İlköğretim Dersleri

Ortaöğretim Dersleri

Karma-Karışık

Site İstatistikleri

Toplam Üye:1393
Son Üyemiz:işler
Son Ziyaretçi:gökmen
İçerik:6348
İçerik Okunma:3366285
Ivan İlyiç’in ölümü Tolstoy PDF Yazdır e-Posta

Sosyalci tarafından yazıldı.   
Pazar, 29 Mayıs 2011 08:52

İçindekiler

Timsah - Dostoyeski

Lazarus – Leonid andreyev

İvan İlyiç’in ölümü - Tolstoy

 

Ivan Ilyiç'in Ölümü

Lev Tolstoy

 

Adliye Sarayı'nda Melvinski davasına bakan yargıçlar ile savcı duruşmaya ara vererek Ivan Yegoroviç Şabak'ın odasında toplandılar. Ko­nuşma döndü dolaştı ünlü Krasovk davasına gel­di. Fiyodor Vasilyeviç, dosyanın kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla kapatılmasını şiddetle savunurken, Ivan Yegorovîç kendi görüşünde di­reniyordu. Ta baştan beri tartışmaya katılmamış bulunan Piyotr Ivanoviç ise, eline az önce aldığı resmi Adliye gazetesini gözden geçirmekteydi. Birdenbire, "Baylar, Ivan Ilyiç ölmüş!" dedi. "Doğru mu söylüyorsunuz?" "işte, okuyun!..."

Taze mürekkep kokan gazeteyi Fiyodor Vasilyeviç'e uzattı.

Siyah çerçeve içinde şunlar yazılıydı: "Praskovya Fiyodorovna Golovina, sevgili kocası, yargıç kurulu üyesi İvan İlyiç Golovin'in 4 Şubat 1882 günü yaşama gözlerini yummuş olduğunu tüm akraba ve dostlarına duyurur. Cenaze töreni Cuma günü öğleden sonra saat birde yapılacak­tır."

Ivan Ilyiç, odada bulunanların meslektaşıydı. Hepsi de onu severdi. Birkaç haftadır hasta yatı­yor, hastalığının iyi olmayacağı söyleniyordu. Henüz görevinden ayrılmamakla birlikte, ölümü durumunda onun yerine Alekseyev'in, Alekse­yev'in yerine ise Vinnikov'un ya da atabeyin ata­nacağı söylentileri dolaşmaktaydı. Bu nedenle, Ivan Ilyiç'in öldüğünü öğrenir öğrenmez odada­ki bayların ilk aklına gelen, bu ölümün kendile­rinin ve tanıdıklarının makam değiştirmesi, rüt­bece yükselmesi bakımından ne gibi bir etkisinin olacağıydı.

Fiyodor Vasilyeviç, "Artık ya Ştabe'in ya da Vinnikov'un yerini alırım. Zaten çoktandır söz veriyorlar. Daire değişikliği bir yana, yılda sekiz yüz rublelik bir ücret artışı da olacak," diye geçiriyordu içinden.

Piyotr İvanoviç ise, "Kaynımın Kaluga'ya atan­masını sağlayabilirim artık. Karım çok sevine­cek. Böylece kardeşi için bir şey yapmadığımı söyleyemez," diye düşünüyordu. Piyotr Ivanoviç bir an için düşüncelerden sıyrı­larak, "Zavallının yataktan kalkamayacağını biliyordum. Yazık oldu," dedi. "Doktorlar bir türlü tanı koyamadılar. Daha doğ­rusu her biri başka bir şey söyledi. Onu son gör­düğümde düzelecekmiş gibi bir hali vardı."

90

 

"Adamcağızı bayramdan beri göreyim dedim,

nedense fırsat bulamadım."

"Malı mülkü var mıydı bari?"

"Karısının bir şeyleri var sanıyorum, ama önemsiz.

"Cenazeye gitsek iyi olur. Çok da uzakta oturu­yorlar."

"Sizin evden, demek istiyorsun. Sizin evden her­kes uzak."

Şabak'a gülümseyerek bakan Piyotr Ivanoviç, "Nehrin öbür yakasında oturuyor olmamı bir türlü bağışlamadınız," dedi. Böylece kentte mahallelerin birbirine uzaklığı üs­tüne konuşa konuşa duruşma salonuna geçtiler. Bu ölüm olayının zihinlerde uyandırdığı çeşitli makam değişikliği ve yeni bir göreve geçme dü­şünceleri bir yana, yakın bir tanıdığın ölmüş ol­ması, hepsinde, her zaman olduğu gibi, 'iyi ki ölen ben değilim de o' yollu sevinç dolu bir duygu uyandırmıştı.

Her biri, "Gördün mü, adam ölüp gitti! Ama ben yaşıyorum," diye düşünüyor ya da içinden böyle geçiriyordu. Bu arada, Ivan Ilyiç'in dostları diye­bileceğimiz yakın arkadaşları, zorunlu ve sıkıntılı bîr nezaket borcunu yerine getirmek için de olsa, cenaze törenine katılmak, ölenin dul karışma baş sağlığına gitmek gerektiğini anımsadılar. Ivan Ilyiç'in en yakın dostları Fiyodor Vasilyeviç ile Piyotr Ivanoviç'ti.

Piyotr Ivanoviç, Hukuk Okulu'ndan beri Ivan Ilyiç'in arkadaşıydı, kendini ona karşı her ba­kımdan borçlu sayıyordu.

91

Öğle yemeğinde karısına Ivan İlyiç'in öldüğünü, artık kardeşini kendi eyaletlerine aldırabileceğini söyledikten sonra, dinlenmek için uzanacağı yer­de frakını giydi, Ivan İlyiç'in evine yollandı. Ivan İlyiç'in evinin önünde bir kupa arabası île iki fayton duruyordu. Evin girişinde, vestiyerde, üstü simle, sırmayla işlemeli, püsküllü bir tabut kapağı duvara yaslanmıştı. Siyahlar giyinmiş iki kadın kürklerini çıkarıyordu. Bunlardan biri Ivan İlyiç'in kızkardeşiydi, Öteki ise onun tanımadığı bir bayan. Ivan İlyiç'in arkadaşlarından Schwarz o sırada merdivenlerden aşağı inmekteydi. Schwarz yukarıdan Piyotr İvanoviç'i görür görmez durdu. "Ivan İlyiç aptalca bir iş yaptı, biz onun gibi ena­yilik eder miyiz?" dercesine göz kırptı, ingiliz usulü favorilerinin çevrelediği yüzü ve frakının içindeki sırım gibi ince bedeniyle Schwarz'ın çıtkırıldım bir kibarlığı vardı. Uçarı tavırlarına uymayan bu kibarlığın burada hiç uygun kaçmadığını düşündü Piyotr Ivanoviç. Piyotr Ivanoviç kadınların öne geçmesine izin ve­rerek arkalarından merdivene tırmandı. Schwarz yukarıda durmuş onu bekliyordu. Piyotr Ivano­viç onun niçin durduğunu anladı, herhalde o ak­şam vint1 oynayacakları yeri söyleyecekti. Yük­sek görevliler, Ivan İlyiç'in dul karısının yanına gittiler; ciddi bir yüz takınmaya çalışarak du­daklarım ısıran Schwarz ise, gözlerinde oynak bir parıltı, kaş göz hareketiyle Piyotr Ivanoviç'e ölünün konulduğu odayı gösterdi.

 

1) Vint; bir iskambil oyunu, (ç.n.)

92

 

Piyotr Ivanoviç, böyle durumlarda sıklıkla oldu­ğu gibi, ölünün yanında ne yapacağını kestiremeden odaya girdi. Aklına gelen ilk şey istavroz çı­karmanın bir sakıncasının olmayacağıydı. İstav­roz çıkarırken aynı zamanda öne eğilmek gerekip gerekmediğini bilmediği için orta yolu seçti: Oda­ya girerken eliyle istavroz çıkarmaya, bir yandan da eğilir gibi yapmaya başladı. El ve baş hareket­lerinin izin verdiği ölçüde odayı gözden geçirmeye çalıştı. Ölenin yeğeni olabilecek, bir tanesi kolejli iki delikanlı, istavroz çıkararak dışarı doğru yü­rüyorlardı. Put gibi kımıldamadan duran, yaşlı bir kadın vardı köşede. Kaşlarım garip bir biçim­de havaya kaldırmış başka bir kadın ise onun kulağına bir şeyler fısıldıyordu. İri yapılı, uzun redingotlu, genç bir papaz, yüzünde, 'Dünya bana vız gelir!' diyen bir ifadeyle bağıra bağıra dua okuyordu. Evin mutfak işlerine bakan uşak Gerasim, yerlere bir şeyler saçarak Piyotr İvanoviç'in Önünden sessizce geçti. Piyotr İvanoviç saçılan şeyleri görünce, bozulmaya başlayan cesedin hafif kokusunu hissetti. Ivan İlyiç'i son ziyareti sıra­sında, mutfak işlerine bakan bu köylü uşağı, has­tanın odasında hastabakıcı olarak görmüştü; İvan Ilyiç onu çok severdi. Piyotr İvanoviç istavroz üstüne istavroz çıkarıyor; tabut, papaz ve köşe­deki masanın üstüne konulmuş aziz tasvirlerine doğru hafifçe öne eğiliyordu. Eliyle istavroz çı­karma işinin bir hayli uzadığını anlar anlamaz biraz durakladı, Ölüye bakmaya başladı. Bütün ölüler gibi, katılaşan organları olanca ağır­lığıyla, içi bezle kaplı tabuta yatırılan ölü başı

93

bir daha kalkmamacasına yastığa gömülmüştü. Bütün ölüler gibi, çökük şakaklarının üstündeki saçları dökülmüş, balmumu sarısı alnı daha da tümsekleşmişti; burnu ise üstdudağının üzerin­de güçlükle duruyor gibiydi. Son gördüğü gün­den beri İvan İlyiç çok değişmiş, daha da zayıfla­mıştı; ama yüzü bütün ölülerinki gibi, canlı oldu­ğu zamankinden daha güzel, en önemlisi daha görkemli bir görünüşe bürünmüştü. Bu yüzde, yapılması gereken şeyi doğruluğuna inanarak yapanların kendinden emin ifadesi vardı. Yüzün duruşunda, ayrıca, yaşayanlara bîr sitem, bir anımsatma isteği okunuyordu. İvan Ilyiç'in yü­zünde okunan anımsatma isteği Piyotr Ivanoviç'e yersiz, en azından onunla ilgili değilmiş gibi geldi. Birden içinde tatsız bir duygu kabardı; davranı­şının nezaket kurallarına uymadığını bile bile, ivedi bir hareketle bir kez daha istavroz çıkara­rak geriye döndü, kapıya doğru yöneldi. Schwarz onu holde beklemekteydi; ayaklarını genişçe iki yana açmış, elleri arkasında, silindir şapkasıyla oynuyordu. Schwarz'm şık giyimi içinde tertemiz, hoppa görünüşü Piyotr İvanoviç'i biraz canlandırdı. Piyotr Ivanoviç arkada­şının böyle sersemletici duygulara pabuç bıraka­cak türden olmadığını hemen anladı. Onun yal­nız bu duruşu bile, Ivan İlyiç'in cenaze töreni­nin, onların düzenli oturumlarını bir kerecik bile olsa dağıtmaya yetecek bir neden olmayacağını gösteriyordu. Yani uşak şamdana yepyeni dört mum koyarken, bir deste kâğıt açıp bu akşam da oyuna oturmalarını hiçbir şey engelleyemezdi.

 

94

 

Zaten böyle bir olayın hoş bir akşam geçirmelerine engel olacağım düşünmek bile yersizdi. Schwarz, Piyotr Ivanoviç önünden geçerken Fiyodor Vasilyeviç'in evindeki vint partisine katılmasını fısıltıy­la söyleme fırsatını kaçırmadı. Ne yazık ki Piyotr Ivanoviç o günkü oyuna katılamayacaktı. Bütün çabalarına karşın gövdesinin belden aşağı genişlemesini önleyemeyerek şişmanlamış, şimdi de siyah bir tülle örttüğü başına kadar karalara bürünmüş olan, Ivan Ilyiç'in orta boylu dul karısı Praskovya Fiyodorovna, kaşları tabutun önün­de duran kadınınki gibi tuhaf bir hiçimde hava­ya kalkık, hanımlarla birlikte ölünün odasına yürürken, "Tören hemen başlayacak, içeri bu­yurun," dedi.

Schwarz, kadının önerisini kabul edip etmediği anlaşılamayan bir hareketle eğilerek durakladı. Praskovya Fiyodorovna, Piyotr İvanoviç'i tanı­yınca içini çekti, iyice yanına sokulup elini tuta­rak, "Biliyorum, Ivan Ilyiç'in gerçek dostu sizdi­niz..." dedi.

Piyotr İvanoviç'ten bu sözlerine uygun bir dav­ranış beklercesine baktı. Piyotr Ivanoviç içeride nasıl istavroz çıkarmanın gerektiğini anlamışsa, burada da iç çekmenin, kadının elini sıkmanın ve, "Bana güveniniz!" demenin kaçınılmazlığını anlamıştı. Düşündüğü gibi de yaptı. Öyle yapın­ca istediği sonucu elde ettiğim hissetti. Kendisi de duygulanmıştı, kadın da. Kadın ona, "Tören başlamadan biraz çıkalım," dedi. "Sizinle konuşacaklarım var... Kolunuzu

verin.

 

95

 

Piyotr İvanoviç kolunu uzattı, ona üzüntüyle göz kırpan Schwarz'ın Önünden geçerek kadınla yan yana başka bir odaya yürüdüler. Schwarz'ın oynak bakışı; "Gördün mü vintin âlâsını? Eh, kusura bakmayın, biz de başkasını buluruz. Yakanızı kurtarır gelirseniz beşli oyu­na geçeriz," diyordu.

Piyotr Ivanoviç daha bir derinden, üzgün üzgün içini çekti. Praskovya Fiyodorovna şükranla ko­lunu sıktı. Pembe duvar kâğıtlarıyla kaplı, için­de hüzün saçan bîr lambanın yandığı konuk oda­sına girerek masaya oturdular. Kadın divana geçti, Piyotr Ivanoviç ise yayları bozulduğu için altında bir türlü düzgün durmayan pufa ilişti. Praskovya Fiyodorovna, önceden ona sandalyeye oturmasını söylemek istemiş, ama bunun duru­muyla uyuşmayacağını düşünerek vazgeçmişti. Piyotr Ivanoviç pufa otururken İvan İlyiç'in bu odayı yeni baştan özene bezene düzenlediğini, yeşil yaprak desenli pembe duvar kâğıdını alma­dan önce bu desenin odaya yakışıp yakışmayaca­ğını ona sorduğunu anımsadı. Konuk odası mo­bilyalarla, bir sürü ıvır zıvırla ağzına kadar do­luydu. Masanın yanından geçip divana oturur­ken kadıncağızın siyah mantosunun üstündeki siyah tül, bir sandalyenin oymasına takılmıştı. Piyotr Ivanoviç tülü kurtarmak için doğrulayım derken altındaki puf kabararak onu yukarı it­meye başladı. Ama kadın tülünü kendisi kurtar­maya çalıştığı için Piyotr Ivanoviç yerine otura­rak ayaklanan pufu altında ezdi. Ama tül bir türlü kurtulmuyordu; Piyotr Ivanoviç bir daha kalktı, puf gene ayaklanarak bu sefer çatırdama­ya başladı. Tülü takıldığı pürüzden kurtarınca kadın temiz patiska bir mendil çıkardı, ağlamaya başladı.

Tülün kadının başına açtığı iş, pufla olan kavgası, Piyotr Ivanoviç'in acıma duygularını bastırdığı için ortada somurtup duruyordu. Onları bu güç durumdan kilerci Sokolov kurtardı. Sokolov, Praskovya Fiyodorovna'nın mezarlıkta ayırttığı yerin iki yüz ruble tuttuğunu söylemeye gelmişti. Kadın ağlamayı keserek kurbanlık koyun çaresizliğiyle Piyotr Ivanoviç'e baktı. Fransızca, du­rumlarının iyice güçleştiğini söyledi. Piyotr Iva­noviç, 'Ne yaparsınız?' gibisinden sessiz bir işa­ret yaptı.

Kadın cömert görünmeye çalışarak, aynı zaman­da ölgün bir sesle, "Sigara buyurun," dedi. Sonra da Sokolov ile mezar işini görüşmeyi sür­dürdü.

Piyotr Ivanoviç sigarasını içerken kadının önce­den mezar için yer fiyatlarını inceden inceye so­ruşturduğunu, alınacak yerle ilgili kararını çok­tan verdiğini öğrendi. Kadın, mezar işini bitir­dikten sonra ilahici çağrılması konusunda yapıl­ması gerekenleri söyledi. Sokolov dışarı çıktı. Kadın, masanın üstünde duran albümleri bir ke­nara iterken, "Her işimi kendim görmek zorun­dayım," dedi. Piyotr Ivanoviç'in sigarasının kü­lü mobilyanın üzerine düşmek üzereyken kültablasını aceleye konuğun önüne sürdü. "Üzüntülüyüm diye para işleriyle uğraşamadığımı söylemek doğru olmaz. Beni avutmasa bile

 

97

 

oyalayan tek şey, işte kocamla ilgili bu gibi işler oluyor."

Böyle diyerek, ağlayacakmış gibi yeniden mendili­ni çıkardı. Ama birden kendini zorlarcasına silki­nip toparlandı, sakin bir sesle konuşmaya başladı: "Sizi buraya bir dileğimi iletmek için çağırdım." Piyotr Ivanoviç altında kımıldamaya başlayan yayların fazla ileri gitmesine meydan vermeden biraz doğrularak kadının önünde eğildi. "Son günlerde kocam çok acı çekti." "Ya? Neden?"

"Hem de ne acılar! Dakikalar değil, saatlerce dur­madan bağırdı. Son üç günkü bağırtısının ardı arkası kesilmedi. Dayanılacak gibi değildi. Gün­lerce nasıl dayandığıma ben bile şaşıyorum. Çığ­lıkları üç kapının ötesinden işitiliyordu. Ah, ne­ler çektiğimi bir bilseniz!..." "Bilinci yerinde miydi?"

"Son anına kadar. Ölümüne çeyrek saat kala hepimizle vedalaştı, hatta Volodya'yı yanından götürmemizi bile istedi."

Kendisinin ve karşısındaki kadının utanmadan rol yaptıklarını bilmesine karşın, önce afacan bir çocuk, sonra bir okullu, daha sonra da bir iş arkadaşı olarak çok yakından tanıdığı birinin acı çekiğini düşünmek Piyotr Ivanoviç'e birden büyük bir ürperti verdi. Ölünün burnunu üst dudağına doğru itercesine tümsekleşen alnı bir kez daha gözünün önüne gelince, kendi kendin­den korkmaya başladı.

"Uç gün süren korkunç acılar ve ölüm,.. Bu du­rum her an. hatta hemen şimdi benim de basıma

gelebilir," diye düşününce içi korkuyla doldu. Ama bunun hemen arkasından, nasıl olduğunu anlamadan, bu olayın kendisinin değil, Ivan IIyiç'in başına geldiğini, kendisine böyle bir şeyin olmaması gerektiğini ve olmayacağını, Schwarz'ın yüzünden de anlaşılacağı üzere, kötü şeyler dü­şünerek karamsarlığa düşmenin yersizliğini ak­lına getirdi. Bunu düşününce rahatladı ve ölüm kendisiyle değil de yalnız Ivan İlyiç'le ilgili bir şeymiş gibi arkadaşının nasıl öldüğünü inceden inceye soruşturmaya başladı. Kocasının çektiği gerçekten korkunç bedensel acıları bütün ayrıntılarıyla anlattıktan sonra — Piyotr Ivanoviç bu acıların nasıl bir şey olduğu­nu en azından Praskovya Fiyodorovna'nın sinir­lerinin böylesine yıpranmasından anlamıştı— dul kadın asıl konuya geçmenin gerektiğini düşüne­rek, "Ah, Piyotr Ivanoviç," dedi. "Ne kadar zor, ah, ne kadar zor bir durumdayım, bilseniz!..." Sonra da ağlamaya başladı. Piyotr Ivanoviç içini çekerek ağıtın sonunun gel­mesini bekledi. Kadın mendiliyle burnunu şilin­ce bir kez daha, "Bana güveniniz..." dedi. Bu­nun üzerine kadın yeniden konuşmaya başlaya­rak ondan istediği şeyi anlattı. Kocasının arka­daşından Öğrenmek istediği, Ivan Ilyiç'in ölümü üzerine hazîneden dul aylığı almanın yollarıydı. Dul aylığı almanın yollarını Piyotr İvanoviç'ten öğrenmek istiyormuş gibi bir tavır takınmakla birlikte konunun inceliklerim ondan daha iyi bildiği gözden kaçmıyordu. Kocasının ölümü üzerine hazineden ne kadar para verileceğini de

 

99

biliyordu, ama onun asıl öğrenmek istediği, daha yüklüce bir dul aylığının bağlanıp bağlanamaya­cağıydı. Piyotr Ivanoviç bir çıkar yol bulmaya çalışırcasına bir süre düşündü, sonra cimriliğin­den dolayı hükümete söverek, istenilenin müm­kün olamayacağını söyledi. Bunun üzerine kadın bir daha içini çekti, ziyaretçisinden kurtulmaya çalışmanın yollarım aramaya başladı. Adam bu­nu anladı, sigarasını söndürdü, kadının elini sı­karak hole çıktı.

Bir duvarında Ivan Ilyiç'in pek beğendiği kelepir saat asılı yemek odasına girince orada papazı, tö­rene gelen birkaç tanıdığı ve Ivan Ilyiç'in yetişkin kızını gördü. O da karalara bürünmüştü, zaten ince olan beli yas giysileri içinde daha da ince duruyordu. Somurtkan, kararh, öfkeli bir görü­nüşü vardı. Piyotr Ivanoviç'e, bir suçluya selam verir gibi eğilerek selam verdi. Kızın arkasında ise, işittiğine göre, nişanlısı olan, yalandan tanıdığı, zengin bîr aileden genç bir sorgu yargıcı dikiliyor­du. Onun da yüzünde aynı küskün ifade vardı. Piyotr Ivanoviç üzgün bir yüzle herkesi selamla­dıktan sonra ölünün bulunduğu odaya geçmek üzereydi ki, Ivan Ilyiç'in tıpkı kendine benzeyen kolejli oğlu merdivenin başında göründü. Piyotr İvanoviç'in Hukuk Okulu'ndan2 tanıdığı küçük İvan İlyiç'in ta kendisiydi bu çocuk. Ağlamaklı gözleri, on üç, on dört yaşlarında, suç işlemiş çocukların gözlerini andırıyordu. Oğlan, Piyotr İvanoviç'i görünce surat astı, kızaran yüzünü

 

2) Ortaokuldan sonra gidilen meslek okulu, (ç.n.)

100

 

buruşturdu. Piyotr Ivanoviç, çocuğu başıyla se­lamladıktan sonra Ölünün odasına girdi. Cenaze töreni sürerken mum ışıkları, inlemeler, günlük kokusu, gözyaşları, hıçkırıklar birbirine karıştı. Piyotr Ivanoviç, başı eğik, gözlerini önündeki ayaklara dikerek somurtuyordu. Bir kerecik ol­sun başım kaldırıp ölüye bakmadı, içinde gittik­çe zayıflayan karamsar duyguya kendini kaptır­madı, dışarıya ilk çıkanlardan biri de o oldu. Sofrada kimsecikler yoktu. Mutfak uşağı Gerasim, ölünün odasından dışarıya fırladı, güçlü el­leriyle bütün kürkleri karıştırarak Piyotr İvanoviç'inkini bulup çıkardı. Piyotr Ivanoviç bir şey söylemiş olmak için, "Ne var, ne yok, Gerasim?" dedi. "Beyefendi için çok üzüldün mü?"

"Tanrı'nın emri. Hepimizin gideceği yer orası." Gerasim bunları söylerken, eksiksiz iki sıra be­yaz dişlerini de göstermişti. Sonra işi başından aşkın birinin ivecenliğiyle kapıyı açtı, arabacıya seslendi. Piyotr Ivanoviç'in arabaya binmesine yardım ettikten sonra yapılması gereken bir şeyi anımsamış gibi, yeniden eve doğru seğirtti. Günlük, ceset ve fenol kokusundan sonra temiz havayı ciğerlerine doldurmak Piyotr İvanoviç'in çok hoşuna gitti.

"Nereye emredersiniz?" diye sordu arabacı. "Daha vakit erken, Fiyodor Vasilyeviç'e uğrayayım bakayım."

Oraya vardığında arkadaşları tam birinci partiyi bitirmek üzereydiler; o nedenle beşinci oyuncu olarak aralarına girmesi kolay oldu.

101

II

 

Ivan İlyiç'in sona eren yaşamının öyküsü yalın ve olağan olduğu kadar korkunçtu. Tam kırk beş yaşında, yargıçlar kurulu üyesi olarak dün­yaya gözlerini yummuştu.

Ivan İlyiç, Petersburg'da çeşitli daire ve bakan­lıklarda görev yapmış olan bir memurun oğluy­du. Babasının meslek yaşamı, Önemli bir işi yürütemeyecekleri açıkça belli olduğu halde, uzun hizmet yılları ve eriştikleri mevki dolayısıyla me­murluktan atılamayan, bu nedenle de uydurma makamlar yanında, onları çok uzun süren yaşlı­lıklarının son anına kadar yaşatacak beş altı bin­lik uyduruk ücretler alan insanların meslek ya­şamının bir benzeri olmuştu. Üçüncü dereceden memur Ilya Yefimoviç Golovin ayrıca bir sürü gereksiz kuruluşun gereksiz bir üyesiydi.

Ilya Yefimoviç'in üç oğlu vardı. Ivan Ilyiç ailenin ikinci oğluydu. En büyükleri başka bir bakanlık­ta çalıştığı halde meslek yaşamı babasınınkinin aynısı olmuş, ücretlerin kendi kendine yükseldiği bir dereceye iyice yaklaşmıştı. Üçüncü oğlu bece­riksizin biriydi. Girdiği bütün işlerde bir terslikle karşılaşmış, şimdi de demiryolu işletmesine geç­mişti. Gerek babası, gerekse ağabeyleri, en çok da onların karıları üçüncü oğlandan nefret et­mekle kalmıyorlar, pek zorunlu olmadıkça onun adını dahi anmaktan kaçınıyorlardı. Ailenin tek kızı ise, babaları gibi başkentte bakanlık memu­ru olan Baron Gref’le evliydi.

102

 

Ivan Ilyiç için 'le phenix de la famille' derlerdi. Ne ağabeyi gibi titiz ve soğuk, ne de küçük kar­deşi gibi aklı bir karış havadaydı. Onların ortası bir şey; zeki, afacan, canayakın, terbiyeliydi. Küçük kardeşiyle birlikte Hukuk Okulu'na gir­mişler; öteki beşinci sınıftan kovulduğu halde, o, okulu başarıyla bitirmişti. Hukuk Okulu'nda nasıl bir çocuksa, yaşamı boyunca da öyle kal­mıştı: Yetenekli, şen, sıcakkanlı, girgin, görevi saydığı şeyi sonuna kadar götüren bir adam... Onun görev olarak gördüğü şey, üstlerinin görev saydıklarının aynısıydı. Ne çocukken, ne de son­raları başkalarına yaltaklanan biri olmuştu; ama küçüklüğünden beri, ışığa koşan sinekler gibi, kendisinden yüksektekilerin çekimine kapı­larak onların tavırlarını takınmış, yaşam görüşle­rini benimsemiş, onlarla yakın ilişkiler kurmuştu. Çocukluk ve gençliğin bütün heyecanları onda derin izler bırakmadan uçup gitmiş, sonunda olgun, gururuna düşkün bir delikanlı olmuştu. Okulda ancak son sınıfa doğru, sezgisiyle doğru­luğuna inandığı liberal görüşleri benimsemişti. Hukuk Okulu'ndayken giriştiği birtakım hare­ketleri zaman zaman beğenmez, bunları yapar­ken kendisinden tiksindiği bile olurdu. Ama son­raları, aynı hareketlerin büyüklerince de yapılıp üstelik kötü gözle görülmediğini anlayınca, ken­disi bunlara iyi gözle bakmamışsa bile, hepsini kolaycacık unutmuş, bir daha hiçbirini akhna getirip üzülmemişti.

 

3) Ailenin medarı iftiharı, (ç.n.)

103

Hukuk Okulu'nu onuncu sınıf bir memur olarak bitirdikten sonra babasından para isteyerek Charmer'e bir resmi elbise diktirdi, 'respice finem'4 yazılı bir madalyonu zincirle kemerine taktı, öğretmenlerine veda edip arkadaşlarıyla Donon'da güzel bir yemek yedi. İvan İlyiç, Hu­kuk Okulu'nda olduğu gibi, görev yaptığı yerler­de de kolayca işlerini düzene koydu. Bir yandan mesleğinde ilerlerken, bir yandan da gününü gün ediyordu. Arada bir görevinin gereği olarak ilçe merkezlerine gidiyor, hem üstleri hem de astlarıyla iyi geçiniyor, özellikle Raskolniklerle5 ilgili davalara övülmeye değer bir dürüstlük ve titizlikle bakıyordu.

Genç oluşuna, keyif düşkünlüğüne karşın göre­viyle ilgili konularda çok ağırbaşlı, resmi, hatta sertti. Toplumsal ilişkilerinde ise şen şakrak, nükteci, terbiyeli, hoş görülü -evlerine aileden biriymiş gibi girip çıktığı amiri ile karısının söyledikleri gibi- 'bon enfant'dı.6 Bir taşra ilinde ona askıntı olan bir kadınla, son­ra da bir kadın terzisiyle gönül ilişkisi oldu. Ora­daki askerî birliğe atanan hassa subaylarıyla içki alemlerine katıldı, yemeklerden sonra uzak bir sokağa gittiler. Amirine yaranmak, hatta karısı­nın gözüne girmek için özel çaba harcadığı za­manlar oldu, ama bu davranışlara, toplumun kabul ettiği kurallara uygunluğu dolayısıyla

 

4) Latince'de 'her işin sonuna bak', (ç.n.)

5) Ortodoks Kilisesi'nden ayrılarak ayinlerini eski usullere göre yapan mezhep üyeleri, (ç.n.)

6) Fransızca'da 'iyi çocuk', (ç.n.)

104

kötü gözle bakılamazdı, olsa olsa Fransızca şu özdeyişin kapsamına girebilirdi: II faut que jeunesse se passe.7 Bütün bunlar tertemiz ellerle, temiz gömlekler giyilmiş olarak, Fransızca konu­şularak, en önemlisi de seçkin bir topluluk için­de geçmekteydi. Seçkin bir topluluk içinde geç­mesi dolayısıyla da yüksek memurlarca hoş kar­şılanıyordu.

İvan İlyiç böylece beş yıl hizmet etti, daha sonra görevinde bir değişiklik oldu. Yeni hukuk kuru­luşları ortaya çıkmış, yeni yeni insanlara gerek­sinme duyulmuştu.

İşte İvan İlyiç bu yeni insanlardan biriydi. İvan Ilyiç'e sorgu yargıçlığı görevi Önerilmiş, bu görevin başka bir ilde olmasına karşın, kurulu düzenini bozup yeni bir düzen kurmak pahasına da olsa bunu kabul etmişti. Dostları onu yolcu etmeden önce hep birlikte satın aldıkları gümüş bir sigaralık armağan ettiler, İvan İlyiç yeni görev yerine uğurlandı.

İvan İlyiç özel iğler memurluğunda olduğu gibi, sorgu yargıçlığında da ne istediğini bilerek, göre­vini özel yaşantısından ayırarak, kendini herke­se saydırıp herkesi sayarak çalışıyordu. Yeni gö­revi eskisinden çok daha ilginçti onun için. Eski görevinde, müdürün kapısında korkudan titre­şerek bekleşen dilek sahiplerinin ve küçük me­murların imrenen bakışları arasında, sırtında Charmer'in diktiği şık giysi, elini kolunu sallaya­rak içeri girmesi, müdürle karşı karşıya oturup

 

7) Fransızca'da 'gençleri hoş görmeli', (ç.n.)

105

çayını içerken sigarasını tüttürmesi hoş bir şey­di. Ama o zaman emrinin altında böylesine çok insan yoktu. Olsa olsa görev için ilçelere gittiği zamanlar emniyet amiri ile anlaşmazlığa düşen­ler ona son derece saygılı davranıyorlardı. Ivan Ilyiç, emrinin altındaki bu birkaç kişiye nazik, hemen hemen arkadaşça davranır, onlardan da­ha güçlü olduğu halde, dostça, senli benli davran­dığını hissettirmek isterdi. Ama böyle davrana­bileceği kişilerin sayısı kaç taneydi ki? Sorgu yargıcı olduğu zaman en forslu, en burnu havada kişileri avcunun içine aldığını; başlıklı resmi kâğıda yazacağı birkaç satır yazıyla bu forslu, burnu havada kişileri karşısına sanık ya da tanık olarak getirebileceğini, oturmalarım söy­lemediği sürece sorularına karşısında dikilerek yanıt verdireceğini biliyordu. Ama o, yetkisini kötüye kullanmıyor, tam tersine davranışlarını yumuşatmaya çalışıyordu. Yeni görevinin bütün çekiciliği de, gücünün ayırdına varmasıyla birlik­te, bunun etkisini yumuş atabilme olanağıydı. Görevini yürütürken, özellikle soruşturmalarda, konuyla ilgili olmayan ayrıntılardan kolayca sıy­rılmasını biliyor; konu ne denli karışık olursa olsun, kendi kişisel görüşünden hiç söz etmeden, davanın kâğıt üzerinde yalnız dış hatlarıyla be­lirmesini, en önemlisi de, bütün teferruatlara uyulmasını sağlıyordu. Bu tarz çalışma yeniydi. Ayrıca, 1864 yasalarının uygulamasına ilk ge­çenlerden biri de Ivan Ilyiç'ti. Ivan Ilyiç sorgu yargıcı olarak yeni bir ile atanın­ca yeni dostluklar, ilişkiler kurdu; tavrını değiş


 

Yorum ekle

Facebook Grubumuza Katılın!

Site Bilgileri



sa  mysa