|
Ahmet Hamdi Tanpınar-Beş Şehir Tahlili

Tanpınar Beş Şehir adlı kitabında İstanbul'a madde ve mana olmak üzere iki yönden bakmıştır.
MADDE: " Tarih, mimari,peyzaj, ticaret hayatı, yaşam,sanat, şehrin görünümü, İstanbul'dan insan manzaraları, semtlere bakış, eğlence hayatı v.b. "
Tarih: Yazar, tarihi kullanarak İstanbul'daki değişimi, insanların değişimini hatta İstanbul ile başka şehirlerle arasında ilişki kurmada kullanmıştır.
Örnek: " Birinci Dünya Harbi'nden sonraki Fransız nesrinde hemen on yıl önceki Paris'in hasreti belli başlı bir temadır. İstanbul böyle değişmedi, 1908 ile 1923 arasındaki on beş yıl o eski hüviyetinden tamamıyla çıktı. Meşrutiyet inkılâbı, üç büyük muharebe, birbiri üstüne bir yığın küçük, büyük yangın, malî buhranlar, imparatorluğun tasfiyesi, yüzyıldır eşiğinde başımızı kaşıyarak durdurduğumuz bir medeniyeti nihayet 1923'de olduğu gibi kabullenmemiz onun eski hüviyetini tamamıyla giderdi. "
Mimari: İstanbul'un eski halini ve şimdiki halini karşılaştırırken eski mimari ile yeni mimari hakkında bilgi vermektedir. Mimarinin yanında kullanılan eşyalardan da bahsetmiştir.
Örnek: " İstanbul'un asıl iç manzarasını şehnişinleri, cumba ve çıkmalarıyla, saçak ve sayvanlarıyla, bir kadife gibi yumuşak çizgileri ve süsleriyle çok renkli olan bu sivil mimari yapardı. "
Örnek: " Çocukluğunda, İstanbul'un hemen her evinde, saat başlarında, ' Entarisi ala benziyor' u, yahut ' Üsküdar 'dan geçer iken' çalan masa saatleri vardı."
İstanbul'dan İnsan Manzaraları: Yazar, İstanbul'daki sokaklarda insanların yaşamını incelemiştir.
Örnek: " Satıcı sesleri bunlardan biriydi. Eski İstanbul mahallelerinde bu sesler bütün bir günü baştanbaşa idare eder, saatlerin rengini verirdi."
Eğlence Hayatı: Eski İstanbul ile yaşadığı İstanbul'un eğlence anlayışını karşılaştırmıştır.
Örnek: " Şehirde yeni çıkan türküleri çocukların macunculardan öğrendiği, asmalı, tozlu sokaklarında, kıymetler dünyasının her gün bir parçası kaybolan bir insanlığın tehlike sezmiş bir sürü insiyâkıyle birbirine sokulup yaşadıkları, eski İstanbul mahalleleri artık sadece bir hatıradır. İşin garibi, onlarla beraber toplu yaşamayı, toplu eğlenmeyi de kaybettik. " Yazar, eskiden eğlence hayatında statü farkının da olmadığını belirtmiştir.
Örnek: Eski İstanbul'da, hatta benim çocukluğumda bile zengin, fakir her sınıf beraberce eğlenirdi.
Peyzaj: Yazar İstanbul'un güzelliğinde peyzajında önemli bir yeri olduğunu vurgulamaktadır.
Örnek: " İstanbul, büyük mimari eserlerinin olduğu kadar küçük köşelerin, sürpriz peyzajların da şehridir. Hatta iç İstanbul'u onlarda aramalıdır.
Yaşam: Yazar, şehri tanıtırken insanların gündelik hayatında neler yaptığını da anlatmıştır.
Örnek: " Divanyolu'ndaki Şark mahfelinin hemen altında açılan Yıldız kahvesi de gündüzleri uğradığımız yerlerdendi. "
Cami: Yazar, şehri anlatırken camilerden de çok bahsetmiştir. Hatta camilerden bahsederken geçmişte yaşanmış tarihi olaylardan da örnekler vermiştir.
Örnek: " Evliya Çelebi, Bayezid camii için tükenmez hazinedir. Camiin kıble yerini tayin edemeyen mimar, Sultan Bayezid'e, mihrabı ne tarafa koyalım, diye sorar. O da " Şu ayağıma bas! " der. Mimar basınca Kâbe'yi görür. "
Sanat: Yazar, sanatın eskiye oranla gerileyişini belirterek İstanbul'un sanattan yoksunlaşmasını ele almıştır.
Örnek: " Bugün Saraçhane, Okçular, Sedefçiler, Çadırcılar gibi sadece bir semti gösteren adlar bundan yetmiş seksen yıl önce bile arı kovanı gibi imtizamla işleyen, şehrin hayatında, refahında mühim bir yer tutan, titiz el işleriyle gündelik eşyaya bir sanat çeşnisi veren bir yığın küçük sanatın hususî çarşı ve atelyeleriydi. Çoğu kendimize mahsus yaşama şekillerine bütün bir cevap veren bu çarşılar şehrin asıl belkemiği idi. İstanbul'u onlar besliyor ve yine onlar şehrin iç çehresini yapıyorlardı."
MANA: " Şehrin, yazarda bıraktığı tesir, şehre özlem, şehrin tılsımı v.b. " Manadan kasıt soyutluktur ve yazarın daha şahsi düşüncelerini barındırır. " Bu eserde yazar için " İstanbul ne ifade etmektedir? " sorusunun cevabını bulabiliyoruz.
Örnek: " Eski İstanbul bir terkipti. Bu terkip küçük büyük, manalı manasız, eski yeni, yerli yabancı, güzel çirkin -hatta bugün için bayağı- bir yığın unsurun birbiriyle kaynaşmasından doğmuştu. "
Örnek: " Eski İstanbul'da kaybolan şey sade bu nağme değildir. Mahallenin kendisi de kayboldu. "
Örnek: " Eski İstanbul bayramları çok başka türlü idi. Bayram sabahı güneş bile başka türlü, âdeta ruhanî doğardı. Çünkü eski hayatımızda takvim semavî bir şeydi. "
Örnek: " Eski İstanbul'da mimarînin saltanatına rekabet eden başka güzellik varsa, o da ağaçlardır. "
Örnek: " Boğaz bana daima zevkimizin, duygumuzun büyük düğümlerinden biri gibi gelmiştir. Öyle ki, onun bizde külçelenmiş manasını çözdüğümüz zaman büyük hakikatlerimizden birini bulacağız sanmışımdır. "
Örnek: " Beylerbeyi'nde, Emirgânda, Kandilli veya İstinye'de günün her saati birbirinden ayrı şeylerdir. Beykoz, Çubuklu, ağaçlarının serin gölgesinde henüz son rüyalarını üstlerinden atmaya çalışırken Yeniköy veya Büyükdere gözlerinin tâ içine batan güneşle erkenden uyanırlar."
Örnek: " Rumeli kıyısında akşam, daima uzakta, daima eşyaya sinmiş bir hal olarak tadılır. "
Yukarıdaki cümleler Tanpınar'ın İstanbul'a bakışının panoramasıdır. Bilinmeyen Kelime ve Terimler ile Karşılıkları: Muhayyile: Hayal gücü Müşahhas: Somut Munis: Alışılan, alışılmış, yabancı olmayan. Alelâde: Her zaman görülen, olağan Debdebeli: Görkemli, gösterişli Buhran: Bunalım, bunluk, kriz Tasfiye: Arıtma, ayıklama, temizleme İntizam: Düzenli, düzgün olma Harmani: Bütün vücudu saran, kolsuz ve bazen kukuletalı bir çeşit üst giysisi. İstihsal: Çıkarma, elde etme Terkip: Birleşim, birleştirme, bir araya getirme. Zaruret: Zorunluluk Enfüsî: Nesnelerin gerçeğine değil, ferdin düşünce ve duygularına dayanan, öznel. Münferit: Tek, ayrı, kendi başına olan. Mağfiret: Bağışlama. Tezhip: Yazma kitaplarda, sayfaların yaldız ve boya ile bezenmesi, yaldızlama. Vehim: Kuruntu. Fasıla: Aralık, ara, kesinti. Muvazene: Denge Müverrih: Tarih yazan kimse, tarihçi. Hülâsa: Özet, fezleke Cüzam: Hansen basilinin sebep olduğu, bulaşıcı bir deri hastalığı, lepra. Mesnet: Dayanak. Hil'at: Padişahların, gönül almak, ödüllendirmek için birine giydirdikleri değerli kumaş veya kürkten yapılmış kaftan. İktifa: Yetinme. Muasır: Çağdaş İzafilik: Bağıntılılık. Meneviş: Hare. Tebcil: Yüceltme, ululama Temayül: Bir tarafa eğilme, meyletme Münevver: Aydın kimse Mürettip: Düzenleyen, hazırlayan, sıraya koyan. Mesire: Gezinti yeri, gezilecek yer. Filigran: Bazı kâğıtların dokusunda bulunan ancak aydınlığa tutulduğunda görülen çizgi, resim, yazı vb. biçimler. Maiyet: Üst görevlinin yanında bulunan kimseler, alt kademedekiler. Rokoko: XVIII. yüzyılın başında Fransa'da çok geçerli olan, kavisli çizgileri bol, gösterişli bir bezeme üslubu. Rical: Erkekler / Yüksek makamdaki devlet adamları.
Beş Şehir- İstanbul'un Özeti Ahmet Hamdi Tanpınar Beş Şehir'inde bize birbirinden ayrı beş dünyayı anlatmıştır.İstanbul,Ankara,Bursa,Konya ve Erzurum.Tanpınar, bu şehirleri doğal, tarihsel ve kültürel dokusuyla anlatıyor.Bizleri şehirlerin dışından içine ve içinden dışına doğru kültürel yolculuğa çıkarıyor.Beş şehrin asıl konusu kaybolan şehirlerin ardından duyulan üzüntü ve yeniye karşı beslenen iştiyâktır. İlk bakışta çatışır gibi görünen bu iki duyguyu sevgi kelimesinde birleştirebiliriz.
Her şeyde olduğu gibi bütün şehirlere ve İstanbul'a bakmanın da değişik tarzları vardır.Tanpınar şehri, tarihi, coğrafyası, mimari eserleri, folklor zenginlikleri ve en önemlisi toplumsal değişmeleri ile ele almıştır.İstanbul'un geçmişteki hallerini ve bugünkü hallerini anlatmış, bizim bunları karşılaştırarak değişimleri daha rahat görmemizi sağlamıştır. İstanbul'u anlatırken orada yaşayan insanların yaşam stillerini, yaşayış tarzlarını, örf ve âdetlerini, halka mâl olmuş kişilerini, şehri alabilmek için katlanılan güç durumları anlatarak şehri bir nesne olarak değil yaşayan bir varlık olarak ele almıştır. Tanpınar, tanzimatın İstanbul'a başka bir gözle baktığını söylüyor.O,bu şehirde, iki medeniyeti birleştirerek elde edilecek yeni bir terkibin potasını görüyordu. Her şehir nesilden nesile değişiyordu ama İstanbul'un değişmesi farklı olmuştu.1908 ile 1923 arasındaki on beş yılda o eski hüviyetinden tamamıyla çıktı. Meşrutiyet inkılâbı, üç büyük muharebe birbiri üstüne olan bir yığın küçük, büyük yangın, mâlî sıkıntılar,imparatorluğun tasfiyesi, yüzyıldır eşiğinde başımızı kaşıyarak durduğumuz bir medeniyeti nihayet 1923'te olduğu gibi kabullenmemiz onun eski hüviyetini tamamıyla giderdi. İstanbul yepyeni bir kimliğe büründü.
Tanpınar, eserinde ağırlıklı olarak İstanbul'un eski hallerinin üzerinde durmuştur. Çocukluğunda sınıf ayrımı olmadan zengin-fakir herkesin birlikte eğlendiğini,mehtap sefalarına, kağıthane alemlerine, çamlıca gezintilerine, boğaz eğlencelerine beraber gidildiğini anlatıyor. Bir yandan iktisadî şartların değişmesi, öbür yandan bu zevklerin kalmaması, dışarıdan gelen yeni modanın ve hasretin her gün bizi birbirimizden biraz daha ayırması eskiye karşı duyulan haksız bir yığın tepki, İstanbul'u bütün halkın beraberce eğlendiği bir şehir olmaktan çıkardı.
İstanbul sadece Mimar Sinan'ın inşâ ettiği o mimari yapılarla değil, içinde yaşayan ünlü kişileriyle, değişen çevresiyle, olağanüstü manzaralarıyla bir tabiat çerçevesidir. Adetâ bir tiyatro sahnesidir.
Beş Şehir, asla bir gezi kitabı değildir. Her ne kadar şehirler incelenmiş olsa da; şehirlerle beraber insanlar,yaşam tarzları da ile doludur. Bu beş şehirle birlikte bütün bir geçmiş incelenmiş, yeri gelince tenkit edilmiş, yeri gelince övülmüştür.
Okuyanı derinden etkileyen Beş şehrin üslubuna ne kadar zor olursa olsun,geçmişimizden ders alıp da geleceğimizi daha sağlam temellere oturtmak istiyorsak; başvurabileceğimiz kaynaklardan birisi de Beş Şehir olmalıdır.
Yazarın Üslubu Hakkında Değerlendirme:
Yazar tümceleri genel itibariyle uzundur. Bu eserinde de uzun tümcelerle karşılaşmaktayız.
Örnek: " Kuvvetli yaz öğlesini bile içeriye damla damla sızdıran kafeslerin arkasında birden bire sesten bir ağaç dallanır, budaklanır, satılan şeyle hiç alakası olmayan nağmeden meyvalar, üzeri işlemeli yağlıklarla örtülmüş aynalara, tozlu camını altında kağıdın renkli ebrusu, tezhibiyle karışan yazı levhalarına, mutfakta iyi kalaylanmış bakır kapların dizili durduğu raflara, merdiven başlarında geceye hazırlanmış lambalara salkım salkım asılır, sonra uzak sokaklara yaprak yaprak dağılırdı. "
Cümlelerin içinde açıklayıcı cümleler de yer alır.
Örnek: " Fetih şehitlerinden sonra şehrin cemiyetlerin hayatına kuvvetle karışan, devrine temiz ahlakın nefisle devamlı bir mücahede - ki ermişler dilinde buna Cihad-ı Azam denirdi- ve murakabeden doğan hikmetin, sevginin izlerini geçiren, hülâsa kendi tecrübesini başkaları için faydalı bir şey yapan büyük adam veli olurdu. "
Eserinde benzetmelere yer vererek anlatımını kuvvetlendirmiştir.
Örnek: " İstanbul, ya hiç sevilmez; yahut çok sevilmiş bir kadın gibi sevilir; yani her haline, her hususiyetine ayrı bir dikkatle çıldırarak. "
Yazar,şehri anlatırken tarihi de ele alır ve bunlarla telmihte bulunur ya da vaktiyle İstanbul'da olan olaylardan bahseder.
Örnek: " III. Ahmed'in annesi Gülnüş Emetullah Sultan için yaptırdığı Üsküdar'da çarşı içindeki cami deniz tarafından gelirken görülen kısmı bir tarafa bırakılırsa bulunduğu yerden şehre bir şey ilave etmez, onu sevmek için yakından, olduğu yerde, yapıldığı sarsıntılı devrin hususi güzelliği ile, dalında bir gül gibi parıldar görmek lazımdır. III. Ahmed devrinin en güzel eseri odur. "
Yazar, anlattığı olayı hareketlendirmek için şairlerin mısralarından ya da beyitlerinden yararlanmıştır.
Örnek: XVII. asırda Melâmilik İstanbul'un içinde almış yürümüştü.
" Uzlette bir muhavere geçmişde gayret hafî, Gaybîye söylemiş bunu İdris Muhtefî "
Yahya Kemal Kitabın Değerlendirilmesi: Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Beş Şehir adlı kitabının anatomisini sergileyen, önsözde yer alan şu cümledir: " Beş Şehir'in asıl konusu hayatımızda kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen iştiyaktır." İşte bu cümle okuyucunun ruh halini de anlatmaktadır. Okuyucu bu kitabı okurken eski İstanbul'dan bir şeyler bulmaktadır ama yaşadığı devre bakınca bunların kaybolduğunu, bu güzelliklerin yitirildiğini görünce de büyük bir üzüntüye kapılmaktadır.
Bu kitap beş şehri en ince ayrıntılarına kadar anlatan bir kitaptır. Ama şunu da unutmamak gerekir ki bu kitap sadece şehirleri anlatmak için yazılmamıştır.Bu kitap yitirilenleri gözler önüne sermektedir ve yitirilenin yerini doldurma arzusunu işler. Yani bu kitaba gezi kitabı gözüyle bakmamak gerekir.
Tanpınar, İstanbul'u okuyucuya daha iyi anlatabilmek için çeşitli bölümlere ayırarak incelemiştir. İlk olarak dedesinin zamanındaki İstanbul'u anlatmıştır. O zamanı en ince ayrıntısına kadar okuyucuya aktarmıştır. Kendi yaşadığı İstanbul'un güzelliklerini bir önceki zamanla karşılaştırıp yeni fikirler ortaya sunmuştur. Son olarak da kendisinden sonra İstanbul'un nasıl bir değişime uğrayacağı, nasıl bir geçiş süresi yaşayacağı hakkında yorumlar yapmış, tahminlerde bulunmuştur.
Yazar bize şehrin güzelliklerini, değişimlerini, kazandıklarını, kaybettiklerini, olması gerekeni, olmaması gerekeni verirken; tarihi gerçekleri, kültür değişimlerini, tarihte yer alan önemli şahsiyetleri, sosyal yaşamı, insanların yaşadıkları devri göz önüne alarak değerlendirmelerde bulunmuştur.
Beş Şehir'de okunan cümleler insanın gözünde adeta bir yap boz gibi boşlukları doldurur ve önemli beş şehrimiz meydana gelir. Ama bu şehirler öyle üstün körü oluşmazlar. Bütün hatlarıyla ortaya çıkar.Mimarisi, insanları, yaşam koşulları, şehrin güzelliği, çirkinliği kitap okundukça tamamlanır ve bir bütünlük oluşturur. Bu bütünlük o şehrin ruhunu gösterir.
Tanpınar, Beş Şehir'deki şehirlerden biri olan İstanbul'u anlatırken şehrin dışında insana sunduğu kültür zenginliği ile okuyucuya bir çok alanda bilgi vermektedir. Bu kitabın bütününe has bir özellik olarak da değerlendirilebilinir.
Yazar kitabı yazarken öyle bir yazmıştır ki yazdığı şehirle ilgili neredeyse bütün önemli isimleri yâd etmiştir ve bu isimlerle ilgili ölçülü bir değerlendirme yapmıştır, bahsettiği ismi tanıtmıştır.
Yazar çok hacimli olmayan bu kitabına faydalı olanı eleyip koymuştur. Sığ fikirlerden uzak, safını belli eden değerlendirmelerde bulunmuştur.
Beş Şehir bizim nadir ve nadide eserlerimizdedir. Beş Şehir her okunduğunda insanda farklı intibalar bırakan Türk edebiyatımızın baş yapıtlarındandır.
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Erzurum'a Bakış Açısı
Erzurum insana her gelişinde farklı duyguları aşılayan bir şehirdir. Keza dört Cihan Harbi yıllarının ve İstiklal Savaşı'nın üstünden aşarak gelinince bu farklılık kendisini en yüksek mertebede hissettiriyor.
Bu şehre yani Erzurum'a girişimizde hem Ziganaların Güzelliği, hem de Kop Dağı'nın ihtişamı bizi hemen karşılıyor.
Erzurum eskiden çok daha farklıydı. Bu farklılıkta birçok unsurun etkisi vardı. Fakat şimdi Erzurum bu unsurların, yani harp, hicret, katliamlar, hastalık ve felaketlerin üzerinden ağır bir silindir gibi geçmişti. Hiçbir memlekette Birinci Dünya Savaşı'nda yaşanılan acı tecrübe bu memlekette yani Erzurum'daki kadar yaşanamazdı ve bu hissedilemezdi. Erzurum bu acı tecrübenin yaralarını sekiz bine inen nüfusuyla sarmasını bilmişti. Yavaş yavaş insanlarda hayatın türküsü dinleniyordu. Yıkılmış, viran olmuş, şehirde; yeniden gençler evleniyor, çocuklar doğuyordu.
Erzurum Türklerin daima ezici birçokluk halinde yaşadıkları bin türlü şekilde gösterilebilirdi. Erzurum Türk tarihine, Tür coğrafyasına tam 1945 metreden bakar. Malazgirt zaferiyle elde edilen bu başarıyla bu tarih başlamıştır.
Milli mücadele yıllarında yine ilk temel Erzurum'da atılmıştır. Atatürk bu işe yine Erzurum'dan başlamıştır. Tıpkı ilk fatihler gibi, sonra Anadolu'nun bambaşka yerlerine yürümüştür.
Erzurum'a ikinci gidişimizde çadıra yine bahar sonunda boğaza, ılıcaya, yaylaya çıkılacağı çocuklara müjdelenir, kürkçü yine elinde tığı ağır tokmaklı kapıları çalarak uzun kış aylarını haber vermeye gelirdi. Fakat bu yerlerde birbirinden farklı iki mevsime hazırlanan şehir eski şehir değildi. İşin garibi bir vakitler şehri var olduğunu gösteren hiçbir şey ortada kalmamış, canlı hayatın yerini bir yığın ölüm ve hicret hikayeleri almıştı.
Erzurum denilince muhayyelerimizde mimarinin gelmemesi pek kabil değildir. IV. Murat zamanında top imalathanesi gibi bir işte kullanılan Çifte Minare, şimdilerde sadece kendisi olmakla kalıyordu. Bu mimari yapıyı şehrin herhangi bir yanından, belirsiz bir vakitte görüpte aşık olmamak kabil değildir.
Yakutiye'de içi ve planı bakımından Doğu Anadolu'da en dikkate değer eserlerdendi. Ulu Cami de tıpkı diğer mimari eserler gibi Erzurum ile özdeşleşmişti.
Erzurum denilince unutulmayacak dünyalardan biri de türküleridir. Erzurum'un o nacizade halkıyla ve coğrafyasıyla bütünleşmiş türkülerin başında Yayla Türküsü gelir.
Yaz gelende, çıkam yayla başına,
Kurban olan toprağına, taşına.
Zalim felek ağu kattı aşına
Ağam, nerden aşar yolu yaylanın?
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Ankara'ya Bakış Açısı
Ankara her zaman Orta Anadolu'ya bir iç kale vazifesi görmüştür. Eteklerinde daima tarihin önemli düşümleri çözülüp, bağlanmıştır. Bizans, Selçuk, Osmanlı dönemlerinde bu hep böyle olmuştur.
Ankara uzun tarihin şaşırtıcı terkipleriyle doludur. Asırlar içinde uğradığı yangınlar, istilalar geçmiş zamanların pek az eserini bırakmıştır.
Ankara ovasına bakınca Hacı Bayramın müritleriyle ekip biçtiği tarlaları düşünürüz. Ankara'da o Konya'da, İstanbul'da, Bursa'da ve birçok şehirde olan görkemli yapılar yoktur. Aslında vardır fakat tarihin o cilveli zamanını aşamamıştır o yapılar. Ama halen daha onlardan ufak tefek kalıntıları hissetmekte insan. Alaeddin Caminin bile etrafında bulunması gereken tesislerden eser kalmamıştır.
Ankara kısa bir dönem Alaeddin Keykubad'ın şehri olmuştur. Alaeddin Keykubad şehri her yönüyle savunmuş ve şehre hizmet etmiştir.
Bir Türk şehrinden bahsedip de şu iki şahsı atlamak pek kabil değildir. Bunlarda bir üç kıtaya varan mimari düşüncesiyle ve hünerleriyle Mimar Sinan, diğeri başlı başına Vatan aynası olan Evliya Çelebidir.
Evliya Çelebi pek çok kere Ankara Sokaklarında dolaşmıştır. Bu dolaşma diğer seyyahlarınkine hiç ama hiç benzemez. Ankara'da dolaşan Evliya Çelebi şehrini kalesi hisarı, Paşa Sarayı, Serdarı hususi kazanç kaynakları bahçelerinin meyvesinden bahsetmeden gitmez.
Ankara kalesine çıktığımızda gözümüzün önüne şaşırtıcı değişikliklerin geldiği hemen hissediliyor. Arkadaşımla etraftaki dağları, küçük tepeleri, bozkırın ortasında yemyeşil bir gölge yapan küçük köyleri sayıyoruz.
Bu kalede bize akşam saatlerinde bir milletin tarihinin ne kadar uzun olursa olsun, birkaç ana olayların etrafında dönüp dolaştığı bir kez daha öğretti.
Ankara'ya şimdilerde baktığımızda İstiklal mücadelesi yıllarından bütün mazisini yakarak çıkmış denebilir.
Ankara denebilir, gerek tarihi mirasıyla, gerek insanıyla kendisiyle birleşmiş düşünürleriyle her zaman Türk Milletinin kalbinde taht kurmuş olacaktır.
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Bursa'da Zamanı
Bursa, Türk ruhunun en halis ölçülerine kendiliğinden sahiptir. Bu hakikati en iyi gören Evliya Çelebi, Bursa'dan bahsederken "ruhaniyetli bir şehirdir" der. Hatta, Evliya Çelebi Bursa çeşmelerinden uzunca bahsettikten sonra sözünü "Velhasıl Bursa sudan ibarettir" diyerek bitirir. Sırf bu sözüyle bile Evliya Çelebi Bursa ile özdeşleştirmiştir.
Bursa denilince aklımıza gelen bir şey de, yeşil rengidir. Bursa'da bu yeşilin manası çok daha başkadır, o edebiyatın rahmani yüzüdür. Bir mükafata çok benzeyen bir sükunun fani bir saate sinmiş manasıdır. Yeşil dediğimiz zaman, adeta çimen tazeliğini, ezilmiş bir renk cümbüşünü hatırlarız. Bunlar bize baharı müjdeler.
Bursa'da diğer iller gibi mimari, eserleriyle adından söz ettirmektedir. Türbeleri, Yeşil Camisiyle aklımıza hep o muhteşem mimariler gelmekte. Andrea Gide Yeşil Cami için "Lekanın kemal halinde sıhhati" der.
Eski Emir Sultan türbesi ve mescidi Bursa'nın hayatını zaman zaman etrafında toplayan merkezlerden biriydi. Evliya Çelebi bu türbenin ihtişamını anlata anlata bitiremez. Türbe baştan aşağı gümüşle süslenmiştir. Bu türbede her sene bahar mevsiminde büyük bir halk kütlesi toplanır, Ergüvan Bayramı yaparlarmış.
Emir Sultan 15. asır Türkiye'sinin halk muhayyilesine en fazla mal olmuş çehresidir. Emir Sultan'ın en önemli özelliği hemen herkesle "Babam" diye konuşuyor olmasıymış.
Emir Sultan'ın Yeşile bakan kapısında başının ucunda son Bursalı hattatların talik yazıları, talihsiz padişah V. Murat'ın saray kadınları yatarlar.
İşte Bursa bu tarihi ihtişamı ve doğal güzellikleriyle Ahmet Hamdi Tanpınar'ın eserine ve bizlerin aklımıza kadar girmeyi başarmıştır.
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Konya'ya Bakış Açısı
Konya bozkırın çocuğudur. Onun gibi kendini gizleyen esrarlı bir güzelliği vardır. Dışardan gizlenen bu Konya içinde de böyle kıskançtır. Sağlam ruhlu kendi başına yaşamaktan hoşlanan, gösterişsiz, içten zengindir. Onu yakalamak için onun saat ve mevsimlerine karışmamız gereklidir.
Konya denilince tarihte Selçuklu hemen akla gelir. Konya'yı tanıyabilmek için Selçukluyu iyi bilmek gerekir. Sırçalı Medresesinden, Karatay Medresesine ve oradan da Alâeddin Tepesine her yeri bilmek gerekir.
Haçlı seferlerinin ve Bizans saldırışlarının her yeri yıkacak gibi göründüğü o felaketli yıllardan Konya, I. Kılıç Aslan sayesinde ayakta kalmasını bilmiştir. Konya'ya yapılan bu istila, harp ve isyanlar buradaki o muazzam Selçuk mimarisini yok etmeye yetmemiştir. Konya'daki Selçuk mimarisi denilince cami, türbe, medrese, hastane, imarethane, han, kervansaray ve yüzlerce eser muhayyilemizde canlanır. Bu mimari eserlerin en parlak devri Alâeddin devriydi. Beyşehir'de Kubadabad ve Konya'da yaptırdığı iç kalesi halen yaşamakta. Alâeddin devrini hala yaşatan Konya'yla bütünleşmiş Alaeddin Tepesidir.
Sırçalı Medrese'nin sırlı tuğladan o zarif sekiz köşeli hasır örgüsü süsleri ve Karatay Medresesinin yüzlerce güneşi, çini tavanı bu ihtişamın elimizde kalan yetim ve parça parça şahitleridir. Biz bu yetim kalan mimariyi arkeologlar gibi Konya'yı hiçbir zaman tanıyamayacağız fakat tahayyül edebiliriz. Bu mimari eserlerle bu yüksek medeniyeti ancak yarım yamalak anlayabiliriz.
Konya'yı görüp de Mevlana'dan bahsetmek pek kabil değildir. Konya denilince Mevlana, Mevlana denilince Konya aklımıza gelecektir. Mevlana'yı Mevlana yapan arkadaşı Şemsidir. Akıllarda her zaman şu soru olmuştur. Mevlana ya her şey ondan mı gelmişti? Şems-Mevlana münasebetlerinin en iyi izahını bu cümle verir. "Ben Mevlana hazretlerinin aynasıyım. O benim şahsımda kendi büyüklüğünü seyrediyor." Mevlana şairdir. Şiiri inkâr etmesine karşın Şark'ın en büyük şairlerinden biridir. Mevlana her zaman iyiliğin ve sevginin kendisi olan sevgi ve imkânlarını bırakıyordu.
Gel gel kim olursan gel
Kâfirde olsan Yahudi veya Putpereste olsan gel
Dergâhımız ümitsizlik dergahı değildir
Yüz defa tövbeni bozmuş olsan yine gel.
Konya'da dinlediğimiz bütün türküler oranın değildi şüphesiz fakat, Konya'da bu türküler dinlenince muhayyilemizde hemen Alaeddin Tepesi, Meram Yolları canları verirdi. Kendimi birden yollarda, o camide veya medreselerin kapısı önünde buluverirdim.
İşte Konya bu maneviyatıyla insanın tüm ömrüne yeten bir şehirdir. Ahmet Hamdi Tanpınar gibi bizleri de kendine çekmeyi bilmiştir.
|
Yorumlar
Benim1 haftadır aradığım dönem ödevini sonun da buldum helal olsun valla hepinize
emeğinize sağlık
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.