yüzüne bakar mıydım hiç? : inadı bir yana bırak, Salamon; Çıkar şu altınları. Say yüz altın da
Adamlara aratmayayım üstünü.
BEZİRGAN
Keşke o kadar olsaydı cebimde!
Yüz altın ha!
ALBERT
Baksana-Eski dostları nasıl eli boş döndürürsün?
BEZİRGAN inanın ki...
ALBERT
Kes. Demek güvence istiyorsun? Ne gibi bir güvence verebilirim sana-Domuz derisi mi? Rehin verilecek şeyim olsa Çoktan vermiştim zaten. Şeref sözüm,
Şövalye sözü yetmiyor mu sana, köpek?
BEZİRGAN '
Sözünüz, sayın efendim, siz sağken, çok değerli: Felemenk hazinesini açan büyülü bir anahtar. Ama benim gibilerin eline tutuşturduğunuzda, (Tanrı esirgesin) ölecek olsanız- o söz
Denizde yitmiş bir sandığın anahtarı kadar Yarar işime yarasa yarasa.
ALBERT
Babamdan fazla yaşamayacak mıyım yani!
BEZİRGAN
Kimbilir Kim hesaplayabilir ömrünü? Bugün körpe tomurcuktur, yarın toprağa karışır. ihtiyar omuzlarda taşınır mezarına. Baron zinde bir adam: Tanrının izniyle On yıl da yaşar daha, yirmi, belki de otuz.
ALBERT Saçma! Otuz yıl sonra ben ellime basarım, Bezirgan20
O zaman - ne yapayım ki parayı?
BEZİRGAN
Para mı?-.
Her yaşta işe yarar para:
Genç adam, çevik bir uşak arar onda, Dört dönüp buyruklarını yerine getirecek; Ihtiyarsa, sadık bir dost bulur onda . Ve gözünün bebeği gibi kollar.
ALBERT
Babama göre ne dost ne de uşaktır o, Efendisidir -Doğulu bir köle gibi hizmetindedir,Zincirli bir köpek gibi. Batakta debelenir,
Ateş yakmaz, kuru ekmekle su o kadar;
Gece uyku girmez gözüne, dolanır, havlar-
Mışıl mışıl uyuyansa, altındır. Yeter ama! Bir gün ben olacağım o altının efendisi: O gün uyku girmeyecek altının gözüne.
BEZİRGAN
Evet, orası doğru,
Baron'un cenazesinde, kuşkusuz, para akacak Gözyaşından çok. Dilerim cömert Tanrı sizi Bir an önce kavuştursun hak ettiğiniz mirasa.
ALBERT
BEZİRGAN Bence siz şimdilik...
ALBERT
:Amin!
Şimdilik ne?
BEZİRGAN
Bir çare düşündüm de
ALBERT
Çare mi?
BEZİRGAN
Yaşlı bir eczacı tanırım;- ' Yoksul bir Yahudi...
ALBERT
Tefeci yani Senin gibi-ola ki daha namuslu, ha?
BEZİRGAN
Hayır efendim, ihtiyar Tovy'nin işi başka iksirler... Müthiş etkili hepsi.
ALBERT
BEZİRGAN
Bir bardak suya üç damla -ne rengi var ne tadı-Ne karın asrisi, ne bulantı... Ölüp gidiyorsunuz.
ALBERT Kaçak zehirci desene!
BEZİRGAN
ALBERT
Ne demek bu? altın yerine, bilmemkaç şişe
Zehirle mi borçlandırıyorsun beni?22
BEZİRGAN
Gülün isterseniz. Ama düşündüm de Belki günü dolmuştur Baron'un...
ALBERT
Neler duyuyorum? Bir babayı öz oğlu zehirlesin ha! Ne cesaret... İvan, tut şunu! Bezirgan köpek-Yılan Bezirgan! Şu direğe astıracağım seni!
BEZİRGAN
Şaka etmiştim, bağışlayın!
ALBERT
Ivan, bir ip getir hadi!
BEZİRGAN Şakaydı- şaka gerçekten! Size para getirmiştim.
ALBERT Defol, gözüm görmesin seni!
Bezirgan çıkar
Babamın para hırsı-: Bak neler açtı başıma! Şu alçak Bezirgan, Ne cesaretle... Bir bardak şarap getir, Elim kolum tutmuyor... Ivan, nasıl da gerekli o para: Koş ardından, al gel şu altınları! Çabuk hokkamı ver. O dolandırıcıya Bir senet yazayım. Gözüme görünmesin bir daha. Kalleş... Altınlar da zehir kokacak tıpkı Atasından kalan gümüşler gibi...
Şarap istemiştim!
IVAN
Damlası kalmadı.
Ya ispanya'dan
ALBERT Gönderilen armağan?
IVAN :.
Dün gece hasta nalbanta Vermiştik dibinde kalanı.
ALBERT
Sahi... Su getir öyleyse Rezillik! Kararımı verdim, Dük'e çıkacağım Hakkımı arayacağım: onun zoruyla, babam Bir oğula yaraşır bir yaşam sunacak bana, Mahzendeki fareye yaraşanı değil.SAHNE
Bir mahzen
BARON
Genç bir hovardanın nasıl içi giderse Bir yosmayla buluşmanın öncesinde Ya da el-değmemiş bir kızcağızla, ben de Saatlerce bekledim seyredeceğim şu anı 24 Gözden uzak, mahzenimde, demir kasalarımı.
Şükürler olsun! Altıncı kasaya, bugün, Ki henüz tepeleme dolmadı, bir avuç Daha atacağım yeni altınlarımdan. Az gibi geliyor, ama servet dediğin Azar azar birikir: Okumuştum, bir zaman Çarın biri, avuç avuç. toprak yığılsın buyurmuş Da, çok geçmeden bir tepe yükseltmiş başını, '• Anlaşılan, göz zevkini okşuyormuş çarın Oradan bakması ışıklı çadırlar giymiş vadiye. Telaşlı gemilerle kıpır kıpır denize.
Ben de avuç avuç taşıdım bu mahzene Topladığım vergiyi, burada yükselttim tepemi-Ve bakıyorum zengin ülkeme. Ne kaldı Buyruğuma girmeyen, demir pençemin altına?. Canım çekerse, saraylar yükselir bir anda: Orman perileri dans eder eşsiz bahçelerimde; ilham perileri gözüme girme yarışındadır
Deha, cayar özgürlüğünden, buyruğumdadır, Namus ile durmak bilmeyen emek, büzülüp köşeye, Ödüllendirilmeyi beklerler. Bir ıslığımla Kana bulanmış suç, ürkekçe sokularak yanıma, •• Elimi yalayacak, gözlerime bakacak.
Gönlümden geçeni sezmek için, bir ipucu yeter. Benim buyruğumda hepsi, bense hiçbirinin; Hırsları çoktan aştım: barışığım kendimle; Gücümü biliyorum - bu da yetiyor bana...
Altınlarına bakar.
Az gibi geliyor... insan kaygıları denince-Gözyaşları, ihanetler, lanetler, yakarılar-neyin Ağır bedeli olabilir bu? Dulun biri Şu eski ispanyol altınıyla borcunu ödedi bugün... Yıllar önceki hali gözlerimin önünde, Penceremin altına dizüstü çöküp gün boyu Ağlamıştı, eteklerinde üç yavrusu.
Yağmur yağmıştı bir ara, kesildi, yine başladı-Bizimki kıpırdamadı bile yerinden;
istesem kovdurturdum, ama her nasılsa Kocasının bir borcu olduğu içime doğdu, O yüzden hapse tıkılmak istemiyordu. Bu altın- aylak bir serseriden. O herif Nasıl ele geçirebilir bunu? Çalarak tabii, Issız bir yolda gece soygunu, ormanda... Burada birikmiş şu servet uğruna
Dökülen onca yaş; ter ve kan
Fışkıracak olsaydı toprak altından- ikinci Tufan'la ben de boğulurdum Sırvermez mahzenlerimin dibinde. Vakit tamam.
Kasalardan birini açmaya davranır. Ne zaman altınlarımın önünde durup
25Bir kasa açacak olsam ter basar böyle... sanmam- . Korku olsun nedeni (kimden korkacağım? , Kılıcım dayanımda: bu sadık yardımcım Altınımın hesabını vermeye hazır) - Benliğim • Adsız duygularla sarsılır... Hekimler ' ,
Öldürmekten haz duyduğunu söylüyor kimilerinin ; Anahtarı kilide sokup, hançeri saplayanın
Duydukları bu olsa gerek diyorum: hem sevinç Hem dehşet, ikisi içice.
Kasayı açar.
Dünya cenneti burada işte! :
Kasaya birkaç avuç altın atar.
Bundan böyle,
Yeter ihtiyar, dünyayı arşınladığın, yeter. Verdiğin hizmet, insanları hırsları doyurmak adına. Burada egemenlik ve huzur uykusuna dalacaksın. Cennetteki tanrılara özgü o uykuya... Bugün bayram: mumlar dikilecek bir bir
Açılan her dopdolu kasanın önünde,
Ben de seyre duracağım ışıltılı servetimi.
Mumlan yakar, kasaları birer birer açmaya başlar.
işte krallığım önümde... Göz kamaştırıcı!
Gücü tartışılmaz bir ülke, ve benim buyruğumda; • .
Mutluluğum, şerefim şanım benim!
Krallığım... Gelgeldim kim -benden sonra-
Sahip olacak bütün bunlara? Kim olacak, oğlum! ' : : :
Oğlum dediğim bir baltaya sap olmamış budala. .:
Serserilerle gününü gün eden oğlum!
Gözlerimi yumduğum an -şu lekesiz, saf
Kemerlerden girecek, çevresinde . ..
O aç gözlü asalaklar ordusuyla-Şu anahtarları çalacak cansız bedenimden, Her kasayı açışında kahkahalar atacak, Delik, atlas ceplerden dökülecek altınlarım; O, çiğneyip geçecek hazinelerimi, Toz-toprağı kutsal yağla sıvayacak... Ne hakkı var? Bu serveti şansa mı borçluyum ben Zar sallayıp adam üten bir kumarbaz gibi? Kim hesaplayabilir, çekilen yoksunluklar, Bastırılmış tutkular, onca ölçüp biçme, Onca uyanık gün, uykusuz gece karşılığı, altınımın Kaça patladığını bana? Yoksa oğlum, tutkudan Habersiz mi sayacak yosun tutmuş yüreğimi, Vicdanın iliğimi hiç kemirmediğini, vicdan ki Yüreğe geçirir sivri pençelerini, vicdan Çağrılmayan konuktur, istenmeyen arkadaş, Zorba alacaklı-geceyi karartan, kahredip mezarı Ölüyü söküp alan o cadılar cadısı... Hiç mi?.. Ey! Sen, servetinin yolu. Acılardan geçen, gel de gör kanla kazanılmış Şu içler acısı, boş serveti. Elimden gelseydi Değerbilmez gözlerden gözlerdim bu mahzeni. Kalkacak gücüm olsaydı mezardan, keşke dönüp Buraya, kasaya oturtulmuş nöbetçi bir ruh olup insanlardan koruyabilseydim onu şimdiki gibi.
27SAHNE II l l
Dükün şatosu. Albert; Dük
ALBERT
Sefaletin utancı, sayın efendim,
Yakamı bırakmıyor uzun süredir, inanın Yoksa huzurunuza çıkmazdım asla.
28 DÜK
Biliyorum, doğru söylüyorsun: soylu bir şövalye
Babasını suçlayacak kadar alçalmazdı
Konu can alıcı olmasa.
Kaygılanma sakın; bu konuşma sır kalacak,
Benle babanın vicdanı arasında.
Çağırttım kendisini. Ne çok olmuş görüşmeyeli!
Dedemin en yakın dostlarındandı.
|