İlköğretim Dersleri

Ortaöğretim Dersleri

Karma-Karışık

Site İstatistikleri

Toplam Üye:1393
Son Üyemiz:işler
Son Ziyaretçi:gökmen
İçerik:6348
İçerik Okunma:3356600
Karamazov Kardeşler 2-Dostoievski PDF Yazdır e-Posta

Sosyalci tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 28 Mayıs 2011 15:07

KARAMAZOV KARDEŞLER

2. Cilt

DOSTOYEVSKI

SAVUNMA VE KARŞI GELME

TERTIP

Alyoşa'yı gene önce Bayan Hohlakova karşıladı Kadın acele ediyordu; önemli bir şey olmuştu: Katerina îvanovna'nm isteri krizi bayılma ile sonuçlanmış, sonra da genç kadına 'korkunç bir bitkinlik gelmişti, yatağa düşmüş, gözlerini kaydırmış, sayıklamağa başiamıstı Şimdi de ateşi yükselmişti Hemen Hertzens:ube'ye ve teyzelerine haber vermişlerdi; teyzeleri gelmişti bile. Hertzenstube ise hâlâ gelmemişti. Hepsi Katerina İvanovna'nın odasında oturuyor, bekliyorlardı Bir şeyler olacaktı. Katerina İvanovna hâlâ kendinde değildi. Ya bir de nöbet başlarsa?

Bayan Hohlakova bunları bağırarak söylerken yüzünde ciddî, korkulu bir anlam vardı. Daha önce olanlar ciddî değilmiş gibi, her sözün arkasından "Bu artık ciddî, bu ciddî! deyip duruyordu. Alyoşa bu anlattıklarını üzüntü ile dinledi; sonra ona kendi başından geçenleri anlatmaya koyuldu. Ama bayan Hohlakova daha Alyoşa konuşmaya başlar başlamaz sözünü kesti; Vakti yoktu. Ondan Lise'in odasında oturmasını ve kendisini orada beklemesini rica ediyordu.

6

Aleksey'in hemen hemen kulağına fısıldıyarak: — Ah sevgili Aleksey Fiyodoroviç, o Lise yok mu? dedi. Demin tuhafıma giden bir söz söyledi, beni şaşırttı, ayni zamanda duygulandırdı da. Bu yüzden ne yapsa, onu yürekten bağışlıyorum. Düşünün bir kez; siz gider gitmez, birden dün de, bugün de sizinle alay etmişmiş gibi içten gelen bir pişmanlık duymağa başladı. Ama o sizinle alay etmemişti, yalnız şaka etmişti. Hem o kadar ciddî bir pişmanlık duyuyordu ki, neredeyse ağlıyacaktı; o kadar üzüldü ki, şaştım kaldım! Oysa şimdiye kadar benimle alay ettiği vakit, hiç öyle ciddî bir pişmanlık duymamıştır. Hoş, bunu hep şakadan yapardı ya.

Biliyor musunuz, Lise benimle her an şaka eder. Ama şimdi ne yapsa ciddî. Her davranışı ciddî oluyor şimdi. Sizin düşüncenize de çok önem veriyor, Aleksey Fiyodoroviç. Onun için eğer imkân varsa, ona darılmayın, onu suçlamayın. Ben bile ne yapsa, onu hoş görüyorum, hep öyle yapıyorum. Çünkü öylesine zeki bir çocuktur ki o! İnanır mısınız? Demin sizden söz ederken çocukluk arkadaşı olduğunuzu söyledi: Düşünün, bir kez! En ciddî arkadaşı sizmişsiniz. Peki, ya ben ne oluyorum? Onun bu konuda aşırı denecek kadar derin duyguları, hattâ anıları var. Asıl önemli olan da söylediği o cümleler, o sözlerdir, öyle beklenmedik sözler ki. İnsanın hiç beklemediği bir anda, birden bir şey söyleyiveriyor.

örneğin, geçenlerde bir çamdan söz etti: Bahçemizde, Lise daha küçücükken bir çam vardı. Belki de hâlâ orada duruyordun Onun için şimdi geçmiş zamanı kullanmak doğru olmaz belki. Çamlar insanlar gibi değildir; onlar uzun bir süre değişmez, Aleksey Fiyodoroviç. Lise bana : Anne, o çamı rüyadaki gibi hatırlıyorum, dedi. Daha doğrusu Çamı rüyadaymışım gibi hatırlıyorum, dedi. Bunu biraz başka türlü söy

7

lemisti. Çünkü bu işin içinde bir karışıklık var. Zaten Cam aslında anlamsız bir söz. Ama bana bu konuda

o kadar orijinal bir şeyler söyledi ki, şimdi kesin olarak söylediklerini imkânı yok anlatamam. Zaten hepsini unuttum. Her neyse! Güle güle, çok sarsıldım ben. Galiba aklımı kaçırıyorum. Ah, Aleksey Fiyodoroviç,

I ömrümde iki kez aklımı kaçırdım; beni tedavi ettiler. Siz Lise'in yanma gidin. Ona cesaret verin. Ona her

zaman nasıl güzel güzel cesaret verirdiniz? Kapıya yaklaştı:

—  Lise! diye bağırdı, îşte o kadar   gücendirdiğin f Aleksey Fiyodoroviç'i getirdim. Hem de sana artık hiç j kızmıyor. İnan bana! Şimdi tersine, senin öyle şeyleri 'nasıl olup da düşündüğüne hayret ediyor.

—  Merci, maman! Giriniz Aleksey Fiyodoroviç! Alyoşa girdi. Lise bir garip utançla ona bakıyordu;

birden kıpkırmızı oldu. Nedense utanıyordu. Böyle durumlarda her zaman olduğu gibi, asıl konuyla hiç ilgisi olmayan bir şeyden söz ederek hızlı hızlı konuşmaya başladı. Sanki o anda kendisini yalnız o konu ilgilendiriyordu.

—  Annem demin durup dururken, bana o iki bin rubleyi ve onlarla ilgili olarak size verilen görevi anlattı Aleksey Fiyodoroviç... O zavallı subaya   giderek yerine getireceğiniz görevi... Aynı zamanda bana o subaya yapılan hakaretin feci hikâyesini anlattı ve biliyor musunuz? Gerçi annem bir şeyi her zaman doğru dürüst anlatamaz... hep bir konudan bir başka konuya atlar... Ama ben onu dinlerken ağladım. Peki ne oldu, nasıl oldu? Paraları verdiniz tabiî. Şimdi o zavallı adam ne yapıyor?

Alyoşa sanki gerçekten zihnini asıl uğraştıran şey parayı vermemesiymiş gibi :

—  İS'n kötüsü    parayı hâlâ   veremedim.   Bunun  uzun bir hikâyesi var, diye karşılık verdi.

Ama Lise bu arada Alyoşa'nın gözlerini öbür tara8

fa çevirdiğini farketmişti; belliydi ki, o da asıl konuyla ilgisi olmayan şeylerden söz etmeye çalışıyordu. Alyoşa, masanın önüne oturarak anlatmaya koyuldu. Ama daha ilk sözleri söylediği sırada, duyduğu utanç geçti. Anlattıklarının heyecanına Lise'i de kaptırmıştı. Şiddetli bir duygunun ve biraz önceki olağanüstü izlenimlerinin etkisi altında konuşuyordu: Bu yüzden her şeyi ayrıntılarıyla birlikte çok güzel anlattı. Eskiden de, daha Moskova'da ve Lise daha çocukken, Alyoşa ona gidip ya biraz önce başından geçenleri, ya bir kitapta okuduğunu ya da çocukluğunda yaşayıp da hatırladığı herhangi bir şeyi anlatmaktan hoşlanırdı Hatta bazen ikisi hayal kurar, birlikte başından sonuna kadar hikâye uydururlardı. Ama onlar çoğu zaman neşeli, gülünç hikâyelerdi.

O sırada ikisi de o iki yıl önce Mokova'da geçirdikleri günlere dönmüş gibiydiler. Alyoşa'nın anlattığı olay Lise'i aşın derecede duygulandırmıştı. Genç adam heyecanla konuşurken, Lise hayalinde Ilyuşeçka tipini canlandırabilmişti. O zavallı adamın paraları nasıl ayaklarının altında çiğnediğini belirten sahneyi, bütün ayrıntılarıyla anlattığı sırada, Lise birden kollannı şiddetle iki yanma indirdi, bastıramadığı bir öfkeyle:

—  Demek paraları vermediniz,   demek kaçıp gitmesine fırsat verdiniz! diye bağırdı.    Aman Allahım! Hiç olmazsa siz de arkasından   koşup ona yetişseydiniz...

Alyoşa iskemleden kalkarak odanın içinde dolastı

—  Hayır Lise, koşmadığım daha iyi oldu, dedi.

—  Nasıl daha iyi? Ne bakımdan daha iyi? Şimdi ekmek parası bile bulamazlar, mahvolurlar!

—  Mahvolmazlar. Çünkü bu iki yüz ruble nasıl olsa ellerine geçecektir.   Kendisi nasıl olsa yarın onları alır. Yarın muhakkak alacaktır onları!

Alyoşa oradan oraya dolaşarak düşünceli düşünceli konuşuyordu. Birden genç kızın karşısında durdu:

—  Size bir şey söyliyeyim mi Lise? Ben bu işte bir yanlış yaptım ama, bu yanlışım durumu daha iyiye çevirdi.

—  Nedir o yanlış Hem neden durumu iyiye çevirdi?...

—  Nedenini söyliyeyim: Bu adam korkak ve zayıf karakterlidir.   Çek   acı   çekmiş ve o kadar iyi yürekli bir insan ki. Şimdi iste hep şunu düşünüyorum: Acaba neye gücendi de öyle birden paralan   ayaklarının altında çiğnemeye başladı? Çünkü bana inanın, kendisi son dakikaya kadar onları ayaklarının altında ciğniyeceğini bilmiyordu.

Şimdi bana öyle geliyor ki, onu bu işte gücendiren birçok şeyler var... Zaten onun durumunda olan bir insan için başka türlü olamazdı... önce benim yanımda paraya aşırı derecede sevindiği ve bu sevincini benden gizlemediği için gururu incinmiştir. Eğer o kadar fazla sevinmeseydi, bunu belli etmeseydi, nazlanmaya kalkışsaydı, başkalarının yaptığı gibi parayı alırken mınn kırın etseydi, eh o zaman belki buna dayanabilir, parayı da alabilirdi. Oysa buna pek içten sevindi, işte gururunu yaralıyan şey bu! Ah Lise! O,dürüst ve iyi yürekli bir insandır. Ama bu gibi olaylarda asıl felâket de budur!

Hep gücünü yitirmiş, zayıf bir sesle konuşuyordu; hızlı hızlı söylüyordu sözlerini. Hem de hep incecik bir. sesle hi hi hi diye gülüyor, belki de ağlıyordu... Evet, doğrusu, ağlıyordu, bu işe o kadar memnun olmuştu ki... kızlarından da söz etti... başka bir kentte kendisine verecekleri işi anlattı... sonra içindekileri döker dökmez, bana ruhunu olduğu gibi gösterdiği için utanç duydu. O zaman benden hemen nefret etmeğe başladı. Çünkü o çok utanç duyan fakirlerdendir. Asıl gururunu kıran şey, beni çabucak bir dost olarak kabul etme10

si, çabucak bana kendini teslim etmesiydi; daha önce üzerime atılacak gibi oluyor, beni korkutuyordu. Ama parayı görünce, birden beni kucaklamaya başladı. Hatırlıyorum, beni hep kucaklıyor, hep bana sarılıyordu. Herhalde bu şekilde davranırken, ne kadar küçük düştüğünü hissetmiştir, ben de tam o sırada bir yanlış, çok önemli bir yanlış yaptım: Durup dururken ona, başka bir kente gitmesi için para yetmezse kendisine daha da para vereceklerini, hattâ kendi paramdan bile ne kadar isterse vereceğimi söyledim. İşte bu onu birden şaşırttı: Kendi kendine: Durup dururken neden yardımıma koşuyor? diye soruyor gibiydi.

Biliyor musunuz Lise? Başkalarının gururu yaralanmış bir adama, kendileri velinimetleriymiş gibi bakmaları, ona öyle ağır gelir ki! Bunu daha önce de işittim. Dede söylemişti. Ne demek istediğimi, nasıl anlatacağımı bilemiyorum; ama bunu sık sık kendim de gördüm. Ben de zaten aynı hisleri duyuyorum. Asıl önemlisi de şu: Gerçi kendisi son dakikaya kadar parayı ayaklarının altında ezeceğini bilmiyordu, ama ne olursa olsun, öyle yapacağını önceden sezmiştir: Bunu kesin olarak biliyorum. Çünkü öyle coşkun bir sevinç içindeydi ki! İçinde muhakkak bir seziş vardı.. İşte böyle. Bütün bunlar gerçi kötü şeyler, ama, ne olursa olsun sonunda daha iyi oldu. Hattâ öyle düşünüyorum ki, en iyi sonuç buydu, bundan iyisi olamazdı...

Lise iri gözlerinde derin bir şaşkınlıkla, Alyoşa'ya Iraktı:

—  Neden, neden daha iyisi olamazdı?

—  Çünkü parayı ayaklarının altında çiğnemeseydi, bu paralan alsaydı, evine döndükten bir saat sonra, bu kadar küçük düştüğü için ağlardı. Muhakkak öyle olurdu. Ağlardı, belki de yarın sabah karanlığı   bana gelir, paraları fırlatarak demin yaptığı gibi ayaklarının altında çiğnerdi  Oysa şimdi gururu yaralanmamış olarak, üstelik kendisini felâkete attığını bildiği haldeiçinde bir zafer duygusuyla yanımdan ayrıldı. Bunun

 

11

için ona aynı iki yüz rubleyi yarından tezi yok kabul ettirmekten daha kolay bir şey olamaz. Çünkü kendisi şerefini ispat etmiş oldu, paraları fırlattı, ayaklarının altında çiğnedi... Onları çiğnerken benim bunları kendisine yarın tekrar götüreceğimi bilemezdi ya. Söz aramızda, bu paralara o kadar müthiş ihtiyacı var ki. Şimdi gurur duyuyor ama, ne olursa olsun, hemen sonra nasıl yardımdan yoksun kaldığını düşünmeye başlıyacaktır. Gece bunu daha da çek düşünecektir, rüyasında bile görecektir. Yarın sabah ise, herhalde bana koşup özür dileyecek hale gelecektir. İşte o sırada ben ona gidip : Alın buyurun! Siz gururlu bir insansınız, bunu ispat ettiniz, artık bunları kabul ediniz, bizi bağışlayınız, diyeceğim. O zaman parayı alacaktır!

Alyoşa garip bir heyecanla : İşte o zaman alacaktır!" diye tekrarladı. Lise ellerini çırptı:

—  Ah çok doğru! Ah. şimdi bunu birden iyice anladım. Müthiş bir şey! Ah Alyoşa. nasıl oluyor da bütün bunları o kadar iyi biliyorsunuz? O kadar genç olduğunuz halde insanın içinden geçenleri biliyorsunuz... Ben olsam bunları dünyada bilemezdim...

Alyoşa kendini kaptırdığı o heyecanla devam etti:

—  Şimdi asıl önemli olan şey, bizden para aldığı halde, onu bizimle eşit durumda    olduğuna    inandırmaktır. Hattâ bize eşit değil, bizden daha üstün bir durumda olduğuna inanmalı...

—  Evet üstün durumda,    olduğunu düşünmeli! Çok güzel Aleksey Fiyodoroviç! Daha söyleyin,   söyleyin...

—  Gerektiği gibi söyliyemedim...  Üstün durumda, dedim ama... Her neyse zararı yok. çünkü...

—  Ah, zararı yok. zararı yok, zararı yok!... özür dilerim Alyoşa! Sevgili Alyoşa... biliyor musunuz; şimdiye kadar size karşı hemen hemen hiç saygı duymadım... Daha doğrusu size saygı duyuyordum ama, kendime eşit bir düzeyde görüyordum. Bunlan böyle ise12

14

 

Ama bunu sağlamak için ne yapmak gerektiğini bilmiyorum! diye mırıldandı.

—  Alyoşacığım!   Siz   bana   karşı hem soğuk davranıyor, hem de küstahlık ediyorsunuz! Şuna bakın hele: Beni lütfen kendisine bir eş olarak seçmiş, ondan sonra da içi rahat etmiş! Daha ben söylemeden yazdığım mektubun ciddî olduğuna eminmiş! Şaşılacak şey! Bu bana karşı düpedüz küstahlıktır! Başka hiç birşey değil!

Alyoşa birden güldü:

—  Ama buna   kesin   olarak  inanmam,   kötü   birşey mi yani?

Lise, ona mutlu bir anlamla tatlı tatlı baktı:

—  Ah. Alyoşa! Aksine, bu müthiş bir şey! Çok güzel bir şey! dedi.

Alyoşa halâ elini Lise'in elinden çekmemişti. Birden eğildi, genç kızı dudaklarından öptü. Lise:

—  A.a.a... Ne oluyorsunuz? diye bağırdı. Alyoşa büsbütün şaşırdı:

—  Şey... Olmayacak bir şey yaptıysam, özür dilerim... Ben... biliyorum, belki de çok aptalca bir şey oldu.. Siz., siz bana soğuk olduğumu söylediniz, ben de sizi öptüm işte... Ama şimdi anlıyorum ki, bu aptalca bir şey oldu...

Lise gülerek elleriyle yüzünü kapadı. Kahkahalar arasında:

—  Hem de sırtınızda cüppe varken! dedi.

Ama sonra birden kahkahaları kesildi ve Lise çok ciddileşti. Neredeyse sert bir tavır takınmıştı. Birden:

—  Bakın Alyoşa. öpüşmelere daha vakit var, bekleyelim. Çünkü askı daha ikimiz de bilmiyoruz. Oysa daha uzun bir süre beklememiz gerekiyor, diye kararını bildirdi. İyisi mi, bana şunu söyleyin şimdi, siz ne diye benim gibi bir kızı, hasta bir küçük budalayı kendinize eş olarak alıyorsunuz? Siz ki, o kadar akıllı, herşeyin.

 

o kadar derinini düşünen, hiçbir şeyi gözünden kaçırmayan bir insansınız, bunu neden yapıyorsunuz? Ah, Alyoşa, korkunç bir mutluluk içindeyim! Çünkü ben faize eş olmağa değer bir kız değilim!

—  Değersiniz Lise. Ben bugünlerde    manastırdan büsbütün çıkacağım. Dışarıdaki insanlara    karışınca, evlenmem gerekir; bunu çok iyi biliyorum. Zaten o da bana bunu emretti. Öyle olunca kendime eş olarak sizden daha iyi birini bulabilir miyim? Hem beni sizden başka kim eş olarak alır? Ben bunları daha önce düşündüm. Birincisi siz beni daha çocukluğumdan tanıyorsunuz, ikincisi, sizde bende hiç bulunmayan birçok yetenekler var. Siz benden daha neşeli bir insansınız; asıl önemlisi, benden daha günahsız bir varlıksınız. Oysa ben şimdiye kadar birçok, birçok şeylere bulaşmışımdır... Ah, siz bunun ne olduğunu bilemezsiniz! Ben bir Karamazov'um! Herşeye gülseniz, herşeyi şakaya   boğsanız,    hattâ    benimle   alay    etseniz    bile, bundan ne çıkar? Aksine benimle alay edin,   bundan öyle memnunluk duyarım ki! Siz gülerken bir küçük kız gibi gülüyorsunuz, ama Ben çile çeken bir insan gibi gülüyorum diye düşünüyorsunuz...

—  Nasıl çile çeken bir insan gibi? Nasıl yani?

—  Evet Lise, bakın demin bir soru sormuştunuz, Ruhunu sanki anatomi incelemesi yapar gibi incelediğimiz o zavallıya karşı   içimizde bir küçümseme   yok mu? demiştiniz. Bu çile çeken bîr insanın sorabileceği bir sorudur... Anlıyor musunuz? Bunu bir türlü anlatamıyorum, ama böyle sorular aklına gelen bir insanın kendisi acı çekebilen, acı duyan bir insandır. O tekerlekli iskemlede otururken, şimdi bile herhalde birçok şeyleri düşünmüşsünüzdür...

Lise, mutluluktan zayıflamış, garip bir şekilde alçalmış incecik bir sesle:

—  Alyoşa, elinizi verin bana! Neden onu ikide bir elimden çekiyorsunuz? diye söylendi. Size bir şey sora16

 

cağım Alyoşa: Manastırdan çıkınca hangi kostümünüzü giyeceksiniz? Gülmeyin, kızmayın, bu benim için önemli, çok önemli bir şeydir.

—  Daha hangi kostümü giyeceğimi düşünmedim. Lise. Ama hangisini isterseniz, onu giyerim.

—  Koyu mavi, kadife bir ceketiniz, beyaz pike bir yeleğiniz, başınızda da kül rengi yumuşak fötr bir şapka olsun istiyorum... Söyleyin, dün benim sizi sevmediğime inandınız mı? Hani dünkü mektubu yazdığımı inkâr ettiğim zaman?

—  Hayır, inanmadım

—  Ah, siz dayanılmaz bir insansınız! Sizi   kimse yola getiremez!

—  Bakın, size söyliyeyim: beni şey... galiba beni sevdiğinizi biliyordum, ama mahsus beni sevmediğinize inanmış göründüm. Bunları söylemeniz size daha kolay gelsin diye...

. — Daha kötü ya! Hem daha kötü, hem de hepsinden daha iyi bir şey. Alyoşa, sizi öyle seviyorum ki. Müthiş bir şey bu! Demin, siz gelmeden önce, kendi kendime tahminler yürüttüm: Ondan dünkü mektubu isterim, bana onu sakin sakin çıkarıp verirse (ki böyle bir davranış ondan her zaman beklenebilir) o zaman beni hiç sevmiyor, hiçbir şey duymuyor, yalnız budala ve sevgime değmeyen bir çocuktur. Eğer böyleyse ben de mahvoldum demektir. Ama siz mektubu hücrede bırakmıştınız. Bu bana cesaret verdi işte: Onu sizden geri isteyeceğimi sezdiğiniz için hücrede bıraktınız, doğru değil mi? Onu geri vermemek için değil mi? Bildim değil mi? öyle oldu değil mi?

—  Ah Lise! Hiç de sandığınız gibi olmadı, mektup şimdi de yanımda, demin de yanımdaydı, şu cebimde. Bakın işte!

Alyoşa gülerek mektubu çıkarıp onu Lise'e uzaktan gösterdi:

—  Yalnız onu size vermem! Elimdeyken bakın.

 

17

—  Nasıl? Demek demin bana yalan söylediniz; bir rahip olan siz yalan söylediniz...

Alyoşa da gülüyordu:

—  Belki de yalan söylemişimdir; mektubu size geri vermemek için!

Birden büyük bir heyecanla:

—  Bu mektubun benim için büyük bir değeri var, diye ekledi.

Gene kızarmıştı:

—  Artık onu hiç kimseye, hiçbir zaman vermem! Lise ona hayran hayran bakıyordu. Tekrar:

—  Alyoşa!  diye fısıldadı.    Kapıya bir baksanıza: Annem oradan dinlemiyor mu?.

—  Peki Lise, bakarım. Yalnız bakmasam daha iyi olmaz mı, ha? Niçin annenizin böyle adî bir davranışta bulunacağından şüphe edelim?

Lise öfkelendi:

—  Adî davranış ne demek? Hangi adî davranıştan söz ediyorsunuz? Kapının öbür tarafından kızının sözlerini dinliyorsa, bu onun hakkıdır.    Adî bir davranış değildir, inanın bana Aleksey Fiyodoroviç, ben de anne olduğum vakit, benim de böyle bir kızım    olursa, ben de ne olursa olsun, onun konuştuklarını    kapılardan dinleyeceğim.

—  Ciddî mi söylüyorsunuz Lise? Ama bu hiç iyi bir şey değil...

—  A!. Bunda ne kötülük var. Allah aşkına? Eğer. alelade bir sosyete dedikodusunu  gizlice dinleseydim, o zaman adilik olurdu. Burada ise kendi kızı. genç bir adamla bir odaya kapanmış... Bakın Alyoşa, şunu aklınıza koyun ki. evlendiğimiz gün sizi de gözetlemeğe başlıyacağım. Bütün mektuplarınızı açıp, hepsini okuyacağım... Bundan haberiniz olsun!

Alyoşa:

II — F: 218

 

—  Evet, tabiî, öyleyse... diye mırıldanıyordu. Yalnız bu iyi bir şey değil.

—  Allah Allah!.. Ne kadar da yüksekten bakıyorsunuz bana! Alyoşa, sevgili Alyoşa, ne olur daha bastan kavga etmiyelim. İyisi mi, size gerçeği olduğu gibi söyliyeyim : Tabiî ki, kapılardan içerde konuşulanları dinlemek çok kötü bir şeydir. Bu bakımdan haksızım tabiî. Haklı olan sizsiniz. Öyleyken gene de kapılardan, dinliyeceğim konuştuğunuzu!

Alyoşa güldü:

—  Dinlerseniz, dinleyin. Benim hiçbir kötü davranışımı yakala yamıyacaksınız.

—  Alyoşa benim sözümü dinleyecek    misiniz? Bu konuda da önceden anlaşmamız gerekiyor.

—  Seve seve dinlerim Lise, bundan    şüpheniz olmasın.   Yalnız en önemli    konularda   dinlemem.    En önemli konularda, benimle aynı düşüncede olmasanız bile ben gene de ödevim neyi emrediyorsa, onu yaparım.

—  Öyle olmalı ya. Bunu    söylediğiniz için şunu belirteyim ki, ben sizin gibi yalnız en önemli konularda değil, herşeyde size boyun eğeceğim ve şu anda size bunun böyle olacağına yemin ediyorum. Herşeyde, ömrümün sonuna kadar boyun eğeceğim.

Lise, bunu heyecanla bağırarak söylemişti:

—  Hem de bu bana mutluluk verecek,   mutluluk verecek. Yalnız bu kadar da değil, yemin ederim ki. sizin neler konuştuğunuzu gizli    gizli    dinlemiyeceğim, hiç bir zaman! Hiç bir mektubunuzu gizlice okumıyacağım, çünkü siz haklısınız, ben değilim!  Hem, sizin neler konuştuğunuzu gizlice dinlemek için can atacağım, bunu biliyorum; öyleyken gene de bunu yapmıyacağım, çünkü siz bunu kibar olmayan bir davranış sayıyorsunuz.

"Siz şimdi benim için âdeta Tanrı oldunuz... Hem, dinleyin, şimdi size bir şey soracağım Aleksey Fiyodoroviç: Neden bugünlerde hep öyle hüzünlü durdunuz?

 

19

Dün de, bugün de öyleydiniz. Biliyorum sizi uğraştıran işlerle, üzüntüleriniz var. Ama görüyorum ki siz bunlardan başka apayrı, garip bir üzüntü içindesiniz. Belki de gizli bir dert bu, öyle değil mi? Alyoşa üzüntüyle:

—  Evet Lise, benim gizli bir derdim de var, dedi. Madem bunu hissettiniz demek beni seviyorsunuz.

Lise, sesinde çekingen bir yalvarışla:

—  Nedir sizin bu derdiniz? Neye üzülüyorsunuz? Bana söylemez misiniz? diye sordu.

Alyoşa ne söyliyeceğini şaşırdı:

—  Sonra söylerim. Lise... sonra. Şimdi söylersem, Belki anlaşılmaz. Zaten belki de söylemesini bile beceremiyeceğim.

—  Biliyorum ki, ağabeyleriniz sizi üzüyorlar. Onlardan   başka   bir   de   babanıza   mı    üzülüyorsunuz yoksa?

Alyoşa düşüncelere dalmış gibi:

—  Evet, ağabeylerime de... diye söylendi. Lise birden:

—  Ben İvan Fiyodorovic ağabeyinizi sevmiyorum, dedi.

Alyoşa. onun  bu açıklamasını oldukça    şaşırarak karşıladı, ama üzerinde durmadı.

—  Ağabeylerim    kendilerini    mahvediyorlar, diye devam etti. Babam da öyle. Üstelik başkalarını da ken. dilleriyle birlikte felâkete sürüklüyorlar. Bu işin içinde geçenlerde peder Paisiy'in belirttiği gibi, Karamazov'ları hayata bağlayan bir güç" var. Bu bizi   dünyaya bağlıyan karşı gelinmez, hiçbir yön verilmez bir güçtür. Ama bu güç Tanrı'dan mı geliyor? Bunu bilmiyorum. Yalnızsunu    biliyorum ki, ben de bir Karamazov'um. Ben bir rahibim.   < Rahip  mi dedim?    Söyleyin, sizce ben gerçekten bir   rahip  miyim Lise? Demin, söz arasında, siz de benim bir "rahip olduğumu söylemiştiniz.

—  Evet, söyledim.20

 

 

21

—  Öyle ama, bakın belki de ben Tanrı'ya inanmıyorum!

Lise, yavaşça ve onu kırmamağa çalışarak:

—  Siz mi inanmıyorsunuz? Ne oldu size böyle? dedi...

Ama Alyoşa buna karşılık vermedi. Kendisinden beklenmeyen bu sözlerde aşırı derecede gizli, aşırı derecede kendi kişiliğine bağlı, hattâ kendisinin de iyice kavrayamadığı; öyleyken ona üzüntü verdiği muhakkak olan bir şey vardı:

—  işle şimdi, bütün bunlardan başka benim dostum olan biri, dünyadaki insanların en üstünü hayata gözlerini kapıyor. O" insanla birbirimize ne kadar bağ]s olduğumuzu,  ruhlarımızın  ne  kadar kaynaştığını  bir bilseniz Lise! Öyleyken iste artık yalnız kalıyoruz... Size geleceğim, Lise! Bundan böyle hep beraber olalım

—  Evet hep birlikte olalım, beraber olalım! Bundan böyle ömrümüzün    sonuna kadar    ayrılmayalım Dinleyin; beni öpebilirsiniz, buna izin veriyorum...

Alyoşa onu öptü:

—  Haydi şimdi gidebilirsiniz. İsa yardımcınız ol

sun!...

Genç kız onu haçla kutsadı:

—  Çabuk O nün yanma gidin! Daha sağken yetişin ona. Anlıyorum ki, sizi alıkoymakla insafsızlık etmişim. Bugün, hem O nun için hem de sizin için dua edeceğim! İkimiz mutlu olacağız Alyoşa! Mutlu olacağız, değil mi?

—  Belki de, Lise...

Alyoşa Lise'nin yanından ayrıldıktan sonra Bayan Hohlakova'nın odasına gitmeyi uygun bulmadı. Ona veda etmeden evden çıkmak üzereydi. Ama daha kapıyı açıp dışarıdaki merdivene doğru yürürken, birdenbire nereden çıktığı belli olmayan, Bayan Hohlakova ile karşılaştı. Alyoşa daha söylediği ilk sözden onun ken

disini orada mahsus beklediğini anladı. Bayan Hohlakova ona doğru atılarak:

—  Aleksey Fiyodoroviç, bu korkunç bir şey! Bunlar çocukça ve saçma şeyler: Hepsi saçma! İnşallah öyle bir şeyi hayalinizden geçirmiyorsunuz... Saçma, saçma, saçma! dedi.

—  Sakın bunu ona söylemeyin.   Sonra sinirlenir, bu da şu anda onun için zararlı olur.

—  îşte bu duyduklarım aklı   başında bir gencin, akıllıca sözleridir. Bu sözünüzü şöyle anlıya bilirim değil mi? Siz hasta olduğu için, ona acıdığınızdan ötürü kendisi ile anlaştınız. İsteğine karşı gelmekle onu darıltmak istemiyorsunuz öyle değil mi?

Alyoşa kesin bir tavırla:

—  Yok canım, ben onunla gerçekten, ciddî olarak konuştum, dedi!

—  Bu işte ciddilik   olamaz!   Bu akıl   alacak şey değil!    Bundan böyle artık sizi   evimize bir daha almam! İkincisi buradan gideceğim, onu da götüreceğim, bunu böyle bilin!

Alyoşa:

—  Ama neden? dedi. Bu işe daha o kadar çok vafcit var ki; daha belki bir buçuk yıl beklemek zorunda Kalacağız.

— Ah, Aleksey Fiyodoroviç! Burası tabiî doğru. Böylece bir buçuk yıl içinde onunla daha bir defa darılır, ayrılırsınız. Ama ben öyle mutsuzum, öyle mutsuzum ki; bütün bunlar saçma da olsa, bu iş beni mahvetti. Şimdi ben son sahnede Famusov rolündeyim. Siz Catskiy'siniz. O Sofia'dır. Hem bakın ben mahsus koşup buraya, merdivene çıktım; sizinle konuşmak için. Oysa kaderi bağlayan olay, orada, merdivende iken oldu. Herşeyi işittim. Az kalsın bayılacaktım. Demek ki bu gece olup biten bütün o korkunç şeylerin, bütün o isteri krizlerinin nedeni buydu! Kıza sevgi, annesine ölüm! Buyrun cenaze törenine! Şimdi ikinci birşey var :22

 

Hem de en önemli olanı budur. Lise'in size yazdığı o mektup neydi? Bana gösterin onu, hemen gösterin!

—  Hayır, hayır gösteremem! Şimdi siz bana sunu söyleyin :  Katerina İvanovna nasıl? Bunu muhakkak öğrenmeliyim.

—  Halâ yattığı yerde sayıklıyor; Daha kendine gelmedi. Teyzeleri de burada. Yalnız Ah, vah edip duruyor, bir de benim karşımda kuruluyorlar. Hertzenstube ise, gelir gelmez o kadar korktu ki. ona ne yapacağımı, o adamı nasıl kurtaracağımı bilemedim. Doktor çağırtmayı bile düşündüm. Benim arabamla götürdüler onu. Sonra herseyin üzerine tüy diker gibi, durup dururken bir de siz ortaya çıktınız. Gerçi biliyorum, bütün bunlara daha bir buçuk yıl var. Ama yüce olan ne varsa onun hatırı için, ölüm döşeğinde yatan    dedenizin başı için bana o mektubu gösterin Aleksey   Fiyodoroviç! Bir anne olarak bana gösterin onu! İsterseniz onu parmaklarınızın   arasında tutun.    Mektubu   elinizden okuyayım!

—  Hayır, göstermem Katerina    Osipovna! Lise'in kendisi izin verse bile onu size gene göstermem. Yarın geleceğim, o zaman isterseniz sizinle birçok şeyleri konuşuruz. Ama şimdilik Allahaısmarladık!.

Alyoşa bunu söyledikten sonra, merdivenden koşarak sokağa indi

II GiTAR ÇALAN SMERDYAKOV

Zaten vakti de yoktu. Daha Lise ile vedalaştığı sırada aklına bir şey gelmişti. Düşündüğü şuydu: Acaba o sırada herhalde ondan saklanan ağabeyi Dimitriy'i yakalamak için nasıl bir kurnazlık yapmalıydı? Vakit artık erken değildi. Saat üçe geliyordu. Alyoşa bütün varlığı ile bir an Önce ölüm döşeğindeki büyüğüne kavuşmağa can atıyordu; ama ağabeyi Dimit

23

riy'i görmek ihtiyacı herşeye üstün geliyordu. Alyoşa'rıin zihninde her an meydana gelmeğe hazır, kaçınılmaz ve Korkunç bir felâketin olacağı kanısı gittikçe güçleniyordu.

Bu felâket neydi? Ağabeyine hemen o anda neyi söylemek istiyordu? Belki bunu kendisi de bilmiyordu ..Varsın velinimetim yanında bulunmadığım bir sırada hayata gözlerini kapasın diye düşündü. Hiç olmazsa, ömrümün sonuna dek, kendimi belki ağabeyimi kurtarabilirdim, öyleyken kendi yuvama bir an önce dönmeyi düşünerek yanından geçip gittim diye suçlamıyacağım. Zaten öyle davranırsam, Onun yüksek öğütlerine göre davranmış olacağım.

Plânı, ağabeyi Dimitriv'i hiç beklemediği bir sırada yakalamaktı. Bu da şöyle olacaktı: Bir akşam önce olduğu gibi çitin öbür tarafına geçmeli, bahçeye gitmeli, o kameriyenin altına gidip pusuda beklemeliydi. Eğer orada değilse, o zaman Foma'ya da, ev sahibi kadınlara da bir şey söylemeden orada saklanmalı ve kameriyenin içinde hiç olmazsa akşama kadar beklemeli diye düşünüyordu. Eğer eskisi gibi Gruşenka'nın gelişini gözetliyorsa, büyük bir ihtimalle, kameriyeye gelecektir.


 

Yorum ekle

Facebook Grubumuza Katılın!

Site Bilgileri



sa  mysa